HAMİLTON LANETE UĞRUYOR

HAMİLTON LANETE UĞRUYOR

21 Ağustos denemesi artık son deneme olur. Hamilton da, yardımcıları da, diğer generaller de artık Çanakkale’nin hiçbir cephesinde, bir ileri harekete cesaret edemezler.
Hamilton yine takviye peşindedir. Ne var ki artık İngil-tere’deki yetkililer, buna yanaşmayacaklardır. Çünkü onlar da, Çanakkale dersini iyice kafalarına sokmuşlardır. Hamilton’un, takviye isteklerinin karşılanmaması, üstelik; iki tümen askerinin de bu cepheden çekilerek başka bölgelere gönderilmesi, Çanakkale’nin artık gözden çıkarıldığına dair kesin bir göster-gedir.
Hamilton için zor günler böylece başlamıştır. Kanına gir-diği yüz binlerce insanın lanetini boynunda hissetmektedir. Ça-nakkale’nin artık lanetli bir yer olduğunu düşünmeye başlar. Kelimenin tam anlamıyla, yenilmiştir, bitmiştir. Geldiği günlerdeki gibi mağrur, ‘ben her şeyi yaparım, muktedirim!’ tavırları artık değişmiştir. Gündüzleri, hep düşünceli, dalgın, pişman tavırları sergilerken, geceleri gözüne uyku girmeyecek, kısa uykularında ise kabuslar görecektir. Nitekim 2 Eylül tarihinde kendi hatıra defterine şunları yazacaktır:
“Dün akşam acayip ve korkunç bir rüya gördüm. Çadırım İmroz’da olduğu halde Seddülbahir burnunda bo-ğuluyordum. Boğazımı sıkan elin baskısını hala hissediyorum. Birisi zorla kafamı boğazın sularının altında tutuyordu. Sular başımın üzerinden aşmıştı. Ömrümde hiç bir kabustan bu kadar korkmamış-tım. Daha sonra saatlerce Çanakkale hakkında dü-şüncelere daldım. Çanakkale’nin lanetli bir yer ol-duğu düşüncesini kafamdan atamıyordum. Kor-kunç şeylerin olmasından korkuyordum. Biz hepi-miz lanetlenmiştik.”
Halbuki aynı Hamilton geldiği günlerde hatıra defterine bakın neler yazıyordu:
“27 Haziran 1915 – Biz bu kayalıklarda hançerimizi Os-manlı Sultan’ının kara kalbine sapladık. Yalnız hançer henüz etini deldi. Yarasından yeni yeni kan akmaya başladı. Her gün ölümden kurtulmak için debeleniyor. Biz bir metre ilerleyemesek dahi, Hali-fe’nin canı alınıncaya kadar, kanı bu kaba akıtılacaktır.” 116
Şimdi Hamilton, akıttığı oluk gibi şehit kanlarının lanetine uğramıştır. Tıpkı, Amiral Carden gibi, tıpkı General Hunter Weston gibi… Şehitlerin ruhaniyeti, ayrıca ölüme sürüklediği yüz binlerce genç, her gece gırtlağına yapışıyor, uykuyu kendisine haram ediyordu. Resmi kaynaklar kendisinin dizanteriye yakalandığını ve hastalandığını yazmaktadır. Ancak, pişmanlık duyguları içinde, uykusuz geceler boyu gördüğü kabuslarla, sinirlerinin tahrip olarak çıldırmak üzere bulunduğundan şüphe edilmemelidir.
Lord Kitchener, 15 Ekim  tarihinde çektiği bir telgrafla, Hamiltonun kellesini almış; yerine, General Charles Monro’nun atandığını kendisine bildirmişti.
Hamilton böylece, süklüm püklüm, mağlup ve itibarları sıfırlanmış, sinirleri tahrip olmuş bir kişi olarak geldiği yere dönmüştür.
1947 yılında 94 yaşında iken; Gelibolu yarımadasına ve boğazın serin sularına gömdüğü, yüz binlerce genç insanın yanına gitmiştir.
Çanakkale savaşları, İngiltere’de birçok politikacının, iti-barlarını ve koltuklarını kaybetmesine, bu arada, Hamilton’un yıldızının sönmesine sebep olmuşken, buna mukabil Osmanlı tarafında ise Kurtuluş savaşına önderlik edecek olan Mustafa Kemal’in adını dünyaya duyurmuştur. Ağustos ayında yapılmış bulunan kanlı savaşlardan ve elde edilen, gerek Anafartalar ve gerekse Conkbayırı zaferlerinden sonra, Tuğgeneralliğe terfi et-tirilerek cepheden ayrılmıştır.

TOP