SONA DOĞRU

SONA DOĞRU

SONA DOĞRU

Hamilton’un gidişi ve yerine Monro’nun gelişi ile, İngil-tere ve Fransa’da gözlerin, tekrar Çanakkale cephesine döndü-ğünü görüyoruz.
Yukarıdaki bölümde izah edildiği gibi, İngiliz Savaş Ba-kanı Lord Kitchener’in, bizzat gelerek Çanakkale’deki durumu yerinde görmesi ve intibalarıyla İngiltere’ye dönmesinden sonra, bu cepheden geri çekilmenin en doğru yol olduğu üzerinde gö-rüş birliğine varıldı.
Ancak Çanakkale’den kaçış demek olacak bu çekilme ka-rarı, birçok problemi de beraberinde getiriyordu:
Dış problemler olarak; Rusya’nın çok zor durumda oldu-ğu bir gerçekti. Çanakkale’den vazgeçmek demek olan, geri çe-kilme olayı, artık Rusya’ya yardım konusunun, bir daha  gerçekleşemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu durum Rusya’nın savaştan çekilmesi ve tek başına ateşkes antlaşması yapması ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Böyle bir sonuç ise, İtilaf  Devlet-lerinin, Almanya karşısında kötü duruma düşmesi demek olacaktı. Hatta Rusya’nın, Almanya safına geçmesi gibi bir sürpriz bile beklenebilirdi. Güçlenmiş olan komünistlerin, Rusya’da ya-pacakları bir ihtilalle rejim değişikliği yapma ihtimalleri, kesin gibiydi.
Diğer bir dış problem ise, cepheyi terk edip kaçmış ol-mak, sömürgelerde büyük ayaklanmalara ve itibar kayıplarına sebep olabilirdi. Bu konu hakkında, kendi aralarında  yaptıkları müzakereler sırasında, geri çekilmenin alternatifi olarak; cep-hede savaşarak mağlup olunması ve Türkler tarafından denize dökülme olayı, kaçınılmaz bir son olarak gözüküyordu. Şayet, böyle bir durum gerçekleşirse, bu durum, geri çekilme olayından daha kötü sonuçlara sebep olacaktı. Diğer cephelerdeki sa-vaşan askerler üzerinde, bir mağlubiyet psikolojisi oluşması da, kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkacaktı.
Bunun yanında olayın bir de kendi iç sebepleri olumsuz-luklar taşıyordu:
General ve amirallerin yaptıkları hesaplara göre, muhte-mel bir geri çekilme harekatında, cephedeki askerin en az yarısı-nın zayi olması söz konusu idi. Çünkü Türklerin kaçışı fark et-tikleri anda, büyük bir hücuma geçecekleri, netice olarak da, as-kerlerinin katliama uğrar gibi öldürülüp, esir edileceği hesap-lanıyordu. Bu sayı da en az, 40-50 bin asker demekti.
Bunun karşı tezi de şu idi:
İyi ama, bu kayıpları göze alamayarak, boşaltmadan vaz-geçecek olursak, kış şartları dolayısıyla, hastalanacak ve zayi olacak olan asker sayısı, muhtemelen bu sayı kadar olacaktı. Ay-rıca yine kış şartları dolayısıyla, iskelelerin yıkılması ve ikma-lin yapılamaması sonucunda, bir Türk saldırısı gerçekleşirse, as-kerin belki tamamının katliama uğraması söz konusu idi.
Uzun müzakereler ve ihtimal hesaplarının sonucunda, Anzak ve Suvla cephelerinin boşaltılmasına, boşaltma planla-rının da, başta General Monro olmak üzere General Birdwood ve Amiraller De Robeck ve Keyes tarafından hazırlanarak uygulamaya sokulmasına karar verildi.

KAÇIŞ PLANLANIYOR

Kaçmak o kadar kolay değildir. Zira Suvla körfezi ile An-zak cephesi aynı anda boşaltılacaktır. Bu iki cephede, boşaltılması gereken yaklaşık olarak 85 000 asker vardır. Ayrıca 5 000’- den fazla at, katır ve eşek bulunmakta, bunların da kurtarılması gerekmektedir. Bunlara ilaveten 2 000 adet motorlu araç ile 200 parça her çaptan top bulunmakta, bunların gemilere yüklenip taşınması da büyük bir problem halinde karşılarında idi.
Yükleme ve taşıma işlerinin, çok gizli yapılması gerekmektedir, ayrıca Türklerin, kaçışın farkına varmalarını önlemek için de, son ana kadar cephede bir boşluğun bırakılmaması la-zımdır. Havaların sakin geçmesi, deniz kıyısında zaman zaman fırtınadan tahrip olan iskelelerin de, yükleme yapmaya elverişli hale getirilmesi için tamir edilmeleri  zaruridir. 
İşte, bütün bu zorlukları halledecek ve gizliliği sağlayacak bir plan yapmak ve bunu uygulamak hiç de kolay değildir.

TOP