HAMİLTON YENİLGİYE DOYMUYOR

STOPFORD’UN KELLESİ DE GİTTİ Bütün bu başarısızlıkları hazmedemeyen Hamilton’un, ü-mitleri bir bir sönmeye başlamıştı. Öyle ya; Seddülbahir’de tıka-nıp kalmış, bırakın boğaza inmeyi, Alçıtepe’yi, hatta Kirte’yi bile alamadığı gibi, 100 metre bile ilerleme imkanları kalmamıştı. Anzak cephesinde, daha yeni Conkbayırı hezimeti ile tıkanıp kalmış, bırakın ileri gitmeyi, neredeyse denize dökülecek duruma gelmişti. Suvla cephesi… Ah Suvla cephesi. Ne ümitlerle çıkmıştı. 48 saatlik büyük bir fırsatı sırf komuta hatasıyla kaybetmiş, şimdi ise; sonu gelmeyen, netice alınamayan, her gün binlerce askerine mal olan, nafile hücumları yapıp duruyor, fa-kat ümidini artıracak hiçbir gelişme yaşayamıyordu.
Yaşlı generallerin, genç kıtalara komuta etmesi dolayısıyla, burada bir türlü başaramadığını, Lord Kitchener’e yazacak ve bunu “Taze şarabı yıllanmış şişelere koymuş olmak” a benzetecekti. Kastettiği General Stopford idi. Başarısızlığı bu ge-neralin yaşlılığına bağlamış oluyordu. Ama unuttuğu bir nokta elbette vardı; o da kendisi de aslında “yıllanmış bir şişe” sa-yılabilirdi.
Evet kararını verdi: Suvladaki kolordusuna komuta eden General Stopford’u görevden azledecekti. Hemen bu işi bitirdi ve yerine Seddülbahir cephesinden, General De Lisle’i tayin etti. Diğer bazı generalleri de bu paralelde değiştirdi.

 

HAMİLTON
YENİLGİYE DOYMUYOR

Büyük bir karamsarlığa kapılan Hamilton, Lord Kitche-ner’e yeni bir mesaj gönderdi. Bu mesajında özet olarak şöyle diyordu:
“Suvla cephesinde baskın tesirini kaybettik. Böylece bü-yük yumruğu boşa sallamış olduk. Türkler sayı o-larak ve konum olarak bizden üstün durumda. Üs-telik iyi hazırlanmışlar. Bu kuvvetler karşısında müşkül duruma düştük. 45000 kişilik seri takviye kuvvetine ve 50000 kişilik de taze kuvvetlere ihti-yacımız var. Bu 95000 kişilik yeni takviye güçler gelmez ise başarmamız çok zordur. Bütün hakikati size çok açık olarak bildirmeyi doğru buluyorum: Çok cesur harbeden ve iyi sevk ve idare edilen asıl Türk Ordusu’nun karşısında bulunuyoruz.”
Bu telgrafa uzun müddet müspet veya menfi bir cevap alınamadı.
Hamilton’un, o mağrur ve kendi askerinden başka asker tanımayan hali sona ermiştir. 17 Ağustos tarihli günlüğüne şöyle yazacaktır:
“Türkler güneyde en tesirli savaşlarını veriyorlar. Ka-yıpları bizden çok fazla. Çok mükemmel komuta edilen ve cesaretle dövüşen, Türk ordusuna karşı savaşıyoruz. Bir kumarbaz ağzıyla doğrusunu söy-lemek gerekirse, elime çok iyi bir şans geçmişti a-ma, Osmanlı Bankasını soyamadık.”
Aslında bu satırlar, mecazi bile olsa benzetilen olaylar yönünden bakıldığında, kumar oynamak ve banka soymak gibi fillere olan yatkınlıklarını göstermektedir. Bir ruhi gerçeğin dışa vurulmasından ibarettir ki, başka belirtilerini önceki sayfala-rımızdan takip etmiştiniz.
İçine düştükleri açmazdan çıkabilmek için çeşitli fikirler üretiyorlardı. Bu meyanda, Amiral de Robeck ve yardımcısı Ke-yes, boğazı gemilerle yeniden zorlamayı teklif ettilerse de kabul edilmedi.

TOP