CONKBAYIRI KANA BULANIYOR

CONKBAYIRI KANA BULANIYOR

Anafartalar’da cephede üstün duruma gelen ve tahkimata başlayan birliklerimizi sevk ve idare eden Mustafa Kemal, Conkbayırı’ndan kötü haberler alıyordu. Ordu komutanı da cep-heye gelmişti. Onunla da bir değerlendirme yapan Mustafa Ke-mal 9 Ağustos akşamı, Conkbayırına doğru hareket ederek, gece bu cepheye geldi. Düşman Conkbayırı ve  civarındaki bazı yükseltileri ele geçirmiş, ileri harekete devam ederek, konumunu sağlamlaştırmak istiyordu.
Hamilton, Anafartalar’daki yediği tokatla şoke olmuşken, bu bölgeden aldığı bu sevindirici haberle, yeniden ümide kapıl-dı. Mücadeleyi bırakmayacak, Conkbayırı civarında ele geçir-diği fırsatı sonuna kadar değerlendirecekti.
Mustafa Kemal, kurmayları ile de görüşerek, sabahın er-ken saatlerinde, Conkbayırında süngü ile bir taarruz yapmaya karar verdi. Bu taarruza esas olmak üzere, Seddülbahir’den ge-len ve yorgun olmayan iki alayı, düşmana fark ettirmeden mevzilere sokmayı başardı.
10 Ağustos sabahı, saat 04.30’da, kendisi de en önde bulunmak suretiyle, şiddetli bir hücum başlattı. Bu hücum düşman için tam bir sürpriz olmuştu. Kısa sürede düşmanı mevzilerinden söken kahraman birliklerimiz, dua ve tekbirlerle onları baş aşağı kovalamaya başladılar.
Çok geçmeden, kendine gelen düşman savaş gemileri ve karadaki topçuları, korkunç bir ateşe başladılar. Çok büyük zayiatlar verilmeye başlanmasına rağmen, emri alan askerlerimiz, göz göre göre ölüme koşuyor, emri yerine getirmeye çalışıyordu. Kulakları sağır eden infilaklar, etrafa dağılan şarapneller, mehmetleri toprağa düşüyordu. Akif’in tasviriyle;
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdat inerek öpse, o pak alnı değer.
Gerçekten korkunç bir manzara, ortalığı kaplayan tekbir sesleri, “yandım anam!” feryatları ayyuka çıkıyordu. Bu arada, Grup Komutanı ve en önde çarpışmaları sevk ve idare eden, Mustafa Kemal’in göğsüne de bir şarapnel isabet ediyordu. Kendi ifadesine göre, yaralandığını zannederek elini göğsüne götürmüş, şarapnelin sadece saatini parçalamış, kendisine bir zarar vermemiş olduğunu anlamıştı. Elbette Allah’ın bir yardımı ve takdiriyle olmuştu. Etrafındakilere eliyle sus işareti yaparak, eratın duymasını önlemiş ve taarruzun kesilmeden devam etmesini sağlamıştı.
Bu gün, bu bölgeyi gezenler, bu bölgede söz konusu olayları temsil eden anıtları ziyaret ederken altındaki notları okur-larsa olayların bir özetini de öğrenmiş olurlar.
Düşman topçuları ve makinalı tüfekleri ile haddinden çok zayiat verilmeye başlanınca, taarruz durduruldu ve bulunulan mevkide siper kazılarak, tahkimata geçildi.
Düşman Başkomutanı Hamilton, 10 Ağustosta yapılan Conkbayırı savaşını şöyle anlatıyor:
“10 Ağustos Salı günü, Türkler şafakla beraber, Conk-bayırı’na büyük bir kuvvetle saldırıya giriştiler. Bu savaş Conkbayırı’nı tutmak için dört gündür gi-rişilen savaşların en şiddetlisiydi. Birliklerimiz el-lerinde, çağının en üstün silahları olduğu halde, bunları ellerinden atarak, Türklerle boğaz boğaza dövüşmek zorunda kalmışlardı. Bu boğuşmaya, ge-neraller ve subaylar da katılıyordu. General Cay-ley, Cooper ve Baldwin bu gün hayatlarını savaş alanında kaybetmişlerdir. Türkler birbiri ardınca Allah Allah! haykırışları ile, doğrusu pek yiğitçe saldırdılar ve savaştılar.
Bizim erlerimiz de, ırkımıza yakışır bir dayanışma ile dö-vüştüler ve oldukları yerde can verdiler. Bu boğuşmayı yazı ile anlatabilmek çok güçtür.
Türklerin saldırısı, bizim kara ve deniz toplarımızın de-mir yağmuru ve Yeni Zelandalıların on makineli tüfeklerinin namluları ateşten ısınarak kızarıncaya kadar yaptığı etkili ateş sonucu durdurulabildi.
10 Ağustos akşamı General Birdwood, kaybımızın 12000 olduğunu ve bunlar arasında pek çok subayın bulunduğunu bildirdi. General Shaw’ın komutası altında bulunan 13. Tümen, 10500 mevcudundan 6000’ini kaybetmiştir. General Baldwin ile kurmay heyetinin hepsi ölmüştür.
Warwick ve Worchester birlikleri, subaylarının tamamını kaybetmişlerdir. Hintli Gurka’ların 48 saatlik ellerinde tuttukları Conkbayırı bölgesi elimizden çıkmıştır. Fakat bu pek küçük ve önemsiz görülen arazi parçacığı, gerçekte 12000 insan hayatı de-ğerindedir.
Bu başarısızlıktan Anzak Kolordu Komutanı Birdwood sorumlu değildir. Emrindeki subay ve erler, görevlerinde hiçbir kusur yapmamışlardır. Onlar başa-rıya ulaşmak için, insan gücü ve kudreti içinde her şeyi yapmışlardır. Fakat başarıya hakim olan sadece insan değildir.” 111
Pek güzel bir ifade: “Başarıya hakim olan sadece insan değildir.” Sonunda Hamilton da bunu anlamış oldu.

TOP