KAÇABİLMEK BAŞARI SAYILDI

KAÇABİLMEK BAŞARI SAYILDI

Yapılan planlar gereği, Aralık ayının ikinci haftasında bo-şaltma işleri başlar. Düşman bu boşaltma işini, havaların sakin geçeceğini tahmin ettikleri zamanda başlatır. Boşaltma esnasında, çok iyi yapılmış bir plan dahilinde birçok hileye başvurur-lar. İsterseniz Alan Moorehead’dan okuyalım:
“Ancak o sırada kahramanlıktan da çok gerekli olan kurnazlık ve disiplindir. Geri çekilmenin ilk aşaması, Aralık ayının ikinci haftasında başlar. Her akşam gün batımından sonra Anafartalar ve Anzak koyları küçük gemilerden oluşan filolarla dolar, gece boyunca askerler, hayvanlar ve toplar gemilere bindirilir. İlk binenler hasta ve yaralılardır, arkalarından sa-vaş tutsakları gelir, daha sonra da çok sayıda piyade eri. Askerler mevzilerinden çıkıp, paçavra doladıkları postalları ile sessizce yürürler, ayak sesleri du-yulmasın diye rıhtımların üzerine battaniyeler serilir. Sabah olduğunda, küçük filo gözden kaybolmuş, köprü başında yaşam normale dönmüştür. Her gün-kü asker ve malzeme getirilir, kıyılardan mevzilere, sandık ve kutu yüklü aynı katır kervanları gider. Türklerin, katırların sırtındaki kutu ve sandıkların boş olduğunu anlaması, gemilerden inen askerlerin de her gece teknelerle, Gökçeada’ya gönderilen, sa-bah olunca yeniden Gelibolu’ya taşınan, özel bir birlik olduğunu tahmin etmeleri imkansızdır. Buna benzer bir aldatma da, toplara uygulanır. Türkleri sessizliğe alıştırmak, böylelikle son gece geride kalanlar siperlerinden ayrılırken, olağan dışı bir şeyler yapıldığını göstermemek için, toplar her gece karanlıkta susar, piyade de tüfek ve makineli ateşlerinde aynı yöntemi uygulama emri alır.” 122 
Havalar sanıldığından da çok iyi gitmektedir. Her gece belirli sayıda asker ve malzeme, çeşitli hileli yollarla ve disiplin içinde geri götürülmeye devam edilir.
Boşalan birliklerin çadırları toplanmaz. Her gün aynı yöne ve aynı miktarda, dolu izlenimi verilmiş, boş vasıta ve hayvanlar götürülmekte, karanlık basınca da geri getirilmektedir. Geri kalan erlere ve topçulara da, gidenlerin boşluğunu doldurmak için, her gün iki misli fazla atış yapmaları gerektiği söylenir.
Geri götürülecek malzemeler, peyderpey geceleri gemi-lere yüklenirken, imha edilmesi gereken malzemeler de, müna-sip yerlerde yığın haline getirilmeye başlanır. Bunlar son anda imha edilecektir. Bunlar; elbiseler, ayakkabılar, battaniyeler, konserve kutuları, yiyecek maddeleri, motosikletler, bazı cep-hane çeşitleri, içki şişeleri gibi malzemelerdir.
Bu malzemelerden son anda, içkiler denize dökülerek, gıda maddelerinin üzerine asit ve kokulu sıvılar dökülerek, cephaneler de imha edilerek Türklerin eline geçmesi önlenmiş olacaktır.
Son gece, 19 – 20 Aralık gecesidir. Geriye 20 000 asker ve bazı malzemeler kalmıştır. O gece bunların tamamı tahliye edilecektir. 80 – 100 bin askerin görev yaptığı siperlerde, 20 000 ki-şinin kalması elbette o cephenin boşaltılmış olduğu görüntüsüne yol açacaktır. Her gece belli aralıklarla atılan top ve tüfeklerin, son geceler gene atılması gerekmektedir. Aksi takdirde, Türk-lerin fark etmesiyle, geride kalan askerlerin bir katliama uğrama tehlikesi söz konusudur. Son geceler artık siperlerin belirli yerle-rine, belirli sıklıklarla konulan top ve tüfekler, siperler içinde kal-mış az sayıda askerler tarafından ateşlenmek zorundadır. Bunun için siperlerde oradan oraya koşarak, rastladığı her tüfeğin tetiğini çektikten sonra diğerini ateşlemek üzere koşan askerler, birbirlerine çarpmamak için özel çaba harcamak zorunda kalırlar. Ara sıra da, önceden hazırlanıp programlanmış lağımlar patlatılır. Sa-hillerde ve Türklerin gözetleme yerlerinden görünecek şekilde ateşler yakılır, sağda solda aydınlatma fişekleri ateşlenir.
Bütün bunlardan, Türklerin haberdar olmaması ve hatta, cephelerini genişletip takviye etmeye çalışmaları elbette büyük bir eksikliktir. İyi bir gözlem yapmadıkları, istihbarat faaliyetlerinin yetersiz olduğu, ayrıca olayları iyi değerlendiremedikleri anlamına gelmektedir.
Sıra, boşaltmanın tamamlanacağı geceye gelmiştir. Yine irili ufaklı, nakliye ve savaş gemileri, karanlık basar basmaz kı-yıya yaklaşır. Bu sefer en ön cephede, siperdeki askerler geri çekileceğinden, artık geride hiç asker kalmayacağından dolayı, özel tedbirler almak gerekecektir. Bunlar da özet olarak şunlardır:
Gece karanlığında askerin süratle ve yolunu şaşırmadan rıhtıma kadar gitmesini sağlamak için, geçeceği yolların kenar-ları, un, tuz şeker gibi beyaz maddeler dökülerek işaretlenmiş, köşe başlarına, yolu bilen özel kişiler yerleştirilmiştir. Geri çeki-lirken, belirli yerlere mayınlar yerleştirilerek, Türklerin son an-da haberdar olup kendilerini takip etmeleri ihtimali önlenmiş, en azından geciktirici tedbirler alınmıştır.
Yine, gece karanlığında askerlerin gideceği ve basacağı yerleri iyi görebilmeleri için, bisküvi kutuları içine yolları ay-dınlatmak maksadıyla, mumlar yakılarak konulur. Bunların; Türklerin görebileceği kısımları kesilmeyerek, yanan mumun önünü kapatması sağlanırken, yol tarafındaki kenarları kesilerek aydınlatma gerçekleştirilir. Askerlerin ayaklarından ses çıkmaması için, hem postallara paçavralar bağlattırılır, hem de yollara battaniyeler serilir. Türklerin, rıhtımdaki kaçış faaliyetlerini gö-rememeleri için de, gemilerden projektörlerle belirli yerlere ay-dınlatmalar yapılır.
En önemli mesele de, askerler geri çekilirken dahi, cep-hede ateş edilmesinin sağlanmasıdır. Bunun için de, uzun fitiller patlayıcılara bağlanır. Ateşlendikten belirli bir zaman geçtikten sonra patlamaları sağlanacaktır. Sıra gelir askersiz tüfeklerin ateş etmesine. Bunun için de, belirli aralıklarla tüfekler yerleş-tirilir. Bunlar sabitlenirler. Tetiklerine bir ip bağlanır, ipin aşağı sarkan ucuna da, boş birer konserve kutusu bağlanır. İçi su veya kum dolu  başka bir konserve kutusu da, tetiğe bağlı, boş kutunun hemen üzerine, bir sabit yere bağlanır. Dolu kutunun dibin-de küçük bir delik açılır. Damla damla akan su, veya azar azar akan kum, alttaki boş kutuya dolmaya başlar.  Boş kutu, belirli bir ağırlık oluşunca tetiği çekecektir. Açılan deliğin çapı, ateş etmek için geçecek zamanı belirleyecektir. Böylece zaman za-man atılan tüfek ateşleri, uzun fitillerle ateşlenen patlayıcılar sayesinde, Türkler cephenin boşaldığını fark etmeyecek, bu sa-yede düşman askerleri sağ salim gemilere binecekler, kendile-rine ateş erişemeyecek bir uzaklığa kadar gittiklerinde, Türkler her şeyi anlasalar dahi,  başarılı bir kaçış gerçekleşmiş olacaktır.
Yaklaşık son parti olan 20.000 düşman askeri, malzemeleri ile birlikte, gemilere bindirildikten sonra da, kıyıda kalan eşya ve cephaneler ateşe verilecek, gemilere yüklenemeyen hayvanlar öl-dürülecek, böylece de Türklere ganimet bırakılmamış olacaktır. Saat sabahın 03 ünü geçmiştir. Gemilere binildikten sonra, yaklaşık yarım saat daha düşman siperlerinden top ve tüfek sesleri eksik ol-mayacak, lağımlar büyük gürültülerle infilak edecektir.
Her şey mükemmel planlanmış, başarılı bir şekilde uygulanmış, Türkler olayın farkına vardıklarında ise düşman çoktan uzaklaşmıştır.
Üst düzey ordu yetkililerimiz, düşman cephesinde bir şeyler olduğunu tahmin etmeye başlamış, fakat ne olduğunu bir türlü çözememiştir. Her ihtimale karşı sabah saat 04.00 sıralarında, ileriye yürüme emri verilir. Birlik komutanları ileri yürüyüşün çok tehlikeli olduğuna dair rapor verirler. Komutan-lar cepheye gelirler, ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Böylece bir saat kaybetmişlerdir. Düşmanın cepheyi boşaltmış olduğunu anlamaya başlarlar ve hücum emri verirler. Kaçarken yollara döşenen dikenli tel maniaları, sağda solda bulunan mayınlar ve tıkanmış bulunan siper koridorları yüzünden, bir saatten fazla zaman kaybedilir. Sabah saat 7.00’ye doğru da sahile kadar gel-miş olurlar. Ancak çok geçtir. Sadece, buldukları bazı ganimet-lerle yetinmek zorunda kalırlar. Özellikle Anzak’lı askerler git-meden önce yazıp siperlere bıraktıkları mektuplarla Türk askerine veda ederler. Birçokları “Dost Düşmanımız Türk Askeri” veya takdir ve saygı ifadeleriyle başlayan mektuplar yazmış-lardır. Komutanlık çadırında ise, özenle yazılmış ve bırakılmış bir mektup daha bulurlar. Türk komutanına hitaben yazılmış bu mektup aynen şöyledir:
“Ekselansları,
Birliklerimi, Osmanlı Ülkesinin bu kısmından çekerken, ordularımızın sekiz aydan beri süren mücadelesi süresince, her iki tarafın da, uygar bir savaşın ku-rallarına titizlik ve dikkatle uyduğunu hatırlamaktan memnunum. Bu nedenledir ki; Türk toprakla-rında gömülü İngiliz askerlerinin mezarlarına, saygı gösterileceğinden de eminim. Ancak Ekse-lansları, komuta sorumluluk alanındaki bu mezar-lar için, özel önlemler alırsa minnettar kalırım.
Ülkelerinden uzakta ve gene ülke çıkarları için, kahramanca çarpışarak ölen düşmanlar oldukları için, aynı şekilde tanıdığımız Türk askerleri gibi, son istirahat yerlerinde, bu özel ilgiye layıktırlar diye düşünüyorum.
Peşin teşekkür ve saygılarımla.”
Anzak Grup komutanı
General Godley” 123
Son düşman askeri Anzak cephesinden ayrıldıktan kısa bir müddet sonra, dehşetli bir fırtına kopar, artık deniz yolunun kullanılması imkansızlaşır.
Kaçış başarılıdır. Gerçekten çok ayrıntılı bir plan yapılmış, bu plan dakikası dakikasına uygulanmış, tek bir ölüm bile olmadan 83 000’i aşkın düşman askeri, hayvanlar, motorlu araçlar, toplar ve önemli cephanenin kaçırılması başarılmıştır.
İşte Çanakkale savaşlarında düşmanın, eksiksiz ve planlı bir şekilde sağladığı tek başarı da budur. Zaten kendileri de kaç-mış olmakla; başarılı ve planlı bir şekilde kaçabilmiş olmakla övünmektedirler.

TOP