ALLANSON ANAHTARI ELE GEÇİRDİ AMA…

Binbaşı Allanson,  gizlice geçtiği Türk hatlarının arkasında,  bütün gece oyuklarda ve bayırlarda dolanıp durmuştur. 8 A-ğustos sabahleyin gün ışığıyla baktığında, Q tepesinin hemen yanında olduğunu görür. Askerleri, yorgundur, açtır, susuzdur ve uykusuzdur. Normalde takviye beklemesi gerekirken, Q tepesine doğru yürümeye  karar verir. Şansı yaver gitmektedir. Türk siperleri arasında boşluklardan istifade ederek, adamları ile birlikte tepeye 300 metre kadar yaklaşırlar. Türk nişancılarının ate-şinden korunmak için geceye kadar, fundalıklar arasında, yarıntılar ve tümsek arkalarında saklanmayı başarırlar. Bu arada ken-di karargahları ile irtibatları kesilmiştir.
O gün Sarıbayır tarafına yapılmış olan genel hücumlar, çok şehit ve yaralı vermemiz pahasına püskürtülmüştür. Akşam-leyin siperlerde eskisine göre büyük bir değişiklik olmamıştır.
Hatırlanacağı gibi o gün, yani 8 Ağustos akşamı Suvla’da-ki çıkarma birlikleri de, Hamilton tarafından ileri harekete ge-çirilmeye çalışılmaktadır.
Geceyi toparlanmakla geçiren Anzak birlikleri, sabahle-yin tekrar hücuma geçeceklerdir. Yalnız bu kez, hedefleri biraz daha kısalmış, Conkbayırı ve Kocaçimentepe yerine Q tepesi hedef alınacaktır. Sebebi de; bütün gün fundalıklar arasında saklanan Allanson karanlık basınca karargahıyla irtibat kurmuş, 450 kişi kadar takviye almış, açlık, susuzluk ve uykusuzluğunu da gidererek sabahleyin hücuma geçme emri almıştır. Asıl saldı-rı da bu tarafa yapılarak, buradan çok önemli bir köprü başı ele geçirecek olan düşman, böylece kendi durumunu düzeltmeyi ga-rantilemiş gözükmektedir. Yapılan plana göre de şafakla birlikte denizden ve karadan çok yoğun bir bombardıman başlayacak, kararlaştırılan saatte bombardıman sona erecek ve hep birlikte,  Allanson’un birlikleri de dahil saldırıya geçilecektir. Bu sefer başarı şansı çok büyüktür. Türkler açısından, Q tepesinin kaybı, bir bakıma  savaşın kaybı anlamına gelecektir.
Yani askerlerimiz Allah’ın yardımına çok muhtaç bir du-rumdadırlar. Acaba durum ne olacaktır?
Olayın devamını, Binbaşı Allanson’un anılarından alıntı yaparak aktaran, Alan Moorehead’dan okuyalım.
“Hücuma geçme saatimin gelmesi için sadece 15 dakikam kalmıştı. Topçu atışının gümbürtüsü kulaklarımızı sağır ediyordu. Neredeyse dikey bir biçimde yükselen yamaç, mermilerin darbesiyle yıkılacak gibiydi. Ateş kesilir kesilmez tırmanırsak zirveye varabileceğimizi düşündüm. Üç alayı kendi askerlerimin arasında sipere soktum. Beni elimde kırmızı bir bayrakla ilerler gördükleri an, herkesin peşimden gelmesini söyledim. Saatimi çıkarmıştım, 05.15’di. Daha önce hiç böyle yoğun top ateşi görmemiştim, mevziler parçalanıyordu. Hedeflerini hiç şaşırmadılar. Bizse hedefin tam altındaydık. Saat 05.18 olduğunda top ateşi hala kesilmemişti. Saatimin ileri gittiğini düşündüm. 05.20’de sessizlik. Emin olmak için 3 dakika daha bekledim, adamlarımı tehlikeye atmak istemedim. Sonra ileri atıldık, kusursuz bir şekilde ilerledik. İnanılmaz bir görüntüydü… Tepede Türklerle karşılaştık; Le Marchand göğsüne saplanan bir süngüyle yıkıldı. Ben de bacağımdan bir süngü yarası aldım. Daha sonra 10 dakika gibi görünen bir süre boyunca gırtlak gırtlağa boğuştuk, tüfeklerimizi ve tabanca kabza-larını bir sopa gibi kullandık. Sonra Türkler arka-larını dönüp kaçmak zorunda kaldılar. O an ken-dimle gururlandım, yarımadanın anahtarını ele ge-çirmiştik. Böyle bir başarı karşısında kayıplarımızdan söz etmek pek önemli değildi. Ayaklarımın al-tında boğazı gördüm, Ahibaba (Alçıtepe)ya giden yollar, arabalar ve kağnılarla doluydu. Çevreme baktığımda destek gelmediğini fark ettim. Önümüzden kaçanları izlemenin en iyi yol olduğunu düşün-düm. Aşağıya, Eceabad’a doğru koştuk, daha 100 metre ilerlememiştik ki; kendi donanmamız üzeri-mize altı tane on ikilik gülle salladı, ondan sonra her şey korkunç derecede karıştı.Üzüntü verici bir yanlışlık olmuştu. Donanmamız bizi Türk askeri sanmış, çekilmeye zorlamıştı. Dehşet verici bir görüntü idi. İlk mermi bir Gurka’nın yüzünde patladı, her yer kan, et parçaları ile kaplandı. Çığlıklar duydum, geriye zirveye doğru koşarak, tepenin hemen altındaki eski mevzilerimize girdik. Zirvede sadece 15 askerle kalmıştım. Görüntü muhteşemdi; ayaklarımın altında boğaz, Asya’dan gelen takvi-yeler, uçar gibi giden otomobiller… Bulunduğumuz yerden Kilitbahir’e, Ahibaba’nın arkasına ve bütün Türk ordusunun bağlantı yollarına hakimdik.” 108
Burada hemen ifade etmek gerekirse, bu top mermileri Allanson’u durdurmaya yetmiş, düşmanın eline geçen, yarıma-danın anahtarı, Allah’ın yardımı sayesinde, böylece onlardan geri alınmıştı. Unutmadan ifade edelim; atılan bu top mermilerinin nereden ve kimin tarafından atıldığı hiçbir zaman anla-şılamamıştır. Savaştan sonra yapılan soruşturmalarda bu mermilerin kendileri tarafından atıldığını donanma reddeder. Kesin-likle onlar, atmamış olduklarını ifade eder. Peki mermiler nereden gelmiştir? Tepenin hemen altındaki mevzilerdeki askerlere sorulduğunda, her şey gözlerinin önünde cereyan etmiş olduğu halde, hiç birisi ne olduğunu izah edememişlerdir. Bu mermilerin, Türkler tarafından atılmadığı da kesindir, çünkü oraya tevcih edilmiş bataryaları yoktu. Ancak bu mermiler, tamamen mehmetçiğin işine yaramış, bu bombardımandan sonra, çekil-mekte olan askerlerimiz, hemen mevzilerine geri dönerek, ye-niden direnişe devam etmişlerdir. Korkunç boğuşmalar yeniden başlamıştır. Allanson geri gitmiştir ama, yeni birlikler Q tepesi ve Conk bayırına doğru amansız bir saldırı başlatmışlardır. Q tepesinde Allanson’un yakalamış olduğu ve yarımadanın anah-tarı dedikleri pozisyonu, bir daha yakalayamamışlardır.
Tekrar hatırlatalım ki; 9 Ağustos sabahındayız. Seddülba-hir’de düşmanın oyalama saldırıları durdurulmuş, her iki taraf da,  eski siperlerine çekilmiş, cepheye sükunet hakim olmuştur. An-zak ve Arıburnu cephesinde, Tekçam ve Kanlısırt çarpışmaları devam etmekte. Allanson’dan sonra Q tepesi ve Conk bayırına doğru düşmanın şiddetli bir hücumu var. Suvla’da ise Hamil-ton’un ileri sevkettiği tümen, tepelerin eteğine varmış ilerliyordu.
Biz şimdi cephelerdeki düşmanın durumunu incelemeye biraz ara vererek, 6 Ağustosta ordumuzun durumuna bir göz atalım:

TOP