HEBBAR BİN ESVED BİN MUTTALİB

AZILI VE İNATÇI BİR MÜŞRİK

Azılı İslam düşmanı Hebbar Bin Esved, Mekke’nin fethinden önce Peygamberimizin ilan ettiği “Kanı heder edilenler” listesinde bulunanlardan biriydi.
Babası Esved Bin Muttalib, azılı bir İslam ve Peygamber düşmanı idi. Peygamberimiz ve Müslümanlarla alay edenlerin başında geliyordu. Peygamberimiz veya Müslümanlar yanından geçerken arkadaşlarına:
-Yeryüzünün kralları yanımızdan geçiyor. Bunlar Kisra’nın ve Kayzer’in hazinelerini ele geçireceklermiş!…
Diyerek alay ederlerdi. Ayrıca ıslık ve alkışla da, bu alaylarını sürdürürlerdi.
Rivayete göre Peygamber Efendimiz, O’nun gözlerinin kör olması ve çocuklarını yitirmesi için beddua etmiştir.
Esved Bin Muttalib bir ağacın gölgesinde oturuyorken, Cebrail Aleyhisselam O’nun yüzüne ve gözlerine, dibinde oturduğu ağacın yapraklarıyla ve dikenleriyle vurmaya başladı. Kör olana kadar da vurdu. Böylece Peygamberimiz ve Müslümanlarla uğraşamaz duruma gelmişti. Bedir’de  Müslümanların kılıç ve mızrak darbeleriyle öldürülmüştür. Kafir ve müşrik olarak.
Hebbar işte O’nun gibi azılı bir müşriğin oğluydu.
O da babasının izindeydi. Müslümanlara çok ağır işkenceler yapardı.
Hebbar Peygamberimizin Hak yolda olduğunu bile bile küfründe ve Müslümanlara hakarette inat ve ısrar ediyordu. Bir çok mucizeyi gözleriyle görmüş olduğu halde iman etmeye yanaşmıyordu.
İşte bizzat tanık olduğu mucizelerden birisi şöyle cereyan etmişti:
Peygamberimizin Mekke dönemiydi. Nübüvvet’ten önce, Peygamberimizin Muhtereme Kızı Hazreti Rukiye ile evlenmiş olan ve Nübüvvet’le birlikte düşmanlık için, O’nu boşamış bulunan, Utbe Bin Ebi Leheb, Necm Suresi indiği zaman, Resuli Ekrem Efendimize gelerek küfrünü açıklamış, hakaretlerde bulunmuş ve bununla da kalmayıp mübarek gömleğinden çekerek yırtmıştır. Peygamber Efendimiz de:
-Allah’ım O’na bir köpeğini musallat et!
Buyurarak kendisine bedduada bulunmuştur.
Abdullah Bin Abbas’dan yapılan rivayete göre, bu olaydan sonra Utbe, ticaret kafilesi ile birlikte Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Kervan Şam yolu üzerinde bulunan Gadıra Vadisi’nde geceyi geçirmek üzere konakladı. Oradaki yerliler onlara, geceleri vahşi hayvanların dolaştığını, dikkatli olmaları gerektiğini söylediler.
Ebu Leheb arkadaşlarına:
-Ey ehli Kureyş! Oğlumu korumak için bir tedbir alın! Çünkü Muhammed O’na beddua etti!
Dedi.
Bunun üzerine, geceyi geçirmek üzere kafilede bulunanlar bir saf halinde dizilerek yattılar. Utbe de bu saffın ortasına emniyete alındı. Develer de arka ve öne yerleştirilerek bir kalkan oluşturuldu.
Hebbar Bin Esved de kafiledeydi. Gördüklerini şöyle anlatmıştır:
-Gece bir arslan, develerin arasından gelerek sıra ile herkesi kokladı. Sıra Utbe’ye geldiğinde, O’nu pençeleri arasına alarak vahşice parçaladı.
Şüphesiz Peygamberimizin bedduası üzerine arslan, Utbe isimli müşriki parçalamıştı.
Hebbar bu olaya şahit olmasına rağmen iman etmemekte direnmiştir…

HAZRETİ ZEYNEB’E SALDIRDI

Peygamber Efendimizin kızı Hazreti Zeyneb, hamile olduğu halde, Medine’ye hicret için yola çıkmıştı.
Hebbar Bin Esved, Zituva mevkiinde bu kafileyi yakalamış ve Hazreti Zeyneb’i tartaklamıştı.
Devesi üzerinde hevdeçte bulunan Hazreti Zeyneb, aldığı mızrak darbesiyle taşların üzerine düşmüş, bu olay da çocuk düşürmesine sebep olmuştu.
Bu olaydan sonra Hazreti Zeyneb, kayaların üzerine düşmenin ve çocuk düşürmenin etkisi ile artık hastalıktan kurtulamamış ve bir süre sonra vefat etmişti.
Hebbar Bin Esved’in sebep olduğu bu olay önemlidir. Bundan dolayı bu konuya biraz eğilsek faydalı olacaktır:

PEYGAMBERİMİZİN İLK ÇOCUĞU

Önce Hazreti Zeyneb’i kısaca tanıyalım:
Peygamberimiz 25 yaşında iken Hazreti Hatice ile evlenmiş, yaklaşık beş yıl sonra da, Zeyneb isimli kızları olmuştu. (Peygamberimizin ilk çocuğunun Hazreti Kasım olduğunu ifade edenler de vardır.)
Peygamberimize 40 yaşında vahiy gelmeye başladığında, Hazreti Zeyneb yaklaşık 10 yaşına gelmiş bulunuyordu.
Peygamberimizin getirdiği İslam Dini’ne ilk inananlardan birisi de, annesi ile birlikte Hazreti Zeyneb idi.
Daha sonra Hazreti Hatice, kızı Zeyneb’i, kendi kızkardeşi Hale Binti Huveylid’in oğlu, Eb Ül As Bin Rebi ile evlendirmek için Peygamberimizle istişare etmiş, O da muvafakat buyurmuştu. Bu olayın vuku bulduğu yılda Müslüman hanımların müşriklerle evlenme yasağı henüz bulunmuyordu.
Hazreti Hatice, damadı ve yeğeni olan Eb Ül As Bin Rebi’yi evladı gibi severdi.
Eb Ül As Bin Rebi Müslüman olmamıştı.
Müşrikler Peygamberimize ve Müslümanlara zulüm yapmaya başladıkları zaman, Peygamberimizin kızlarını damatlarından ayırıp, kendisini bu gibi aile içi problemlerle meşgul etmeye karar verdiler. Bunun üzerine Eb Ül As Bin Rebi’ye gittiler.
O’na:
-Aileni kendinden ayır ve babasının yanına gönder. Biz seni, Kureyş kadınlarından hangisini arzu ediyorsan, onunla evlendiririz!..
Dediler.
O cevaben:
-Hayır! Vallahi ben zevcemden ayrılmam! O’nun yerine Kureyş kadınlarından birinin de, benim karım olmasını istemem!
Dedi.
Peygamberimiz de Eb Ül As’ı takdir eder beğenirdi.
Peygamberimiz Mekke’de iken, İslam’ın hükümlerini tatbik mevkiine koymakta zorlanıyordu. Bu bakımdan, Hazreti Zeyneb’i müşrik olan kocasından ayırma imkanı bulamadı. Karısı Müslüman, kocası da müşrik olarak yaşamaya devam ettiler.
Peygamberimiz hicret buyurunca da, kızı Hazreti Zeyneb, Mekke’de kocası Abul As Bin Rebi ile kalmıştı.

BEDİR VE SONRASI

Medine’de İslam Dini yayılmaya başlayınca, bu nuru savaş açarak söndürmek için bahane arayan müşriklerin saldırıya geçmesi üzerine, Bedir savaşı yapılmıştı…
Bedir’de kesin yenilgiye uğrayan müşriklerin ileri gelenlerinden, çok miktarda ölü olduğu gibi, bir kısmı da Müslümanlara esir düşmüştü.
Esirler arasında Hazreti Zeyneb’in kocası, Eb Ül As Bin Rebi de bulunuyordu.
Müşriklerin Bedir´deki uğradıkları durumun haberleri çabucak Mekke´ye ulaştı. Resulullah’ın kızı Hazreti Zeyneb’den başka, tüm Mekkeliler yıldırım çarpmışa döndüler.
Hazreti Zeyneb, kocasının esir edildiğini duyunca şevindi. Çünkü babasının esirlere iyi davranacağını çok iyi biliyordu.
Zeyneb, kocasının kardeşi olan Amr Bin Rebi ile, kocasının fidye verilerek kurtarılması için, gerdanlığını Medine’ye Peygamberimize gönderdi.
Amr Bin Rebi Medine´ye gelince:
-Ey Muhammed! Kızın Zeyneb beni, kardeşim Eb Ül As Bin Rebi’yi fidye vererek kurtarmam için sana gönderdi.
Dedi.
Amr Bin Rebi, elbisesinin içinden bir kese çıkarıp Peygamber Efendimize takdim etti. Kesenin içinden bir gerdanlık çıktı.
Onu görür görmez Peygamber Efendimizin içi sızladı. Bu, vefat eden hanımı Hazreti Hatice validemizin gerdanlığıydı. Onu kızı Zeyneb´e, Ebu As’la evlendiği gün, düğün hediyesi olarak vermişti.
Resulullah ve ashabı konuşmayıp başlarını önlerine eğdiler…
Daha sonra Resulullah Efendimiz:
-Zeyneb´in esirini bırakıp fidyesini de kendisine geri vermeyi uygun görürseniz, bunu yapınız!..
Buyurdu.
Kıraş Bin Samme :
-Tamam, ya Resulallah!
Diye cevap verdi.
Resulüllah, Eb Ül As Bin Rabi’yi yanına getirtip,  İslam´ın onları ayırmasından dolayı, kızını artık Medine’ye göndermesini söyledi.
Eb Ül As Bin Rebi:
-Tamam, söylediğini yaparım.
Dedi.
Eb Ül As, Mekke´ye dönünce Hazreti Zeyneb´e :
- Zeyneb! Vedalaşmaya geldim!
Dedi.
Hazreti Zeyneb şaşırarak:
-Nasıl olur, daha yeni kavuşmuşken!
Diye merakla sordu.
Eb Ül As Bin Rebi:
-Gidecek olan ben değilim Zeyneb! Bu defa da sen gideceksin!
Diye cevap verdi.
Başından geçenleri ve Peygamberimizin O’na olan tembihini anlattı.

HAZRETİ ZEYNEB MEDİNE YOLUNDA

Bedir olayından yaklaşık bir ay sonra, Peygemberimiz Zeyd Bin Harise ile Ensar’dan birisini yanına çağırıp, onlara şu emri verdi:
-Mekke yakınındaki Ye’cec mevkiine kadar gidiniz. Orada bekleyiniz. Zeyneb yanınıza getirilecektir. O’nu teslim alıp bana getirin!
Hazreti Zeyneb, hazırlık yaptığı sırada, bunu haber alan, müşriklerden Ebu Süfyan’ın karısı Hind Binti Utbe, evine geldi.
O’na:
-Ey Muhammed’in kızı! Senin babanın yanına gitmek istediğin bana haber verilmedi mi sanki?
Diye üstü kapalı sordu.
Hazreti Zeyneb:
-Böyle bir şeyi düşünmedim.
Diye cevap verdi.
Hind:
-Ey amcamın kızı! Yapma böyle! Babanın yanına gidinceye kadar, yolculuğun sırasında erzaktan maldan neye ihtiyacın varsa, hiç çekinme bana söyle! Yanımda olanlardan temin edeyim! Bilirsin yolculuk zordur ve bir takım şeylere ihtiyacın olabilir.
Dedi.
Hazreti Zeyneb, Hind’in bu tekliflerinde samimi olduğuna ve dediklerini yapacağına inanıyordu.
Buna rağmen hazırlık yapmakta olduğunu inkar etmek ihtiyacını hissetmişti.
Nihayet Abül As’ın kardeşi Kinane Bin Rebi, Hazreti Zeyneb’i Ye’cec’e götürmek üzere bir deve getirdi.
Hazreti Zeyneb devenin üzerindeki hevdece girdi ve herkesin gözü önünde, gündüz vakti beraberce Mekke’den yola çıktılar.
Müşrikler bu olayı kabullenemediler.
Birtakım kişiler peşlerine düştü.
Hazreti Zeyneb’le Kinane Bin Rebi, Zituva mevkiine vardıklarında, müşriklerden iki kişi onlara yetişti.
Bunlar Hebbar Bin Esved ve Nafi Bin Abdi Kays idi.
Hebbar Bin Esved, hevdec içinde bulunan Hazreti Zeyneb’e mızrağı ile vurarak ve deveyi ürküterek taşların üzerine düşmesine sebep oldu.
Hamile olan Hazreti Zeyneb, bu olay üzerine kanama geçirdi ve çocuğunu düşürdü.
Efendimiz bunu haber alınca bir seriye, yani askeri birlik göndererek bu olaya sebep olan, Hebbar Bin Esved ve Nafi Bin Abdi Kays’ı arattırdı.
Ebu Hüreyre bu hususu şöyle anlatıyor:
-Resulullah benim de aralarında bulunduğum bir seriyyeyi yola çıkarırken bize: “Hebbar Bin Esved ile O’nunla beraber Zeyneb’e karşı çıkan kişiyi yakalarsanız, o ikisini ateşle yakın!” buyurdu. Ertesi gün olduğunda bize; “Ben size o iki kişiyi yakalarsanız yakmanızı emretmiştim; sonra anladım ki, Allah’tan başkasının ateşle azap etmesi layık değildir. Eğer onları yakalarsanız, öldürün.” diye haber yolladı.
Konumuz olan Hebbar Bin Esved’in, Hazreti Zeyneb’e yaptığı eziyetle ilgili olay, buraya kadar…
Ama bu olayın devamını da buraya yazmamak olmaz.
İşte olayın devamı:
Hazreti Zeyneb’in refakatçisi Kinane Bin Rebi, bir ok çekip yayına yerleştirdikten sonra:
-Yaklaşana bu oku fırlatıp saplarım!..
Diye ileri atıldı.
Bunun üzerine Hebbar Bin Esved’le Nafi Bin Abdi Kays geri çekildiler ve takipten vazgeçtiler.
Bundan sonra, yakınlarında bulunan müşriklerin lideri Ebu Süfyan, takipçilerden ayrılarak yanlarına kadar geldi.
Kinane’ye:
-Ey Kinane, bize ok atmaktan vazgeç de, gelip seninle iyilikle konuşalım!
Dedi.
Bunun üzerine Kinane okunu indirdi.
Ebu Süfyan, Kinane’nin yanına gelip karşısına dikildi. O’na:
-Bunca halkın gözü önünde açıktan açığa bu kadınla yola çıkman, hiç de isabetli değildir.
Sen Muhammed’in üzerimize getirdiği musibetleri ve zahmetleri biliyorsun. O’nun kızını halkın gözü önünde Mekke’den açıktan açığa çıkarıp, O’na götürdüğün zaman, halk bunu uğradığımız kötülüklerin getirdiği bir zillet sayacak, zayıflık ve korkularımızın bir neticesi kabul edecektir. Hayatıma yemin ederim ki, Zeyneb’in Mekke’de tutulmasında veya Medine’ye babasının yanına gitmesinde bizim için bir fayda veya zarar yoktur. Bunda bir öç alma olayı da düşünülemez.
Sen beni dinle de, şimdi kadını geri çevir.
İtiraz sesleri kesildiği ve millet bizim geri çevirdiğimizi konuştuktan sonra, sakinleşip bu olayı unuttuğu zaman, gizlice, O’nu Mekke’den çıkarıp babasına götürürsün!..
Dedi.
Kinane Bin Rebi, Hazreti Zeyneb´in inlemesini duydu ve O’na dönüp baktı. O’ndan kan geldiğini ve çölün ortasında çocuğunu düşürdüğünü görünce, durumundan endişe etti. O’nu alıp Mekke´ye geri götürdü.
Kocası Eb Ül As, O’nu koruyup gözetmek için birkaç gün Mekke’de Hazreti Zeyneb´in yanında kaldı. Zeyneb kendine gelince, Kinane Bin Rebi, O’nu Mekke´den çıkarıp hala, O’ndan kan gelirken, Ye’cec’de beklemekte bulunan Zeyd Bin Harise ve arkadaşına teslim etti.
Onlar da O’nu Medine’ye getirip Peygamber Efendimize teslim ettiler.
Hazreti Zeyneb artık, Medine’de sevgili babasının evinde kalıyordu.

KOCASI DA MÜSLÜMAN OLDU

Hazreti Zeyneb, Allah´ın, kocası Eb ÜI As Bin Rebi’nin göğsünü, İslam´a açması için dua ediyordu.
Bundan sonra Eb Ül As Bin Rebi’nin başına enteresan olaylar gelecektir. Takdiri İlahi’ye bakınız ki bu olaylar; birbirini seven bu iki insan arasındaki ayrılık ızdırabını günün birinde bitirecektir.
Hicretin 7 nci yılında idi; bir gece Eb Ül As Bin Rebi Medine’ye çıkageldi.
Hemen gizlice eski eşi Hazreti Zeyneb’i buldu.
Yorgundu ve korkmuş bir vaziyette idi.
Eb Ül As, Hazreti Zeyneb’e dedi ki:
-Ben geldim ya Zeyneb! Peşimde takipçiler var. Ben koşarak bu şehre sizin yanınıza geldim.
Zeyneb dehşetle:
-Ey Eb Ül As! Sanki sen bizim yanımıza gelmiş gibisin.
Dedi.
Eb Ül As Bin Rebi:
-Evet ya Zeyneb! Ben şu an sizin  misafirinizim… Yolculuktan yorulduktan sonra, takipçilerden kaçtıktan, ayrılık acısıyla canından bezdikten sonra, sizin yanınıza gelip kabul edilmeyi umuyorum.
Dedi.
Hazreti Zeyneb “sanki müslüman olarak mı geldin?” dercesine O’na baktı .
Eb Ül As başını sallayıp:
-Hayır ya Zeyneb! Medine´ye müslüman olarak gelmedim. Kendime ve Kureyşlilerden bazılarına ait malları Şam´a götürmüştüm. Ticaret işimi bitirip dönerken, başlarında Zeyd Bin Harise´nin bulunduğu yüz yetmiş kişilik seriyye karşıma çıktı. Yanımda ne varsa hepsini ele geçirdiler. Kaçarak onlardan kurtuldum. Gecenin karanlığı basınca bana eman vermen için gizlice sana geldim. Bana babandan eman alır mısın?
Dedi.
Hazreti Zeyneb keder dolu bir sesle :
-Hoş geldin teyze oğlum. Hoş geldin Ali´nin ve Umame´nin babası!..
Dedi.
Hazreti Zeyneb Mescid’e gitti. Peygamber Efendimiz  sabah namazını yeni kıldırmıştı.
Şöyle seslendi:
-Ey insanlar! Ben Eb Ül As Bin Rebi’ye eman verdim!..
Resulullah o an ashabına dönerek:
-Ey müminler! Benim duyduğumu siz de duydunuz mu?
Diye sordu.
-Evet, Ya Resulallah!
Diye cevap verdiler.
Peygamberimiz de:
-Muhammed´in canı elinde olan Allah´a yemin ederim ki, sizin duyduğunuzu duyuncaya kadar, bu konuda hiçbir şey bilmiyordum!
Dedi.
Sonra şunu ilave etti:
-Müslümanların herhangi birisinin yakınlarına eman vermesi güzel bir olaydır. Zeyneb´in eman verdiğine biz de eman verdik!
Daha sonra Resulüllah kızının yanına girdi. Eb Ül As Bin Rebi de oradaydı.
Hazreti Zeyneb:
-Ya Resulallah! Eb Ül As amcamın oğlu ve çocuklarımın babasıdır. Ben de O’na eman verdim.
Dedi.
Peygamberimiz:
-Kızım! O’na ikramda bulun. Sana yaklaşmasın. Çünkü artık sen O’na helal değilsin.
Buyurdu.
Resulullah Efendimiz ayrıldıktan sonra Hazreti Zeyneb, Eb Ül As´a:
-Eb Ül As! Ayrı kalmamız sana kolay geldi mi?
Diye sordu.
Eb Ül As Bin Rebi:
-Allah saklasın, Zeyneb! Vallahi, senden sonra hayat benim için hiç de hoş değil…
Dedi.
-O halde, bu işkence ve inat niye?
Diye sordu.
Eb Ül As:
-Allah bizim hakkımızda hükmünü verinceye kadar.
Diye cevap verdi.
Resulüllah, Eb Ül As’ı mescide getirmek için birisini gönderdi. Kendileri mescidde, Eb Ül As’ın mallarını ele geçiren seriyyenin adamları ile beraberdi.
Resulüllah Efendimiz onlara:
-Bildiğiniz gibi bu adam bizdendir. O’na ait bir malı ele geçirdiniz. Eğer bir iyilik yapar da, malını O’na geri verirseniz, buna memnun oluruz. Eğer kabul etmezseniz, o Allah´ın size nasip ettiği bir ganimettir. Ona en layık olan sizsiniz.
Dedi.
Onlarsa hep bir ağızdan:
-Ey Allah´ın Resulü! Malını kendisine geri veriyoruz.
Dediler.
Eb Ül As Bin Rebi´nin malının tamamını, kendisine geri verdiler. O’nun malından hiçbir şey kaybolmadı.
O’nun Mekke´ye dönme vakti geldiğinde Resulullah:
-O bana doğruyu söyledi. Verdiği her sözü yerine getirdi.
Buyurdu.
Hazreti Zeyneb, hareket etmeden önce kocasının gözlerinde bir ışık olduğunu fark ediyordu.
Eb Ül As Bin Rebi, Mekke´ye varınca, Kureyşliler ticaretlerinin karlı olduğuna sevindiler. O’na koşup Muhammed´le ashabı arasında geçenleri hemen anlatmasını istediler. Fakat o bütün mal sahiplerine mallarını verinceye kadar bekledi. Ve sonra bir kayanın üzerine çıkıp:
-Ey Kureyş topluluğu! İçinizden Herhangi birinin bende alamadığı bir malı kaldı mı?
Diye sordu.
Onlar:
-Hayır, Allah seni hayırla mükafatlandırsın. Biz seni sözüne bağlı ve şerefli bir kimse olarak gördük.
Diye cevap verdiler.
Gözünü onların arasında gezdirdikten sonra:
-Ben, Allah´tan başka ilah olmadığına, Muhammed´in O’nun Kulu ve Elçisi olduğuna şehadet ederim. Vallahi, sizin mallarınızı yemek istediğimi zannetmenizden korktum. Bundan dolayı İslam’a girmedim. Allah o malları size geri gönderince ve ben de, işimi bitirince müslüman oldum.
Dedi.
Onları hayret ve dehşet içinde bırakıp, Allah ve Resulü´ne hicret etmek üzere Medine´ye hareket etti.
Resulullah´ın kızı Zeyneb´e gidip, müslüman olduğunu O’na haber verince Hazreti Zeyneb çok sevindi.
Eb Ül As Bin Rebi, Resulüllah´ın mescidine girdi:
-Ya resulallah! Allah’a iman, sana da beyat etmek üzere gelmiş bulunuyorum!
Dedi.
Kelimei Şehadet getirip Peygamberimize beyat etti.
Damadının Allah’a iman ve Resulullah´a beyat ettiğini gören ashab:
-La İlahe İllallah!
Diyerek sevinçlerini haykırdılar.
Resulullah Zeyneb´i yeniden, Eb Ül As Bin Rebi’ye, eski mehri ve eski nikahıyla verdi.
Hazreti Zeyneb, o çocuk düşürme olayından sonra tam olarak sağlığına bir daha kavuşamamıştı.  Hicretin sekizinci yılı başında, Mekke’nin fethinden önce vefat etti.
Yıkanıp kefenlenme işi bittikten sonra, cenaze namazını bizzat Peygamberimiz kıldırmıştır.
Kabre koyarken de şöyle bir olay meydana gelmiştir:
Cenaze kabre koyulmadan önce, kabre inen Peygamberimiz, bir müddet orada durmuş, sonra da sevinç belirtileri göstererek kabirden çıkmış, şöyle buyurmuştur:
-Zeyneb’in zayıflığını düşünüp, O’na kabir sıkışıklığını ve hararetini hafifletmesi için Allah’a dua ettim. Allah da duamı kabul buyurup, O’na bunları hafifletti…
Bunun üzerine Hazreti Zeyneb’i kabre Peygamber efendimiz ve eşi Eb Ül As Bin Rebi, birlikte indirdiler…
Eb Ül As daha dün sevgi kafesi olan evine döndü. Artık bu ev, Hazreti Zeyneb’in vefatından sonra hatıraların ve kederlerin yankılandığı bir yer olmuştu.
Şayet oğlu Ali’de kendisini teselli edecek bir özellik, kızı Ümame´de de değerli yolcunun hatıralarını bulmasaydı, dünya hayatına ve eşinin hasretine dayanamazdı. Ama onlar babalarının yalnızlığını biraz olsun gideriyor, yarasını sarıyor, eve doluşan üzüntü ve kederi hafifletiyorlardı.
Resulullah Efendimiz de, kızı Hazreti Zeyneb’e duyduğu üzüntüyü, Ümame ile gidermeye çalışıyordu. O’na canı kanı kaynıyor ve O’nu avutuyordu.
Buhari ve Müslim´deki rivayete göre, Ümame’yi mübarek omuzlarına alır ve O’nunla namaz kılardı. Secdeye vardığında, O’nu yere bırakır, namazını bitirince tekrar omuzuna yerleştirirdi.
Hazreti Aişe rivayet eder ki:
-Resulullah’a bir takım hediyeler geldi. Bunların arasında boncuktan bir gerdanlık ta vardı. Resulullah Efendimiz, “Bunu ailem halkı içinden bana en sevgili olana vereceğim!” Buyurdu. Kadınlar derler ki :
-Hazreti Aişe onu almak için gitti, ancak Resulullah Hazreti Zeyneb’in kızı Ümame’yi çağırıp gerdanlığı onun boynuna taktı.
Resulullah Efendimiz, Hazreti Zeyneb’in ismini devamlı anardı..
Üvey kızı Zeyneb Binti Ebi Seleme şöyle anlatır:
“Resulullah annem Ümmü Seleme ile evlendiğinde, benim adım Berre idi. Resulullah bana, Zeyneb ismini verdi. Zeyneb binti Cahş O’na gelin geldiğinde de, adı Berre idi, O’nun adını da Zeyneb olarak değiştirdi.”
Hazreti Fatıma’nın da, Hazreti Zeyneb için duyduğu acı çok derin idi. O’nun ardından bir anne, bir kardeş, bir dost ve bir arkadaş kaybetmiş olarak ağlardı…  Mekke´de zihinleri hür, aileleri toplu olduğu günlerdeki saadetlerini hatırlardı. Seneler sonra, değerli kaybın hatırasını diriltmek ve eskimeyen sevgili adını tekrarlayıp durmak için, kendi kızına da Zeyneb ismini koymak suretiyle teselli aramıştı…

HEBBAR BİN ESVED’İN SONU

Hebbar Bin Esved, Müslümanlara yapmış olduğu ağır eza ve cefa, ayrıca Hazreti Zeyneb’e yapmış olduğu bu çirkin saldırı ile vefatına sebep olduğundan, idamlıklar arasına girmişti.
Fetih Ordusu Mekke’ye yaklaştığında, Hebbar Bin Esved, korkmaya başladı. İran’a veya başka bir uzak diyara kaçmayı düşündü. Sonra saklandı ve bulunamadı…
Daha sonra Peygamberimizin huzuruna gelerek:
-Ya Resulallah!  Önce İran’a kaçmayı kararlaştırdım. Fakat sizin büyük affınızı, benzersiz müsamahanızı düşünerek işte huzurunuza geldim. Yaptığım bütün suçlarımı itiraf ediyorum. Sizden af diliyorum!
Dedi ve Müslüman oldu.
Peygamberimiz af kapısını O’na da açtı. Samimi itirafları üzerine Hebbar’ı bağışladı.
Peygamber Efendimize selat ve selam olsun. Aile ve ashabından Allah razı olsun.

TOP