HEDEFLER KÜÇÜLÜYOR

Çıkarmanın başladığı tarihlerdeki düşman hedefleri, önceki sayfalarda ifade ettiğimiz gibi, iki, bilemediniz üç günde, Çanakkale Boğazı’nı temizleyip, İtilaf Devletleri donanmasının geçişine hazır hale getirmekti. Bunun için karaya çıkar çıkmaz ilk gün içinde, önce Conkbayırı ve Kocaçimentepe’yi içine alan yüksek tepeler silsilesini ele geçirmeyi, ikinci gün de bu hakim tepelerin sağladığı avantajla Türk ordusunu ikiye bölecek şekil-de boğaza ulaşmayı çok kolay bir hedef olarak görüyorlardı.
Bu hedefler; Mayıs ayının ortalarına kadar gecikmiş de olsa, askerine gösterdiği hedeflerdi. Nisan ayının sonları ile, Mayıs ayının ilk yarılarındaki, neticeleri itibariyle çok kanlı geçen hücumlarından sonra anlamışlardı ki, bu güçlerle ve bu yöntemlerle Türk direnişini kırıp, başlangıçtaki hedefleri ele ge-çirme imkanı artık yoktur.
Ya ilave güçler ve ilave silah ve cephaneler getirmelidir, veya başka yöntemler, veya başka cepheler kullanılarak, hedef-lere dolaylı yollardan varmak gerekir.
Hedeflerin ele geçirilmesi imkanı kalmayınca da, artık buradaki boğuşma, anlamını yitirmeye başlamıştı. Askerlerine artık uzak hedefler yerine, karşı siperlerdeki Türk askerini bir fırsatını bulup öldürmek, veya onların açacağı ateşlerden kendini korumak şeklinde çok küçük hedefler verebiliyorlardı. Artık karşı tepeleri ele geçirmek hayal olduğuna göre, önündeki de-reyi karşıya geçebilmek, veya hemen yanı başlarındaki, kendilerini yan ateşine tutmakta mevzi olarak kullanılan küçük tümseği, bir gece baskınıyla ele geçirip, yan emniyeti sağlamayı, askerlerine erişebilecekleri bir hedef olarak vermek durumunda kalıyorlardı. Buna kısaca, mümkün olduğu kadar Türk askeri öl-dürmek, sağ kalmayı başarmak hedefi de diyebiliriz.
İyi ama, savaşlar belli hedefleri elde etmek için, veya kendini savunmak için yapılırsa bir anlamı olur. Burada ise durum “savaşmak için savaşmak” gibi basitliğe ve gayesizliğe in-dirgenmiş oluyordu.
Osmanlı askeri açısından ise durum biraz daha farklı idi:
19 Mayıs karşı saldırısının başarısızlığından sonra, gö-rülmüştü ki, düşmanı yerleşmiş olduğu bu mevzilerden söküp, atmak, denize dökmek, böylece de vatanı ve mukaddesatı on-ların tasallutundan kurtarmak çok zor bir mesele. O halde düşman bulunduğu yerde oyalanmalı, ilerlemelerine müsaade edil-memeli. Bunun için de, mümkün olduğu kadar fazla düşman askeri öldürülmeli, onların bu cepheden ilerlemelerinin müm-kün olmadığını kendilerine hissettirmeli. Bu yolla da savaşma istekleri kırılmalıdır.
Elbette savunma yapan asker için bu bir hedef sayılma-lıdır. Bu hedefin tahakkuku için de siper savaşları yeni şekillerle, yeni taktiklerle ve yeni silahlarla devam ettirilmelidir.
Böylece Anzak cephesi için yeni bir dönem başlamış olu-yordu:  Kör dövüşü, siper savaşı…

TOP