EN KANLI ÇARPIŞMA

EN KANLI ÇARPIŞMA

“Conkbayırı Savaşı” diye tarihe geçen bu savaş, savaş tarihi yazarlarına göre, Çanakkale’de yapılan tüm çarpışmaların en kanlısı olmuştur. İngilizler ölülerinin sayısını 12.000 olarak açıklıyorlar. Top gülleleri ve makinalı tüfeklere karşı süngüyle hücum eden askerlerimizin zayiatı, elbette daha fazladır. Bir yazar bunun 18000 olduğunu ifade etmektedir. Her iki tarafın zayiatının o günkü toplamı böylece 30.000’e ulaşmıştır ki, sa-vaşın rekorudur. Ancak Allah’ın yardımıyla bunca emek ve zayiat boşa gitmemiştir. 10 Ağustos günü akşam olduğunda, ne Suv-la cephesinde, ne de Anzak cephesinde düşmanın elinde hiçbir önemli tepe kalmamıştır. Bu da düşmanın 6 Ağustos harekatları-nın tam bir başarısızlığa uğramış olduğunun göstergesi demekti.
Düşmanlarımız Anzak cephesinden, artık önemli ileri bir harekete cesaret edemeyeceklerdir.

ÖLÜLER… YARALILAR…

6 Ağustostan 10 Ağustosa kadar, bütün cephelerde meydana gelen ve Çanakkale Savaşı’nın en kanlı muharebeleri sayı-lan şiddetli çarpışmalarda, her iki taraftan (Seddülbahir cephesi dahil) 25.000 erden toplam 50.000’den az olmamak üzere zayiat vardı. Cepheye kısmen sükunet avdet ettiğinden dolayı, bu ölülerin defin işlerine ağırlık verilmişti. Çünkü bu Ağustos’un en sı-cak günlerinde, kokmaya başlayan cesetler, çok ağır bir havanın askerler üzerine çökmesine sebep oluyordu. Bu koku dolayısıyla askerlerde savaşma isteği de kayboluyor, sinek orduları her iki tarafın askerlerini teslim alıyordu.
Yaralıların durumu daha acıklı idi. Ölü sayısı kadar da, belki de daha fazla, yaralı vardı. Yaralı inlemeleri yürekleri par-çalıyordu.Cephe gerisinde hazırlanmış bulunan sargı yerlerinde, yarası kısmen hafif olan ve ayakta tedavi edilebilecekler, büyük bir yekün teşkil etmesine rağmen, fedakar doktor ve sıhhiyeci askerlerimiz tarafından, tedavi edilmeye çalışılıyordu. Denile-bilir ki, bu fedakar insanlar, yemeden, içmeden, uyumadan, istirahat etmeden, günlerden beri 24 saat tam mesai ile çalışıyorlardı.
Ağır yaralılar ise, boğaz kenarına yanaşan ve hastane gemisi haline getirilen gemilere bindiriliyor, İstanbul’a sevk edi-liyordu.
Aynı problemleri, belki daha değişik şekilde düşmanlar da yaşıyorlardı. 4-5 günlük bu yoğun çarpışmalardan dolayı, ölenler bulundukları yerlere topluca gömülüyordu. Yaralıların durumu ise daha korkunçtu. Düşmanın içinde bulunduğu durumu Aspinall’den okuyalım:
“Dört günlük mücadele esnasında Anzak’taki ve bundan bir derece aşağı olmak üzere, Suvla’daki yaralı-ların çektikleri ızdırap, tarif edilemez derecede idi. Ağır yaralıların Anzak’taki dik yamaçlardan va-dilere toplanması, buradan da sahile sevkleri, çok büyük zorluklarla yapılmıştır. Yaralıların teskere-lerle nakli, tek ve geçerli usul olarak yapılmış ol-duğundan, teskereciler artık yürüyemeyecek derecede yoruluncaya kadar çalışmışlardır. Fakat bü-yük bir yekün tutan yaralıların, el teskereleri ile süratle taşınması mümkün olmadığından, vadiler, yerde yatan ağır yaralılarla dolmuştu. Bu yaralılar kızgın güneşin altında, gelip geçen kafilelerin, ka-tırların, çıkardığı tozlara bulanıyorlar, pis sinek ordularının hücumu ve susuzluğun tesiri altında çılgın bir hale geliyorlardı.
Mısır’daki ve Malta’daki hastaneler tamamen yaralıları-mızla dolmuş, yeni hasta kabul edilemeyecek duruma gelmişti.” 112

TOP