ANZAKTAKİ OLAYLAR

ANZAKTAKİ OLAYLAR

Hamilton’un, 6 Ağustos çıkarmasını planlarken hem Sed-dülbahir cephesinde, hem de Anzak cephesinde bir dizi saldırı yaptırarak, Türklerin asıl çıkarma yeri olan Suvla bölgesine asker kaydırmalarını engellemek istediğini daha önce ifade etmiştik.
Seddülbahir bölgesinde yapılan çatışmaları özet olarak anlatmıştık. Suvla’daki asıl çıkarmayı da saat saat aktarmaya gayret ettik. Şimdi de Anzak’ta neler oldu; özet olarak bunları aktarmaya çalışacağız.
Hamilton’un planlarına göre, Anzak cephesinde yapılacak ileri  harekatın iki ayrı anlamı olacaktır. Bunlardan ilki doğuya doğru yapılacak olan harekettir.  Kabatepe tarafında yani doğuda bulunan, Kanlısırt bölgesine 6 Ağustosta öğleden sonra bir saldırı yapılacak, böylece, Türklerin dikkati bu bölgeye çekilmiş olacaktır. Türklerin, kuzeye bakan ve Sarıbayır denilen yerdeki askerlerinin bir kısmını da, bu cepheye kaydıracakları hesaplanmıştır. Yani bu bölgeye yapılan hücum aslında bir aldatma ve oyalama hücumu olacaktır.
İkincisi ve en mühimi ise, kuzeye, yani Sarıbayır taraf-larına yapılacak hücumdur. Bunun amacı da ilk hamlede, yüksek sırtları ele geçirmek, Conkbayırına hakim olmak ve 7 Ağustosta Anafartalar üzerinden gelecek olan asıl çıkarma birlikleri ile birleşilerek, Kocaçimen tepeyi ele geçirmek. Bu başarılırsa, artık Gelibolu yarımadası ele geçirilmiş sayılırdı. Çünkü Sarıbayır sırtlarından, hemen hemen yarımadanın tamamı gözüküyor ve kontrol edilebiliyordu. Ayrıca o noktalar Çanakkale  boğazını da çok rahat gördüğü için, boğaz yolu da kesilmiş oluyordu. Bu başarılırsa artık Türk’lerin direnme noktaları kalmamış olacaktı.
6 Ağustos öğleden sonra Kanlısırt istikametine doğru düşmanın yaptığı oyalama saldırısı, Esat Paşa’nın komutasındaki o bölgede bulunan birliklerimizin buraya yığılmasına sebep ol-muştu. Yedekte bekletilen kuvvetlerimiz de dahil olduğu halde, bu bölgedeki şiddetli muharebeler devam ederken, Anzaklar, 7 Ağustos gece erkenden, Conkbayırı, Kocaçimen tepe istikametine doğru da yeni ve şiddetli bir saldırı başlatmışlardı. Bu böl-gedeki saldırılar karşısında yetersiz kalan birliklerimizin imda-dına yetişmek üzere, Seddülbahir bölgesi komutanı Vehip Paşa’dan takviye bir tümen istenmiş ve hemen yola çıkarılmıştı.
Ayrıca Anadolu’daki birliklerin komutanı Mehmet Ali Paşa’ya da, emrindeki birliklerin büyük kısmının, Arıburnu cep-hesine doğru derhal yola çıkarılması talimatı verildi.
Akşama, hatta ertesi sabaha kadar çok büyük kayıplara sebep olan çarpışmalar yaşandı. Mustafa Kemal komutasındaki 19. Tümenin birlikleri de bu kanlı çarpışmalara katılmış, boğaz boğaza bir mücadeleye girişmişlerdi.  
Anzak cephesinde siperler birbirine çok yakın olduğu için, boğaz boğaza bir boğuşma oluyordu. Türk siperlerinin üstü kalaslar ve tomruklarla örtülü olduğu için adeta teke tek avlama usulü çarpışmalar meydana geliyordu. Bu çarpışmalar gece de devam edecektir. Her iki taraf binlerce ölü vermiş, fakat esaslı bir ilerleme sağlanamamıştır. Zaten de ifade ettiğimiz gibi bu bir oyalama savaşıdır.
O gün, orada direnen askerlerimizin ruh halini yansıtması bakımından, küçük bir hatıra nakledelim. Sokrat İncesu isimli subayımız anlatıyor:
“Beşinci bölük Kanlısırt’a ulaşmış, toz duman içinde çılgınca düşmanla savaşıyordu. Biz de yedinci bölüğü takip ederek Kanlısırt tepesine çıkıyorduk. Sırtın yamaçlarında sıhhiye erleri, yaralı gazilerimizi te-davi ile meşgul, yaralılardan biri bağırıyor:
-Kardeşlerim, korkmayın, gavurların hepsini öldürdük. Yetişin! Savaşın! Anamız bizi bu gün için doğurdu!
Tepeyi aştıktan sonra yedinci bölüğün arkasından biz de derhal savaşa dahil olduk.
Fidan boylu Hasanlarım, kara yağız Mehmetlerim hepsi birden:
-Allah! Allah!
sesleri ile düşmana kıyasıya saldırdılar. Top ve mermi sesleri arasında yükselen süngü hışırtısı ile, düşmanla artık boğaz boğaza gelmiştik. Kanlısırt haki-katen o gün ismine muvazi bir şekilde kanlara bü-rünmüştü. Önümde yerde yatan askerlerden birisi bağırıyordu:

-Vuruldunuz mu kumandanım?
Kendisine, “Hayır!” diye cevap verdim.
Sağımda bulunan askerlerime sesleniyorum:
-Vurulan var mı içinizde?
Aldığım cevap hep birden:
-Hayır Kumandanım!
Sağ ve sol cenahımdaki askerlerimle bir anlık hazırlıktan sonra bölüğüme süngü taktırdım ve hücuma geçtik.
Kulaklarımızda sadece “Allah! Allah!” nidaları vardı.
Süngüler işliyor, kanlar içinde yere devrilen düşman as-kerleri ise ellerini kaldırarak merhamet diliyordu.
Kaçmaya başlayan düşman birliğini bir müddet, amansız takipten sonra, aldığımız emir üzerine, yaralı düşman askerlerini ve ellerini kaldırarak teslim olan düşmanları toplayarak, gerilere sevk etmeye baş-ladık. Korkudan renkleri sapsarı kesilmiş esirleri ve yaralıları, şefkatli Türk sıhhiyesine tevdi ettikten sonra, düşmanın tekrar mevzilenmek için, teşebbü-se geçtiğini öğrenerek, bu defa ikinciden daha şiddetli olarak hücuma geçtik. Kanlı sırtın sol alt tarafında mevziye girmek isteyen düşman, bu hücumumuza karşı duramayarak, tekrar sefil ve perişan bir şekilde kaçmaya başladı. Fakat bu arada ver-diği zayiat, ilk hücumdan da çok olmuş ve yüzlerce esir, yaralı ve silah bırakmıştı.
Akşama doğru durumda bir yatışma başlamış ve bu arada Ayyıldızlı sancağımız, Kanlısırt tepesinde şan ve şerefle dalgalanmaya başlamıştı. Her taraftan za-fer naraları ve zafer boruları çalıyordu. Düşman sefil ve perişan bir sürü gibi,Kanlısırt eteklerinden aşağılara doğru kaçıyor ve kahraman Meh-metçiğin süngüsünden kurtulmak için büyük gayret sarf ediyordu. Binlerce kilometre uzaklardan güzel yurdumuzu istilaya  gelen müstevlilere, Kanlısırt en iyi derslerinden birisini daha vermiş, kazanılan bu zaferle tarihimize şanlı bir sayfa daha eklenmişti.” 104 
Geceleyin asıl saldırı kuzeyden başlamıştır. Komutanları-mız, düşmanın gece saldırısı yapamayacağını varsaydıklarından, bu bölgede sürprizler yaşanmıştır. Daha önce arazi keşifleri yapan düşmanlar, ilerleyecekleri yolları, varacakları hedefleri çok iyi bir şekilde planlamışlardır. Gece karanlığında, takviye olarak alınanlar dahil 20.000 asker, Sarıbayır ve Kocaçimentepe istikametine doğru saldırıya geçtiler. Bir grup asker daha önce yetiştirdikleri kılavuzlar öncülüğünde, mevzilerimizin arasındaki boşluklardan ilerleyerek, cephe gerimize geçmeye muvaffak olmuşlardır. Hiçbir engelle karşılaşmaksızın ilerlemeye başlarlar. Hedefleri Conkbayırı’nın anahtarı olarak kabul edilen, Q tepesini bir baskınla ele geçirmektir. Fakat kılavuzlar önceden tespit ettikleri yollardan gitmek yerine, bir an önce Q tepesine ulaşmak için kestirme bir yol bulduklarını zannederek, oradan gitmeye kalkışırlar. Saatlerce yol aldıktan sonra gün ışırken baktıklarında aslında oldukları yerde tekrar tekrar dönüp dolaşmış olduklarını hayret ve üzüntü ile görmüşlerdir. Kendi yazar-larının ifadesine göre, iki ucu yere yapışık bir tırtılın vücut hareketleri gibi hareket etmişler, ancak hiç yol alamamışlardır. Gün ışıdığında ise, Sarıbayır’a doğru intihar eder gibi saldırıya geçerler. Ancak 1250 kişi olan bu özel birliğin, 650 tanesi orada Türkler tarafından öldürülür, gerisi canlarını zor kurtarır. Ancak hala Türk hatlarının gerisindedirler, aldıkları görevi yerine ge-tirmek için fırsat kollamaktadırlar. Bir tabur askerdirler. Nepal askerlerinden oluşmaktadırlar. Gurka diye isimleri vardır, ko-mutanları, İngiliz Binbaşı Allanson’dur.
7 Ağustos sabahında, Tekçam bölgesinde savaş devam e-derken, Sarıbayır saldırısı durmuş, bu cephede sükunet hakim olmuştur. Sabahleyin Anzaklar, Sarıbayır istikametine doğru bir hücum daha yaparlarsa da, kanlı çarpışmalar sonucu bu da püs-kürtülür. O gün başka bir deneme yapamazlar.
8 Ağustos günü,  şafakla birlikte tekrar Sarıbayır’ın ilk ve önemli yükseltisi sayılan, Q tepesini ele geçirmek için yeni bir hücum başlatırlar.

TOP