ANZAKTA HÜCUM HAZIRLIKLARI

Şimdi anlatacağımız hadise, belki de, Çanakkale savaşları içinde en dramatik ve en kanlı hadisedir.
Anzak cephesini anlatırken, bundan önceki bölümde Enver Paşa’nın cepheyi teftişe geldiğini, bu cephedeki düşmanı kesin olarak denize dökmek için bir plan yaptırdığını, bu planın da 19 Mayıs günü yürürlüğe konmasını emretmiş olduğunu, kaydettiğimiz hatırlanacaktır.
Gerçekten de 10-11 Mayıs günü cepheye gelen Enver Paşa aynı, “Ya hep ya hiç” mantığına göre, “Genel Taarruz… Hemen…” diye emirlerini vermiş ve İstanbul’a dönmüş idi. Okuyucularımız, kitabın başında Enver Paşa’nın, İttihat Ve Terakki Partisi hükümetinde, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili olduğunu ifade ettiğimizi hatırlarlar. İşte bu sıfatları dolayısıyla, ordu komutanlarına emir verme yetkisi bulunuyordu. Hadiseyi hikaye ettikten sonra, bu konuda daha, bazı şeyleri söylemekte fayda vardır.
Yapılan plana göre, cephede ve ihtiyatta bulunan bütün birlikler, Arıburnu cephesinde 19 Mayıs sabahleyin genel hücuma geçecekler, akşama kadar, düşman son erine kadar denize dökülmüş bulunacaktı. İşin enteresan tarafı ise, topçu kuvvetler kullanılmayacak, tüfeklerle ateş edilmeyecek, el bombaları da son safhada kullanılmak üzere çantalarda bulundurulacak, sadece süngü hücumları ile düşmanın işi bitirilecekti. Top tüfek ve el bombalarının  kullanılmamasının sebebi ise, düşmanı gafil avlayarak, mukabil tedbirler almasına fırsat verilmeden, ansızın saldırılacak ve o, daha ne oldum, diyemeden bir baskın hücumu ile tepelenmiş olacaktı.
Birliklerimizin komutası konusunda çıkan bir anlaş-mazlık, komutan olarak Esat Paşa’nın tayin edilmesi ile gideril-mişti. Tabii Enver Paşa iki günlük bir teftişten sonra İstanbul’a dönmüştü.
18 Mayıs gününe kadar son hazırlıklar yapıldı. Herkesin taarruz edeceği mevkiler ve hareket tarzları belirlendi. 18 Mayıs akşamı da askerlere ertesi gün şafakla birlikte hücuma geçileceği talimatları verildi. Taarruzun gizli yapılmasını temin etmek maksadıyla, tüfek atışının kesinlikle yasak olduğu söylendi. Bu yasak kararı çok önemli ve hücumun püf noktası olması dolayısıyla, askerlerin tüfekleri boşalttırıldı. Mermilerin çantalara ve kütüklüklere konulması sıkı sıkıya tenbih edildi ve sağlandı.
Ayrıca o gece, mümkün olduğu kadar, askerin istirahat etmesi ve uyutulması için de, komutanlara talimat verildi
Askerler olacakları sezinlemiş gibi, istirahat ve uyku yeri-ne, namaz kılmak, dua etmek, kuran okumak, veya analarına son mektuplarını yazmak gibi işlerle meşgul oluyorlardı. Bazısı da, haftalarca değiştiremediği, iyice kirlenmiş bulunan çamaşırlarını ya kısıtlı imkanlarla yıkamak, veya çantasında bulunan temizleriyle değiştirmek için çaba sarf ediyordu. Komutanlar ise askerlere, ertesi günün çok zorlu bir gün olacağını, biraz istirahat etmelerinin çok işe yarayacağını ifade ediyor, onları uyumaya zorluyorlardı.
Askerler son gecelerini yaşadığını anlamış gibi, komutanlarına şu cevapları veriyorlardı:
“-Komutanım, yarın çok zorlu bir gün olacağını biliyorum. Bu zorlu günde şehid olacağımızı da biliyorum. Allah’ıma karşı şu son gecemde Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirmek istiyorum.” Veya,
“-Komutanım garip anama son mektubumu da yazmama müsaade eder misin?”, Yahut,
“-Allah’ımın huzuruna bu kirli çamaşırlarımla nasıl çıkacağım.”
Tabii helalleşenler, ağlaşanlar, vasiyetini yazanlar… Velhasıl o gece Türk askeri, Allah için cihad ettiğinin şuuru ile, Allah’a şehid olarak çıkacağını hissederek, hücum için verilecek emri beklemeye başladı.
19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, 18 Mayıs akşamı saat 18.30’da, birliklerine yayınladığı tümen emrinde, her alayın, her taburun ve sıhhiye bölüklerinin, hücum sırasında ne şekilde, nereden saldıracaklarını, nasıl hareket edeceklerini, talimat olarak vermiş, sonra, aynı emrin “Lahika” bölümünde şu notları ilave etmişti:
“1- Belirtilmiş olan hücum saatinden önce, düşman tara-fından bir hücum yapılırsa, düşman atıldıktan son-ra, bundan faydalanılarak karşı saldırıya geçilecektir.
2- Baskın gürültüsüzce, sessiz sedasız ve yalnız süngü kullanılarak yapılacaktır. Eratın teçhiz edilmiş olduğu bombalar, ancak düşman mevzileri ele geçirildikten sonra, düşmanı takipte kullanılacaktır.
3- Kıtalar hücum sırasında, çanta ve fazla ağırlıklarını geride bırakacaklardır.
4- Genellikle kıtalar birbirleri ile irtibatı koruyacaklar ve ilk başarı haberini geriye bildireceklerdir.
5- Tabur imamları birinci hatta bulunacak, eratın manevi güçlerini arttıracak ve sonuna kadar coşturup ce-saretlendireceklerdir.
6- Alay ve müstakil tabur kumandanları karargahtaki postaları, ileriye doğru yer değiştirdikçe, telefonları da uzatarak, benimle daimi surette haberleşme sağlayacaklardır.
7- Kıta sargı yerleri, kıtalar ilerledikçe ileriye yanaşacak ve sıhhiye bölüğü sedyecileri de, kıta sargı yerlerini takip edecektir. Bu hususu fırka başkatibi düzenlemiştir.”  64
Şüphe yoktur ki, bu hücuma katılacak olanlar sadece 19. Tümen olmayıp, takviye olarak diğer cepheden ve İstanbul’dan getirilmiş olan diğer birlikler de aynı hücuma katılacaklardı. Bu bakımdan yukarıdaki emrin diğer tümenlerce de yayınlanmış bulunduğunda şüphe yoktur.
Bu emir gereği tabur imamları ve dini bilgisi olan diğer askerler, bölük ve takım siperlerini dolaşıyor, onlara cihad konusunda bilgiler veriyor, cihad ederken şehid olmanın faziletlerini sıralıyor, hakkıyla cihad edilirse de Allah’ın onlardan yana olduğunu anlatıyorlardı.

 

DÜŞMAN HER ŞEYİ ANLAMIŞTI

Genel hücum öncesi yapılmakta olan bu hazırlıkları düşman da takip ediyordu. Gördükleri ve tespit ettikleri bu olağanüstü hazırlıklardan sonra da, büyük bir hücumun yapılacak olduğunu, tahmin etmek için kahin olmaya lüzum yoktur. Bu konuda, Alan Moorehead’ı okumamız gerekir:
“Anzak’taki askerler olağan dışı bazı şeylerin olduğunu sezmişlerdir.
Karşılarındaki tepeler 18 Mayıs günü hiç alışık olmadıkları bir sessizliğe bürünmüştür. Karaya çıktıkları andan itibaren, onlara korkutucu anlar geçirten Türk havanları susmuştur. Birkaç dakika süresince de olsa, bir tek makinalı sesi bile duyulmaz. Neredeyse, bütün gün, bu şaşılası sessizlik içinde geçer. Sonra, öğleden sonra saat beşe doğru, Türk topçusu, olağanüstü güçlü bir baraj ateşi başlatır, atış yarım saat kadar sürer. Bir şans eseri, boğazda seyreden bir düşman gemisinin yerini belirlemek amacıyla, bir deniz uçağı havalandırılmıştır, pilot dönüş yolculuğu sırasında, Türk mevzilerinin gerisinde, büyük bir asker topluluğu gördüğünü rapor eder. Aynı bilgi, Anadolu yakasından gemilere binerek karşıya geçen Türk askerlerini gören, ikinci bir pilot tarafından da doğrulanır. Triumph gemisinden de, Seddülbahir’deki Türk birliklerinden bazılarının, Anzak cephesi yönünde yürüyüşe geçtiği haberi gelir.
Bu haberleri değerlendiren General Birdwood, iki tümen komutanına da, gece başlayacak bir saldırıya karşı hazırlıklı olmaları emrini iletir. Askerler her zamankinden yarım saat önce, sabah saat 03.00’de silah başı yapacaklardır.”  65
Bu satırlar okunduktan sonra, askerlik mesleğinden anlamayanlar bile, yapılmış olan ana hataları fark edebilirler. Bunların en önemlileri:
1- Cephede her gün yapılmakta olan rutin hareketler, 18 Mayıs günü yapılmamış, veya düşmanın alışık olmadığı hareket ve atışlar yapılarak, bazı hazırlıkların yapılmakta olduğuna dair düşmanın dikkati çekilmiştir.
2- Cepheler arasındaki birlik kaydırmalarında gizliliğe riayet edilmemiş, güpe gündüz, düşman uçak ve gemilerinin görebilecekleri şekilde yapılmış, adeta onlara “Hücum etmeye geliyoruz, hazır olun.” denilmiştir.
Bu durum tam bir  tuzağa  dönüşür. Sadece  süngü   ile saldıracak olan mehmetçiğin karşısına, toplar, makineli tüfekler, el bombaları ve tepeden tırnağa silah ve teçhizatını kuşanmış, kendilerini bekleyen askerlerden oluşan, bir tuzak hazırlanmıştır. Komutanlarımız ve karargahımız bu tuzağı ne anlayabilmişler, ne sezebilmişler, ne de istihbaratları tarafından uyarılmışlardır.

TOP