DENİZLERİN ALTI YOL OLDU

DENİZLERİN ALTI YOL OLDU

Çanakkale Savaşı, uçağın etkin olarak kullanıldığı ilk savaşlar arasındadır. Denizaltı araçları yönünden baktığımız za-man da, aynı özelliği görüyoruz.
Gerçekten de denizaltı gemileri,savaşın kaderini bile yönlendirecek kadar çok ve etkili kullanılmıştır.
Savaşın ilk günlerinde, Akdeniz’de sadece İngiliz ve Fran-sız denizaltıları mevcuttu. Almanların direkt Akdeniz’e kıyısı ve limanı olmadığından, Akdeniz’de denizaltı gemileri bulundurma-ları zordu. Sadece kuzeydeki denizlere kıyısı bulunan Almanların, denizaltı gemilerinin Akdeniz’e girebilmek için, Atlas Okyanusu’-nu dolaşarak, Cebelitarık Boğazı’ndan içeri girme ihtimalleri olabilirdi. Bunun için de ikmal yapmadan binlerce kilometre yol alabilecek, teknolojik donanımlarının olması ve haftalarca zaman harcamaları gerekecekti. Aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi, bu konuda yaptıkları başarılı çalışmalar sonucunda, İtilaf Devletleri’-nden çok sonra bile olsa, Akdeniz’e girmeyi başarmışlardır.
Çanakkale’yi denizden geçme planlarının yapıldığı ilk de-nemede, denizaltılara da büyük görevler verilmişti. Denizaltı gemileri, hem yüzey gözleme, hem de geminin içindeki enerji ve diğer hayat koşulları gereği, sık sık su yüzüne çıkmak, belirli bir müddet su yüzünde kalmak zorunda olduklarından, Ça-nakkale Boğazı’nı geçmek için yaptıkları muhtelif teşebbüsler, hep sonuçsuz kalıyordu. Boğazdaki alt ve üst akıntı sistemleri, mayınlar, manialar, kenarda tetikte bekleyen Türk topçuları, bu zorlukların başlıca sebepleri arasındaydı. Bu se-beplerle Şubat ve Mart aylarında yapılan deniz savaşlarında etkili bir rol oyna-yamamışlardır.
Ancak 25 Nisan çıkarmasından bir gün önce, bir İngiliz Denizaltı gemisi, akıntı sistemlerinden faydalanarak, Çanakkale Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne girmeyi başarmıştı.
Hatırlanacaktır; Anzaklar 25 – 26 Nisan gecesi, çıkarma yaptıkları koyda, çok zor duruma düşmüşler, gemilerle geri kaçmak için Hamilton’dan onay istemişlerdi. Bunun üzerine, bir de-nizaltının Marmara’ya geçtiğini aynı anda haber alan Hamilton, bu denizaltıya ümit bağlıyarak, Anzakların geri çekilmelerine onay vermemişti.
Bu ilk başarılı geçişten sonra, İngilizlerin muhtelif deniz-altı gemileri, aynı usülü kullanarak Marmara’ya geç-mişlerdir.
Sadece Marmara denizi değil, İstanbul boğazı ve hatta Haliç’in önlerine kadar bile gelebilmeyi başaran bu denizaltılar, karşı savunma sistemleri henüz bilinmediğinden, ve uygulanma-dığından, adeta denizin altını yol geçen hanına çevirmişlerdir.
Denizaltı gemilerinin Marmara’ya girerek, İstanbul önle-rine kadar geldiği, buralarda rastladığı tekne ve gemileri sivil veya askeri olup olmadığına bakmaksızın batırması, İstanbul’da dehşet ve büyük panik meydana getirmişti.
Çanakkale cephesi ile İstanbul arasında en kısa, en eko-nomik ve en hızlı ulaşım yolu deniz yoludur. Hem asker, hem de ikmal maddeleri sevkıyatı deniz yolu ile yapılmakta idi. Ancak denizaltıların Marmara’ya girmesi ile, asker ve malzeme dolu gemilerin batırılması sonucu, hem çok miktarda can kaybına ve hem de büyük yekünler tutan zararlara sebep olmuşlardı. Bunun sonucunda da, cephe ile İstanbul arasındaki ulaşım için deniz yolu, ya hiç kullanılamaz, veya kıyıya çok yakın ve geceleri ışıklar söndürülerek gidilebilen, buna rağmen yine de tehlikeli sayılabilecek bir yol olmuştur.
Denizden ikmal yolu böylece, hemen hemen tamamen ke-silen ordumuz, büyük sıkıntıya düşmeye başlamıştı. Deniz yolu-na alternatif olarak, İstanbul’dan Uzunköprü’ye kadar demir yo-lu kullanılmakta, oradan da cepheye çok uzun yol olmasına rağmen,  at, katır, deve veya kağnılarla ulaşılmaya çalışılmakta idi. Bu ise hem çok zaman kaybına, hem çok zahmet ve emeğe, hem de kafi miktarda ikmal maddesinin cepheye getirilememesine sebep olduğu gibi, Saros körfezinin düşman gemilerinin bombardımanına açık olması da, büyük tehlike arz ediyordu. Bunun için ancak geceleri karartma uygulamak suretiyle Saros’tan ge-çilmeye çalışılıyordu.
Denizaltı gemileri, buldukları veya rastladıkları küçük büyük bütün gemi ve hatta küçük yelkenlileri bile batırmaya başlamışlardı. Bununla da yetinmeyerek, İstanbul’dan Trakya’ya veya Anadolu’ya giden demir yollarını ve köprüleri de bombalamak suretiyle, zararlarına yeni zararlar ekliyorlardı. İstanbul’a gelen gıda ve kömür nakliyatı da aksadığından, bunlar sebebiyle, kıtlık  çekilmeye başlanmıştı.
Denizaltıların başlıca silahı, ilk önceleri fırlatmak üzere taşıdıkları torpilleri idi. Marmara’ya geçen düşman denizaltıları, o kadar çok hedefe torpil atıyorlardı ki, kısa sürede torpilleri bi-tiyor, silahsız kalıyorlardı. Bunun da çaresini, gemi üzerine monte ettikleri toplar sayesinde bulmuşlardı. Bu topları kullanarak, hem denizdeki, hem de karadaki hedeflerini vuruyorlardı. Ayrıca patlayıcı ve tahrip edici olarak, dinamit de kullandıkları oluyordu.
Denizaltılara karşı savunma yapabilmek için kullanılan başlıca yöntemler ise, su üstündeki araçların, suyun yüzüne çıkmak mecburiyeti olanlara karşı tetikte beklettikleri toplar ve belirli geçitlere döşenen mayınlar ve ağlardı. Ayrıca gemilerin, rastladıkları denizaltıları “mahmuzlama” denilen yöntemle üzerine giderek parçalamaları da kullanılması düşünülen bir çare idi.
Düşman denizaltılarının işi her zaman da yolunda gitmiyordu. Mesela Sultanhisar isimli bir hafif savaş gemimiz, bir adet düşman denizaltısını torpilleyip batırmayı başarmıştı. Boğazdan geçen bir Fransız Denizaltısı ise, Müstecip ismindeki bir onba-şımız tarafından, atılan bir topla periskopundan vurularak hare-ketsiz hale getirilmiş, içindekiler esir alınmak suretiyle gemi teslim alınmıştı.(Resim 22) Bu denizaltıya Müstecip Onbaşı’nın ismi verilmiş, ve ordumuzun hizmetinde kullanılmak üzere İs-tanbul’a götürülmüştü. Ama ne yazık ki, İstanbul’un işgali sıra-sında, Fransızlar Müstecip Onbaşı’yı tekrar geri götürmüşlerdi.
Haziran ayından sonra boğaza döşenen çelik ağlara takıl-mış bulunan bir düşman denizaltısı, tahrip edilerek, 28 kişilik mürettebatı esir edilmişti.
Alman denizaltıları da, bazı İngiliz ve Fransız denizaltı-larını avlamayı başarmışlardır. Esir alınan bir denizaltıda bulunan  mürettebatı sorgulayan Almanlar, bu gemide ele geçirdikleri evrak ve yaptıkları istihbarat çalışmaları ile, diğer bir deniz-altıyı da bulup, batırmaya muvaffak olmuşlardı.
İkmal yollarımızın kesilmesinde ve irili ufaklı deniz vasıtalarımızın batırılmasında, sahillerdeki fabrika, demiryolu ve geçitlerin bombalanmasında, bütün bunlardan da önemli olarak binlerce askerimizin şehit edilmesinde, maalesef düşmanı başa-rılı saymak gerekir.
Düşman denizaltıları tarafından binlerce askerimizin şehit edilmesine ilaveten; asker ve sivil karışık, 2 savaş gemisi, 1 muhrip, 5 gambot, 16 taşıt gemisi, 30 vapur ve 188 yelkenlimiz batırılmıştır.
En önemli kayıplarımız, Pelengi Derya gambotu, Nurul-bahir Gambotu ve Barbaros zırhlısıdır. 121 
İtilaf Devletlerinin, bu tek taraflı denizaltı üstünlükleri uzun sürmedi. Mayıs 1915 ayında, Alman denizaltılarının Atlas Okyanusu ve Cebelitarık boğazı yoluyla Akdeniz’e geçtiği ha-berini alan düşman donanması, çok endişelendi. Gerçekten de iki Alman denizaltısı Akdeniz’e girmişler, Adriyatik denizinde de ikmallerini yapmayı başarmışlar, düşman gemilerini kollamaya başlamışlardı. Hele kısa sürede, iki düşman zırhlısı olan Triumph ve Majestic’in Alman denizaltıları tarafından, Mayıs ayı içinde arka arkaya torpillenerek batırılması, büyük bir pa-niğin doğmasına sebep oldu. Karadaki askerlerinin en büyük destekçisi, Türk askerinin korkulu rüyası olan savaş gemileri, Ege adalarına sığınmak zorunda kaldılar. Hatta Queen Elizabeth gibi çok değerli savaş gemilerini, bu olaydan hemen sonra İn-giltere’ye kaçırdılar.
Düşman gemileri artık, bulundukları limanlardan, piyade-sini desteklemek üzere,  ya hiç çıkamıyorlar, veya aşırı tedbirler alarak, belirli zamanlarda çıkabiliyorlardı. Komutan gemisine yapılabilecek bir denizaltı saldırısından korunmak üzere, iki yanına hurda gemiler bağlamışlar, böylece direkt torpilden etkilenmesini önlemek istemişlerdi. Bu koruyucu gemilerin birisi bir balıkçı gemisi olduğu için, komutanların kokudan çok rahatsız olduklarına dair hatıralarını okuyoruz. 
Denizin yüzeyinde gördükleri hareketli şeylerin denizaltı periskopu olduğuna o kadar şartlanmışlardı ki, bazen bir balığın yüzgecine, veya denize düşmüş bir hayvan leşine ateş açmak suretiyle ne kadar panik içinde olduklarını açığa vuruyorlardı.

TOP