DERHAL mi MÜMKÜNSE mi ?

DERHAL mi MÜMKÜNSE mi ?Aspinall ve arkadaşı dehşete kapılırlar. Stopford’la görüş-meden bu işin çözülemiyeceğini anlamışlardır. Stopford’un ise, hala gemide olduğunu öğrenmeleri şaşkınlıklarını daha da arttı-rır. Derhal Jonquil’e hareket ederler.
General kendilerini güvertede karşılar. Gayet keyiflidir:
-Görüyorsunuz ya Aspinall, askerlerimiz çok güzel işler başardılar, üstelik kahramanca davrandılar.
Aspinall şaşkındır:
-Evet ama efendim, daha tepelere ulaşamamışlar. Stop-ford bilgiç bir eda ile gülümseyerek:
-Hayır, ama karaya çok rahat bir şekilde çıktılar.
Aspinall, üzüntülü olarak cevap verir:
-General Hamilton bu durumu öğrendiğinde çok  üzülecektir. Çünkü tepeler hala Türklerin kontrolün-dedir. Takviye birlikleri Bolayır’dan yola çıkmış gelmektedir. Hamilton şu anda tepeleri aldığınızı tahmin etmektedir. Şimdi bu gerçekleri ona iletmek zorundayız.
Dedikten sonra, adeta yalvarırcasına;
-Tanrı aşkına general, lütfen birlikleri bir an önce ileri sevk edin!
-İyi ama, topçu desteği olmaksızın ilerlemek çok zor. Belki de mümkün değil. Topçular karaya çıkarılırsa belki yarın (9 Ağustos) ileri harekete geçebiliriz.
-Ama efendim, ilerlemeniz, topçu desteği şartına bağlanmamıştı. Bildiğim kadarıyla karaya çıkar çıkmaz, derhal ileri harekete geçmeniz gerekirdi. Harekatın en önemli noktası da bu değil miydi? Hamilton’un emirleri böyle değil miydi?
-Yanılıyorsun Albay!
İyice şaşkına dönen Aspinall, soru işaretleri dolu bir gözle Stopford’a bakarak:
-Nasıl yani? Hepimiz biliyoruz ki, derhal ilerlenecek ve tepeler tutulacaktı.
-Bakın Albay! Hamilton tarafından yazılıp imzalanarak bana verilen yazılı emir işte burada. Burada ne yazıyor?
Aspinal heyecandan titrer bir halde, Hamilton tarafından bizzat yazılarak imzalanmış emrin, Stopford’un parmağı ile işaret ettiği bölümüne baktı. Hayret! Aynen şöyle yazıyordu:
“… sabahleyin mümkünse tepelerin ele geçirilmesi…”
Tekrar tekrar okudu, evet öyle yazıyordu. Hayretten ağzı açık kaldı. Halbuki, planın en can alıcı noktası “derhal tepe-lerin ele geçirilmesi” idi. General haklı çıkmanın verdiği gü-venle;
-Görüyorsunuz ya Albay! Askerlerim mümkün olan her şeyi yaptılar. Tepeler diyorsunuz, Türklerin mevzideki toplarıyla dolu tepeler…  Topçu desteği olmadan buralara hücum etmek nasıl mümkün olabilir? Topları bu gece çıkarabilirsek, yarın mümkün olan her şeyi yapacağımdan emin olabilirsiniz.
Aspinall ve arkadaşı oradan soru işaretleriyle dolu olarak ayrılırlar: Demek ki bütün bu olanların sorumlusu aslında Ha-milton’dur. Yanlış emir vermiştir. “Derhal” kelimesinin yerine “Mümkünse” kelimesini yazmıştır. Bunu kasten yapmış olması mümkün değildir. Yanlışlıkla veya unutarak yazmıştır. Böyle-likle kesin olan bir emri, yumuşatarak, şartlara bağlamış oluyordu. Şartların müsait olup olmaması, yani “Mümkünse” nin  izahı ve mazereti gayet kolay bulunabilirdi.
Böylece Allah’ın en büyük yardımı, düşmanın başkomutanı eliyle sağlanmış oluyordu. O başkomutan ki; aylarca planı hazırlamış, en ince detayına kadar, harita başında çalışarak titizlikle uygulamaya sokmuş, adeta bütün bir muharebenin geleceğini buna bağlamış, ancak emir verirken en büyük yanlışlığı yapmış. Bunun başka izahı bulunabilir mi? Bu yanlışlığı ona yaptıran nedir, veya kimdir? İngilizler açısından bu hala tar-tışılır, ama biz biliyoruz ki, yardım yapmayı murat eden Cenab-ı Allah işte böyle, düşman başkomutanı eliyle yardım etmeğe kadirdir. Yeter ki yardımı hak edenler, hakkıyla cihad edenler bulunsun. Şimdi yine anlıyoruz ki; her iki generalin sahile cep-heye gelmeleri halinde, emirde yapılan bu yanlışlığın düzeltilme ihtimali vardı. Ancak adeta gizli bir güç, her ikisinin de, cep-heye gelmelerini engellemiş, bu yanlışlığın düzeltilmemesi suretiyle, saatlerin israf edilmesi murat edilmiş. Kudret kuvvet sahib

TOP