ABDULLAH BİN ZİBARA (ZEBARİ)

O BİR ŞAİR İDİ

Kureyş Kabilesi’nin Sehm Boy’una mensuptur. Babası Zibara, annesi de Atike Binti Abdullah Bin Amr’dır.
Peygamberimizi ve Müslümanları hicveden, yeren, iftira eden şiirler yazıp okuyan, müşrik şairlerden birisi de Abdullah Bin Zibara’dır.
Peygamberimize Vahy gelmeye ve insanlara tebliğ etmeye başladığında, en çok karşı gelenlerin ve şair kimliği ile, en çok zorluk çıkaranların içinde, Abdullah Bin Zibara da vardır.
Abdullah Bin Zibara, dilini kullandığı gibi, eli ile de Müslümanlara eziyet edenlerin en ünlülerindendi.
Her ayet okunduğunda, o ayette bulunan fikirleri çürütmek için çaba sarfederdi.
İşte bir örnek:
İslamın ilk yılları idi.
Bir gün Resulullah Efendimiz, Velid Bin Muğire ile Mekke’de oturuyordu. Nadr Bin Haris de gelip yanlarına oturdu. Mecliste Kureyşliler’den diğer bazı kimseler de vardı. Resulullah Efendimiz konuşmaya başladı. Nadr Bin Haris O’na cevap verdi. Peygamber Efendimiz yine konuşmaya başladı ve O’nu susturdu. Sonra da şu Ayeti Kerime’yi okudu:
Enbiya Suresi:
98-Siz ve Allah’ın dışında taptığınız şeyler cehennem odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.
Bu Ayeti Kerime’yi okuduktan sonra Peygamber Efendimiz oradan kalktı. Abdullah Bin Zıbara gelip oraya oturdu.
Velid Bin Muğire şöyle dedi:
-Allah´a andolsun ki, Nadr Bin Haris, ne kalktı ne de oturdu. Muhammed ise bizim ve taptığımız tanrılarımızın cehennem odunu olduğunu iddia etti.
Abdullah bin Zibara O’na şöyle dedi:
-Allah´a andolsun ki, ben burada olsaydım, Muhammed´le tartışırdım. Hele O’na sorun bakalım, bizim Allah´tan başka taptığımız her tanrı ve o tanrılara tapan bizler, cehennem odunu olacak mıyız?
Bizler meleklere ibadet ediyoruz. Yahudiler Üzeyr´e ibadet ediyorlar. Hristiyanlar İsa´ya ibadet ediyorlar. Bütün bunlar da cehennem odunu mu olacaklar?
Velid Bin Muğire ile orada bulunan diğer arkadaşları, Abdullah Bin Zibara´nın bu sözlerini beğendiler. Hazreti Muhammed’in buna cevap veremeyeceğini sandılar.
Peygamber Efendimiz de buna karşı: 
-Her kim Allah’ı bırakıp da, kendisine ibadet edilmesini isterse, o kendisine ibadet edenlerle birlikte cehennemdedir. Onlar ancak şeytana ibadet ediyorlardır. Çünkü onlara ibadet etmeyi şeytan emretmiştir.
Buyurdu.
Sonra şu Ayatler nazil oldu:
Enbiya Suresi:
26. Rahman (olan Allah, melekleri) evlat edindi, dediler. Haşa! O, bundan münezzehtir. Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar olmuş kullardır.
27. O’ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O’nun emri ile hareket ederler.
28. Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
29. Onlardan her kim: “Tanrı O değil, benim!” derse, biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!
Cenabı Allah, müşriklerin, İbnü Zibara’nın sözünü beğendiklerini şu Ayet-i Kerimelerle bize bildiriyor:
Zuhruf Suresi:
57. Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
58. Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa O mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.
Peygamberimiz bazen, arkadaşlarından şiir söylemelerini ister, onların okuduğu şiirleri dinler, şiirler üzerine yorumlar yapardı.
Böylece, müşriklerin en iyi şairlerinden Amr Bin As , Abdullah Bin Zibara ile Ebu Süfyan Bin Haris`e karşı şiirler ve cevaplar ortaya çıkardı.
Aslında Peygamberimizin döneminde, Arap kabileleri arasında edebiyat ön plana çıkmış, bilhassa şiir başlı başına bir sanat haline gelmişti. Sahebeler arasında şiire yatkın olanların sayısı o kadar çoktur ki, daha sonradan bu konuda yazılan antolojik eserlerde, dört halife başta olmak üzere iki yüz kadar şair adı ve şiirlerinden örnekler bulunmaktadır.
İslamı, Peygamber Efendimizi ve Müslümanları hicveden Abdullah Bin Zibara gibi şairlere cevap vermek, başlı başına bir uğraşı gerektiriyordu.
Kureyş müşriklerinin önde gelen şairlerinden Abdullah Bin Zibara, Bedir ve Uhud için de şiirler yazmış ve şirke hizmet etmiştir.. Ateşli mısraları ile; adamlarını övüyor müslümanları kötülüyor; insanları etkisine alıyordu…
Buna ensardan değerli şair Hasan Bin Sabit, iki kudretli şiirle karşılık vermişti. Sanki bir cepheden öbür cehpeye iki esaslı hücum gerçekleştirilmişti. Hasan Bin Sabit’e, Haris Bin Hişam, kısa bir şiirle cevaba yeltendi ama, cılız şiir havada kaldı. Bu kere Hasan Bin Sabit isimli kahraman sahabi de, düşman şairlerine cepheden bir saldırı yaparak, yazdığı sekiz müthiş şiirle mukabele etti.
Bu şiirle saldırı ve şiirle savunma geleneği, halifeler ve hükümdarlar arasında devam edip gitmiştir.
Günümüzde de şiir çok önemli bir anlatım şekli olarak önemini devam ettirmektedir.

BEDİR SAVAŞINDA

Bedir savaşında Peygamber Efendimizin ordusu parlak bir zafer kazanmıştı.
Müşriklerin uğradıkları müthiş bozgunda, 70 ölüleri 70 de esirleri bulunuyordu..
Mekke’de artık intikam almaktan başka bir şey konuşulmaz olmuştu.
Aradan bir müddet geçmiş, müşrikler ticaretten olağanüstü karlar elde etmişlerdi. Artık Bedir’in intikamının alınması zamanının gelmiş olduğuna inanıyorlardı.
İleri gelenler, bilhassa gençler hareket istiyorlardı.
Uhud savaşı öncesi Mekke’de şunlar oluyordu:
Müşriklerden üç kişi Safvan Bin Ümeyye, İkrime Bin Ebi Cehil, Abdullah Bin Rebia, Ebu Cehil’in öldürülmesinden sonra Mekke’nin yeni reisi olan Ebu Süfyan’a gittiler.
Alarında şöyle bir konuşma geçti:
-Ya Eba Süfyan!
-Buyurun gençler hoş geldiniz!… Sizi dinliyorum! 
-Bu kahredici Bedir mağlubiyeti lekesini alnımızda daha ne kadar taşıyacağız?
-Ayakta kalmayın! Oturun bakalım!..
-Zaten bugüne kadar oturmaktan başka ne yaptık ki?
Ebu Süfyan sordu:
-Bir düşündüğünüz var mı?
-Var ya Eba Süfyan!
-Evet sizi dinliyorum.
-Şam seferinden ne kadar kazanç elde edildi?
-Elli bin altın. Bunu hepiniz biliyorsunuz?
Gencin biri aceleyle ileri atıldı:
-Darün Nedve’de saklı değil mi?
-Evet.
Bir başka genç şu teklifi yaptı:
-Öyleyse ya Eba Süfyan! Tamamı kar olan bu parayı ikiye ayırsak ve yarısını silaha, diğer yarısını asker toplamaya harcasak; nasıl olur?
-Şayet bu parada hissesi olan herkes razı olursa gayet güzel olur.
Ateşli gençlerden biri patladı:
-Hele hayır diyecek biri çıksın!
-Hadi bakalım öyleyse. Gösterin hünerinizi!..
Konuşma,şiir ve ikna kabiliyeti yüksek ve konuşması güzel olan kişilerden; Amr Bin As, Cübeyr Bin Dehl, Abdullah Bin Zibara ile Şair Ebu Uzze Cemhi’yi seçerek, kabilelere yollayarak, onların gerek para, gerek silah ve gerekse de asker desteği sağlandı.
Bu hazırlık neticesi Ebu Süfyan’ın kumandasında, Uhud savaşına gidilmesine karar verildi.
Uhud savaşının hazırlık çalışmalarında Abdullah Bin Zibara’nın büyük bir rolü olmuştu. Bu rol ikna kabiliyeti ve şiir yeteneği gereği O’na verilmişti.

FİL OLAYI HAKKINDA ŞİİR

Bilindiği gibi Peygamber Efendimizin doğumundan yaklaşık iki ay önce meydana geldiği bilinen Fil Olayı, kısaca şudur:
Habeşistan’ın Yemen Valisi Ebrehe, Sana’da yaptırdığı katedralin artık Kabe’nin yerini almasını ve insanların Kabe yerine burayı ziyaret etmelerini istemiştir.
Böylece Mekke yerine artık Sana merkez olacak, ekonomik ve sosyal itibara kavuşacaktı.
Bunu mevcut otoritesi ile başaramayınca da, büyük bir ordu hazırlayıp, ordunun önüne de filleri dizip Kabe’yi yıkmaya gitmiştir.
Fakat Kabe’ye yaklaştıklarında da, Ebabil Kuşları’nın saldırısına uğrayarak perişan olmuşlar, askerlerinin ve fillerinin büyük bir kısmı yok olmuş, çok az kurtulanla birlikte Ebrehe de Yemen’e dönmüştür.
Ancak hastalıktan kurtulamayarak kısa süre sonra Ebrehe de ölmüştür.
Abdullah Bin Zibara işte bu meşhur Fil Vakası ve Ebrehe ordusuna dair bir şiir de yazmıştı. Rivayete göre bu şiirinde şöyle demişti:
“Mekke deresinden defolun.
Çünkü eskiden beri onun harimine ilişilmez.
O haram kılındığı geceler o an yaratılmamıştı.
Yaratılmışlardan ona taarruz edecek bir aziz yoktur.
Habeş komutanına sor ne gördü,
Bilmeyenlerine de bilen haber verecektir,
Altmış bin yerlerine dönemediler,
Hatta döndükten sonra da Ebrehe yaşamadı.
Onlardan önce de orada Ad ve Cürhüm vardı.
Allah, kulların fevkinde onu ikame buyurur”

O’NUN DA KALBİ YUMUŞUYOR

Abdullah Bin Zıbara, İslama hakaretinde çok ileri gitmiş olmasından dolayı, Mekke Fethi öncesi görüldüğü yerde öldürülecekler listesine alınmıştı.
Mekke’nin fethi sırasında, korku İbni Zibara’nın dağlarını sarmıştı.
Önce Hübeyre Bin Ebi Vehb adındaki müşrikle birlikte, Beni Kaapların yaşadığı Necran kalesine kaçtılar.
Oranın halkı bu kişileri görünce, Mekke’de neler olup bittiğini sordular.
İbni Zibara:
-Mekke’yi ve Kureyşliler’i soruyorsanız, Muhammed Mekke’ye girdi. Kureyşliler’i de öldürdüler.
Vallahi öyle gözüküyor ki; Muhammed buraya bu kalenize de gelecek ve Kureyşliler’in başına gelen sizin de başınıza gelecektir.
Dedi.
Bunun üzerine, orada bulunan halk hemen surlarının onarımına başladılar. Etrafta bulunan yaylım hayvanlarını da toplayıp kaleye getirdiler. Her türlü tedbiri aldılar.
Sonraki günlerin birinde, Peygamberimizin şairi Hassan Bin Sabit, tek beyitlik bir şiir yazıp İbni Zibara’ya gönderdi. Bu şiirinde, Peygamber Efendimizin merhametinden ve engin affediciliğinden söz ediyordu.
Bu şiiri alan İbni Zibara umutlandı, düşünceye daldı, Mekke’ye geri dönmeye karar verdi.
Bu maksatla hazırlık yapmaya başlayınca arkadaşı Hübeyre Bin Vehb:
-Ey amca oğlu! Nereye gitmek için hazırlık yapıyorsun?
Diye sordu.
Abdullah Bin Zibara da:
-Vallahi Muhammed’in yanına dönmek istiyorum!..
Dedi.
Konuşma şöyle devam etti:
-O’na tabi olmayı mı istiyorsun?
-Evet, vallahi öyle!
-Keşke senin gibi bir yoldaşım olmayaydı. Hiç sanmıyorum ki, sen Muhammed’e temelli bağlı kalasın.
-Bu senin görüşündür. İnsanların en hayırlısı ve en iyisi olan amcamın oğlunu bırakıp da, ne için Beni Harislerin, Beni Kaapların yanında oturalım?
Hazırlıkları bitince Necran’dan ayrılıp, Efendimizin yanına geldi.
Peygamberimiz arkadaşları ile birlikte oturuyorlarken Abdullah Bin Zibara çıkageldi.
Peygamber Efendimiz O’nu görünce:
-İşte İbni Zibara! Yüzünde İslamiyet nuru parlıyor!
Buyurdu.
İbni Zibara yanlarına geldiğinde:
-Esselamü Aleyküm, Ey Allah’ın Resulü!..
Diye selam verdi ve arkasından hemen ekledi:
-Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur! Ve yine şehadet ederim ki, sen de O’nun Kulu ve Resulüsün!
Hamd olsun O Allah’a ki, bana hidayet edip İslamiyete erdirdi. Ben sana karşı atlı, deve üstünde ve yaya olarak hep düşmanlık ettim. Bir an olsun düşmanlıktan geri durmadım. Sonra sen Mekke’ye girerken de, ben Necran kalesine kaçtım. İslamiyete yaklaşmayı hiç düşünmemiştim.
Yüce Allah benim için istediğimden daha hayırlısını diledi. Allah sevgisini gönlüme düşürdü de, putların manasızlığını, bir taş veya ağaç parçasının insanlara zararı veya faydası dokunamayacağını, sapkınlığın hiç kimseye yarar vermeyeceğini, yalnız Allah’a ibadet edilebileceğini bana düşündürdü.
Yapmış olduğu bütün kötülük, zulüm ve suçlardan dolayı pişman olduğunu, tevbe ettiğini bildirerek, Efendimizden özür ve af diledi.
Peygamberimiz de:
-Hamd olsun O Allah’a ki, sana İslamiyeti nasip etti. Şüphe yok ki, İslamiyet kendinden önceki yapılanları siler.
Buyurdu.
Abdullah Bin Zibara’nın arkadaşı Hübeyre Bin Ebi Vehb ise, Necran’da oturmaya devam etti. Hidayete eremeden öldü gitti.
Abdullah Bin Zibara ise, hidayet bulduktan sonra şiir yazmaya ve söylemeye devam etti. Ama bu dönemdeki şiirleri hep İslam’ı ve Müslümanları övücü şiirlerdi.
Eski yaptıklarını yerden yere vuran edebi eserler verdi.
Amellerini güzelleştirdi.
Hayatının sonuna kadar bir daha hidayetten ayrılmadı ve büyük hizmetlere imza attı…
İtalyan yazar P.Minganti 1963 yılında Abdullah Bin Zibara’nın şiirlerini derleyip hayatı ile birlikte yayımlamıştır.
Peygamber Efendimize Selat ve selam olsun. O’nun ailesi ve güzide sahabelerinden ve onları takip edip iman ile Darı Beka’ya intikal eden, bütün Müminlerden Allah razı olsun…

TOP