SUVLA SAVUNMASINDAKİ BİR AVUÇ ASKER

SUVLA SAVUNMASINDAKİ BİR AVUÇ ASKER

Alman Binbaşı Wilmer komutasında, Anafartalar ve Suv-la körfezi arasındaki geniş araziyi gözetlemek ve olabilecek bir çıkarma harekatında düşmanı oyalamak üzere 3 tabur ve batar-yalardan oluşan yaklaşık 2000 askerin görevlendirildiğini önceki bölümden hatırlayacağız.
6 Ağustos günü savunma hazırlıkları ile meşgul olan Wilmer, Suvla körfezine yakın tepelere, ayırdığı birkaç yüz kişilik  kuvveti ve bir bataryayı konuşlandırarak, İç kısımdaki karargahına dönerken, yolda Arıburnu cephesinde düşmanın bir hü-cum başlatmış olduğunu haber alır. Liman Paşa 500 kişiden oluşan bir taburunu derhal, Kanlısırt istikametine doğru yola çıkarmasını emreder. Bunun üzerine bu tabur hemen yola çıkar.
Akşam saatlerinde de, Suvla körfezine düşman çıkarması başladığını birliklerinden haber alan Wilmer, bu bilgiyi derhal Liman Paşa’ya ulaştırarak, akşam yola çıkarmış olduğu taburunu geri ister. Ancak bu isteği Liman Paşa tarafından reddedilir. Böylece Wilmer, elinde kalmış bulunan yaklaşık 1500 askeri ve  bir iki obüs bataryası ile, karaya çıkmakta olan 20-25 bin kişilik modern donanımlı, donanma ve hava  destekli, düşman birliklerine karşı yapayalnız ve desteksiz kalmıştır. Üstelik askerlerinin elinde sadece piyade tüfekleri mevcuttur. Bir tane bile makinalı tüfek yoktur. Buna mukabil, her birinin göğsü, bir kale gibi sağlam olan ve Allah’ın yardımına mazhar olmuş bulunan mehmetçiklerle beraberdir. Düşmanın sayı ve teknik güç olarak yaklaşık 15 kat üstünlüğü olması, bu şartlarda çok şey ifade etmeyecektir.
Böylece birliklerimiz, Suvla bölgesinin savunmasını, ta Saros’tan yola çıkarılacak olan birliklerimizin yetişmesine ka-dar, sürdürecekler ve tarihe geçeceklerdir. Bu müddet zarfında, kendi mevcutlarının çok üzerinde düşmanı öldürerek, oyalama muharebeleri vererek, tek bir toplarını dahi düşmana kaptırmayarak, görevlerini yapacaklardır.
Allah’ın yardımı, bu askerlerimize ve ordumuza çok şey kazandırmıştı. Düşmanın hazırladığı, bakıldığında çok mükemmel olan, tatbik mevkiine konulması için bütün şartları da, öngörüldüğü gibi gelişen planlarını, hem hazırlayan, hem de tatbik eden generallerinin, ellerini ayaklarına dolaştırarak, akamete uğratacak olan bu yardımı, yani nusreti, hamdlerle, şükürlerle anmak durumundayız. Bu yardımın nasıl olduğunu önceki bö-lümlerde, tamamen düşmanın gözüyle bakarak ve onların kaynaklarından aktararak açıklamaya çalışmıştık. Bu bölgeyi savunan yaklaşık 1500 kişiden oluşan birliklerimizin, Suvla’yı çev-releyen tepelerden başlayarak, düşmanı nasıl oyaladıklarını, onlarla oynar gibi, istedikleri şekilde yönlendirdiklerini izah etmiştik. Düşman ilerledikçe, öndeki mevzileri boşaltıp, batar-yalardaki havan toplarını da hiç zayiatsız olarak yukarıdaki te-pelere kadar çekmiş ve düşmanı 40 saatten fazla oyalamış ol-duklarını tekrar ifade etmiş olalım.

YİNE SÜRTÜŞME

Çanakkale Savaşları boyunca, ordumuzun üst kademesindeki subaylar arasında, bazen açıktan açığa, bazen de gizliden gizliye bir sürtüşme ve anlaşmazlık olduğunu bir iki cümle ile anlatmıştık. Bu konuda güzel bir araştırma yaparak bir kitap yazmış bulunan araştırmacı yazar Ergun Göze’yi gerçekten teb-rik etmek isteriz. Kaynakça bölümünde de kaydettiğimiz kitabı, bu konuda kaynak bir kitaptır. Meraklısına, ulaşmak üzere ifade ediyorum ki, söz konusu araştırmaya ait kitabın ismi: Çanak-kale’de Kumandanlar Savaşı’dır.
Çok kritik saatlerin ve çarpışmaların yaşandığı bu günlerde, yine böyle bir sürtüşme olduğunu görüyoruz.
Saros’tan yola çıkan birliklerimiz, biraz gecikmeyle 8 Ağustos akşamleyin ancak cepheye intikal edebildi. Yolların, bu kadar kalabalık birliklerin geçmesine müsait olmamasından ve askerin 50-60 kilometrelik yolu, hiç dinlenmeden cebri yürü-yüşle kat etmek zorunda olması, bu gecikmeye sebep olmuştu. Ordu komutanı Liman Von Sanders, gelen birliklerin komutanı olan Feyzi Bey’i arayarak, geceleyin Anafartalar bölgesine hemen taarruza geçilmesini emretti. Bir müddet sonra Feyzi Bey, tümen komutanları ile yaptığı görüşmeden sonra, onların da görüşleri doğrultusunda, cebri yürüyüşü yeni bitirmiş ve bitkin olan askerin o gece dinlendirilmesini ve sabah erkenden taarruza geçilmesini Ordu Komutanı Liman Paşa’ya teklif etti. Liman Paşa bu teklife çok kızdı, akabinde de Feyzi Bey’e, kendisini görevden aldığını ve derhal İstanbul’a dönmesini bildirdi.
Çanakkale savaşlarının en önemli kahramanlarından biri olan, Selahaddin Adil Bey’in ifadelerine göre, Feyzi Bey gibi gerçekten iyi yetişmiş, kaliteli ve dirayetli bir askerin, bu şekilde görevden alınarak, yeni hizmetler yapmasının engellenmiş ol-ması bir talihsizliktir. Kendisi tümen komutanları ile yaptığı gö-rüş alış verişinden sonra, taarruzun sabah yapılmasının daha uy-gun olacağını anlamış ve bunu ordu komutanına bildirmiş idi. Bu hareketinden dolayı görevden alınmak yerine kendisine te-şekkür edilmeliydi. Nitekim zaten taarruz da onun öngördüğü şekilde sabahleyin yapılmıştır. 109
Feyzi  Bey bu hadiseden sonra, Birinci Dünya Savaşı bo-yunca, Viyana askeri ateşesi olarak, yararlı görevler başarmıştır.
Arıburnu cephesi, Anafartalar cephesi, buraların savunması ile görevli birliklerin şiddetli çarpışmalar içinde bir birine karışması; Anadolu’dan ve Saros’tan gelen birliklerin de bu sa-vaşa dahil olması ile, durumun bir hayli karışmış olduğunu, bundan sonra daha da karışacağını gören kurmay heyeti ve Ordu Komutanı da dahil olmak üzere, bu cephenin tümünün Anafar-talar grubu olarak isimlendirilmesini ve tek komutana bağlanmasını uygun gördüler. Bu görev için de en uygun ismin, Albay Mustafa Kemal olacağını kabul ederek derhal bu göreve ge-tirdiler.
Liman Paşa, kendisini arayarak, Feyzi Bey’i görevden aldığını, Anafartalar Grup Komutanı olarak da kendisini ata-dığını bildirerek, derhal harekete geçmesini emretti.
Emri Alan Mustafa Kemal, 19. Tümen komutanlığı göre-vini  Şefik Bey’e bırakarak, derhal durumu yerinde görmek ve bir plan yapmak üzere Anafartalar’a  bizzat hareket etti

TOP