MEKKENİN FETHİNE DOĞRU

İki Cihan Peygamberi, Muhammed Mustafa Efendimiz, Mekke’de doğdu. Gençlik çağını Mekke’de yaşadı. Gerek soyu, gerek asaleti, gerekse ahlak ve yaşayışı itibariyle hep sevgi ve saygı gördü.
Ne zaman ki; Peygamberlik görevini aldı, tebliğ çalışmasına koyuldu; daha önceki Peygamberlerin başına gelen O’nun da başına gelmeye başladı.
Bir avuç Mümin…
İnanmayanlardan sert bir muhalefet…
En yakınları ve kavminin ileri gelenlerince eza, cefa, alaya alınma, tecrit edilme, taşlanma ve suikast teşebbüsleri…
Artık Mekke’de barınma ve faaliyet gösterme imkanı kalmadığından, Müslümanların ve Peygamber Efendimizin Medine’ye hicretleri…
Hicret’le birlikte başlayan ve Peygamberimizi ve Müslümanları topyekün yok etmeyi amaçlayan savaşlar süreci…
Bedir, Uhud ve  Hendek savaşları…
Arkasından Hicret’in 6 ncı yılında başlayan Hudeybiye barış süreci ile birlikte, Mekke’nin fethinin yakın olduğunu müjdeleyen, Fetih Suresi’nin baş tarafındaki ayetlerin gelmesi…
Hicret’in 8 nci yılı Ramazan ayı…
İslam Ordusu, Peygamber Efendimizin kumandasında Mekke’nin fethi için hareket halinde… İslam’ın doğduğu yer olan Mükerrem Mekke, küfürden temizlenecek, Mukaddes Kabe putlardan arındırılıp asli hüviyetine kavuşturulacak… İslam Devleti yepyeni bir açılım sürecine girecek…
Alınan tedbirler sayesinde Mekke müşrikleri, İslam ordusundan habersiz, kuşku içinde bekleşmekteler. Liderleri Ebu Süfyan’ı, olan bitenden haber getirmesi ve kendi bozdukları Hudeybiye antlaşmasını yenilemesi için, Medine’ye göndermek üzere yola çıkarırlar.
Daha Mekke’den yeni çıkmış bulunan Ebu Süfyan ve heyeti çok gitmeden Müslüman devriyeler tarafından yakalanmış ve Hazreti Abbas’ın himayesinde olarak Peygamber Efendimizin huzuruna çıkarılmıştır.
Müslüman Ordusu’nun haşmetini gören ve artık küfürde inat etmenin faydasız olduğunu anlayan, müşriklerin lideri Ebu Süfyan’ın, şehadet getirerek Müslüman olması o anda gerçekleşmiştir.
Hazreti Abbas ve Ebu Süfyan Peygamber Efendimizin huzurundadırlar. İslamiyeti kabul etmiş bulunan Ebu Süfyan, tekrar Mekke’ye dönecek ve Mekke’yi Peygamberimiz ve ordusuna kan dökülmemesi için hazırlayacaktır.
Peygamberimizin sevgili amcası Hazreti Abbas söz alıp:
-Ya Resulallah! Ebu Süfyan kavmimizin eşrafındandır, yaşlı başlı olgun kişisidir, lideridir. Övülmeyi, üstün tutulmayı da seven bir adamdır. Ya Resulallah! O’na, Mekkelilerin yanına döndüğünde, onlara karşı övüneceği bir şey lütfetseniz olmaz mı?
Diye ricada bulunur.
Peygamber Efendimiz de:
-Olur! Mekke’de kim Ebu Süfyan’ın evine girer, sığınır ve silah bırakırsa ona eman verilmiştir!..
Buyurur.
Ebu Süfyan heyecanla atılır:
-Benim evime mi, benim evime mi?
Diye sorar.
Peygamber Efendimiz:
-Evet!
Buyurur.
Ebu Süfyan:
-Benim evimin genişliği ne kadardır ki? Kaç kişiyi içine alır ki?
Der.
Peygamber Efendimiz:
-Kim Kabe’ye girer ve sığınırsa ona eman verilmiştir!
Buyurur.
Ebu Süfyan:
-Kabenin genişiliği nedir ki?
Diye karşılık verir.
Peygamber efendimiz bu sefer:
-Kim Mescidi Haram’a girer ve sığınırsa ona eman verilmiştir.
Buyurur.
Ebu Süfyan:
-Mescidi Haram’ın ne kadar genişliği var ki?
Der.
Peygamber Efendimiz bunun üzerine tebessüm ederek:
-Kim kapısını üzerine kapayıp, evinde oturursa onlara da eman verilmiştir!
Buyurur.
Ebu Süfyan memnundur:
-İşte bu geniştir! İstediğim budur ve bu bana yeter!
Der.
Ebu Süfyan Mekke’ye gönderilmeden önce, dar bir geçide götürülerek İslam ordusunun geçişi kendisine izlettirilir. Böylece anlar ve bilgilenir ki; Mekke müşriklerinin direnmek için hiçbir şansları yoktur.
Efendimiz de, Mekke gibi kutsal bir beldede kan dökülmesini arzu etmemektedir.
Kan dökülmesini önlemek maksadıyla, Peygamber Efendimiz Mekke’ye nasıl girileceğini kumandanlarına bildirmektedir. Herkesin işiteceği şekilde şu talimatı verir:
“Ebu Süfyan’ın evine girenlere dokunmayacaksınız!
Mescidi Haram’a ve Kabe’ye girenlere dokunmayacaksınız!
Kendi evine girenlere dokunmayacaksınız!
Sizinle çarpışmayanla asla çarpışmayacaksınız!
Kaçanları takip etmeyeceksiniz!
Yaralıları öldürmeyeceksiniz!
Alınacak esirleri öldürmeyeceksiniz!
Savaşanlar müstesna olmak üzere, Mekke halkına, canlarına, mallarına çocuk ve ailelerine dokunulmamak üzere eman verilmiştir.
Ancak şu isimleri sayılı kişiler, Kabe’nin örtüsü altına sığınmış olsalar dahi bulundukları yerde öldürülecektir:
1-İkrime Bin Ebi Cehil
2-Hebbar Bin Esved Bin Muttalib
3-Hind Binti Utbe Bin Rebia
4-Abdullah Bin Sa’d Bin Ebi Serh
5-Safvan Bin Ümeyye
6-Vahşi Bin Harb
7-Abdullah Bin Zebari (Zibara)
8-Enes Bin Züneym (Ed Di’li)
9-Mıkyes Bin Subabet Ül Leysi
10-Huveyris Bin Nukayz
11-Abdullah Hilal Bin Hatal
12-Sare (Amr Bin Haşim’in azatlısı)
13-Kureyna (Fertena)
14-Kureybe (Ernebe)
15-Haris Bin Tulatıla
(Bazı rivayetlerde kişi sayısı ve isimler kısmen farklı olarak da zikredilmiştir.)”

Böylece “Görüldüğü yerde öldürülmeleri emredilenler.” dolayısıyla “Kanı heder edilenler.” olarak anılan ve açık olarak ilan edilen bir liste oluşmuştur.
Dinimizin hükümlerine göre Devlet Başkanı’nca “Öldürülmeleri emredilip kanı heder edilenler” için “kısas” veya “diyet” gibi müeyyideler gerekmemektedir.
Mekke’ye girildiğinde bu emir, ilan haline getirilip Mekke sokaklarında yüksek sesle duyurulmuştur.
Emirde açıkça belirtilmemiş olsa bile, başka emirlerle ve fiiliyatla listede ismi bulunan, kanı heder edilen bu suçlular için, üç seçenek ortaya çıkmış oluyordu:
1-Kaçanların takip edilmemesi emredildiğinden, Mekke’yi terk etmeleri tercihinde bulunmaları, canlarını kurtarmaları için bir çıkış yolu idi. İki Cihan Peygamberi Efendimiz, Mekke’de kan dökülmesini istemiyordu. Ama bu şahısların da artık Mekke’de, bu halleriyle yaşamaları mümkün değildi. İşledikleri ağır suçlar sebebiyle artık Kutsal bir belde olan Mekke’de duramazlardı. Kaçmaları halinde peşlerine düşülmeyecekti.
2-Fiiliyatta da görüldüğü gibi, şehadet getirerek Müslüman olmaları halinde öldürülmeyecekleri tabii idi. Çünkü İslam, imana gelmezden önceki tüm suçları, ne kadar ağır olursa olsun silmektedir.
3-Kaçmazlar ise, gelip af dileyip iman da etmeye yanaşmazlar ise, artık görüldükleri yerde infaz edilmeyi tercih etmiş sayılacaklardı.
Kitabımızın bundan sonraki bölümlerinde “Kanı heder edilen”  bu 15 kişi sırayla anlatılacaktır. Hayatlarından kesitlerle, işledikleri suçlarla ve Mekke’nin fethinden sonra başlarına gelenlerle…
Ve “Son Cümleler” bölümünde de, bu şahısların durumları dolayısıyla düşündüklerimizi, bir iki cümleyle kaydedeceğiz.

TOP