ŞAŞKINLIK SÜRÜYOR

ŞAŞKINLIK SÜRÜYOR

Daha da önemlisi, 19 mayıs katliamında, Türklerden ya-rımadanın çok ayrıntılı ve yeni haritalarının ele geçirilmiş oldu-ğunu kendileri naklediyorlardı. Onlara bu hayati konuda hata yaptıran kimdir?
Karaya çıkarılmış askerlerin hali ise daha enteresandır. İngiltere’den beri haftalarca gemi yolculuğu yapmışlar, kara yü-zü görmemişlerdir. Burada karaya ayak basar basmaz, istirahat etmek istemekte, ileri bir harekete yanaşmamaktadırlar. Bir kıs-mı ise 17 saat önce adalardan gemilere bindirilmiş, buraya kadar ayakta gelmek zorunda kalmışlar, şimdi ise istirahat etmeden nasıl ileri bir hareket yapacaklardır? Bunların hiç hesaplanmamış olmasının bir izahı bulunabilir mi?
İşaret fişeğinin atıldığı tepe Lalababa tepesidir. Orada bir Türk gözetleme postası vardır. Türkler böylece onların karaya çıktığını fark ederek, yaylım ateşe başlarlar. İki metreden ötesini görmek mümkün değildir. Tek taraflı silah sesleri karanlığı yırtarken, vurulan insan çığlıkları da ayyuka çıkmaya başlar. İleri harekete geçen askerlerin üçte biri, subayların ise, 3 kişi hariç hepsi yaralanmış, saf dışı kalmıştır. Lalababa’ya üç koldan yaklaşan düşmanlar karşısında bir avuç Türk, tepenin öbür yamacına, oradan da Tuzla gölüne doğru çekilir.
İleri hareket eden askerler, plana göre orada bir tümenle buluşacaklardır. Sonra birlikte ilerleyeceklerdir. Ama sağa sola bakılır, beklenen tümen yoktur. Artık gece yarısı da olmuştur. Yorgun ve yaralı olan asker oraya yığılıp istirahata çekilir.
Diğer bir kol, sabaha karşı saat 02.00’de karaya çıkar. Onlar da yollarını bulamaz. On numaralı tepe sandıkları bir yükseltiye ve Kireç tepe denilen yere saldırı başlatırlar. Hedeflerini ele geçirmek bir yana, onları bulamamışlardır bile. Sağa sola haberciler gönderirler, birliklerin birbirlerini bulmalarından vaz-geçtik, haberciler bile kaybolurlar. Etraflarına tepelerden, Türk-ler tarafından atılan top mermileri düşmektedir.
Sabah 04.30’da şafak sökmüş olduğunda, hiçbir birliğin ilerleyememiş olduğu meydana çıkar. Böylece, gün ışımadan elde etmeleri gereken hedeflerin hiç biri tutturulamamıştır. Di-ğer bir deyişle altın kıymetinde  yaklaşık 6 saatleri ellerinden alınmıştır. Yukarıdaki hesaba göre 36 saatlik zamanlarının 6 sa-ati boşuna harcattırılmıştır.
Sabah olduğunda karaya asker çıkışı devam etmektedir. 6000 kişilik bir kafile daha, Türk topçu ateşi altında karaya çıka-rılmıştır. Kolordu komutanı Stopford halen gemidedir. Sahile te-lefonla bağlıdır.
Sahilde ise, General Mahon, General Hill, General Hammersley ve arasıra karaya çıkan Komodor Keyes bulunmaktadır. Emir komuta karmaşası başlamıştır. Generallerden bi-risi, Türk topçu ateşinden korunmak için sağa gidilmesi emrini verip, ona göre planlarda tadilat yaparken, diğeri ateşe rağmen, sola gidilmesi ve 10 no’lu tepe ile Çikolata tepesinin, onların ardından da Kireç tepenin ele geçirilmesi için emir verir. Ko-modor Keyes ise, öfke ile daha başka şeyler söyler. İngiliz yazar Alan Moorehead bu karmaşayı şu cümleler ile anlatır:
“Artık başlayan yürüyüş ve karşı yürüyüşleri, akın akın gelen ve her biri bir önceki ile çelişen emirleri, çeşitli karargahlar arasında yaşanan anlaşmazlıkları, uzun sessizlikleri ve cephede birden bire olu-şan büyük değişiklikleri, anlayıp değerlendirebil-mek için, askeri tarihte uzmanlaşmak gereklidir. Şimdi iki tümenin önemli bölümleri karaya çıkmıştır. 11. Tümen Hammersley’in, 10. Tümen de Mahon’un komutası altındadır. Hemen hemen hiç kimse olması gereken yerde değildir. Bölükler, taburlar ve hatta bazen bütün tümenler bile, çözülemeyecek bir biçimde birbirlerine karışır. Tek tük doğru emirler ise, dar bir cephede kumandayı ele almayı başaran küçük subaylardan gelir.
Karargahını Küçük Kemikli burnunun hemen ucuna ku-ran General Hammersley, baskı altındadır. Bu bas-kı, karargahına isabet eden bir Türk top mermisinin, kurmaylarından birkaçını öldürmesiyle daha da artar. Bu sabah boyunca 3 kez plan değiş-tirir. Komutanlarına ilettiği bir emri, hemen sonra çıkarttığı bambaşka birliklerle, yepyeni hedefler belirlediği, yeni bir talimat izler. Saat 07.00 sıra-larında solunda bulunan on numaralı tepeye sal-dırılır, tepeyi savunan 100 kadar Türk geri püs-kürtülür. Şimdi sıra doğudaki tepelere, özellikle Çikolata tepesine ve Anafartalar’dan ovaya uzanan yükseltilere gelmiştir. Bundan sonra Tekke tepe ve öteki yükseltiler ele geçirilecektir. Ne var ki birliklerden çoğu, kuzeye, Kireç tepeye doğru yönelir, hareket buraya bile varamadan duraklar. Hemen her yerde, ilerleme emri alınca yürüyüşe geçmeye hazır, albaylar veya binbaşılar vardır. Ancak emirlerin gelmesi de, bambaşka ve yepyeni bir karışıklık yaratır. Son anda subaylara dağıtılan haritalardan çoğunda, dağların ve ovanın özellikleri, Türk-çe sözcüklerle belirtilmiştir, oysa  Hammersley’in emirlerinde yer alan coğrafi adlar İngilizce’dir. Böylelikle birlikler çoğu kez yanlış hedeflere doğru ilerler. Başka birliklerse  Keyes’in ürkütücü hare-ketsizlik, diye nitelendirdiği duruma düşer. Subay-lar, askerleri yeterince dinlendirmeden ileri ha-rekete geçirmeyi reddederler. Sıcaklık ürkütücüdür. Daha iki gün önce kolera aşısı olmuş, bu arada matarasındaki su tükenmiş askerin dayanma gücü kalmaz. Kıyıda kalan askerlerden binlercesi serinlemek için denize girer.” 100
Kıymetli saatler yavaş yavaş elden çıkmaktadır. Bu arada güneş iyice yakmaya başlamış, askerlerin mataralarındaki su tü-kenmiştir. Kıyıya su sevkıyatıyla görevli iki adet motorlu da ka-yalara bindirmiş, askere su getirilememektedir. Bir yandan ger-çek susama, bir yandan da susuzluk psikolojisi ile, askerler su derdine düşerler. Kimisi o kadar susamıştır ki, denize girip tuzlu su içmeye kalkışır. Bir kısmı da su gemisinden kıyıya uzatılma-ya çalışılan hortumları kasaturaları ile parçalayarak su içmeye kalkışır. Aslında çıkarma planına göre askerler çoktan ilerlemiş ve gittikleri yerlerde su bulmuş olmalı idiler. Ancak o plan yürü-tülemediği için hiç hesaplanamayan su krizi baş göstermiştir.

Planlandığı halde kıyıya topçu birlikleri ve topları hala çıkarılamamıştır. Toplar olmaksızın da askerin ileri harekete geçmesini komutanlar istememektedir. Akşam  üzeri Çikolata tepesine doğru bir hücum başlatılır. Ancak saldırı başladığında General Hammersley, kısa bir müddet sonra durdurma emri verir. 17.30’da daha güçlü bir saldırıda bulunmayı umarak durdurmuştur. Çünkü Türkler sağa sola havan topu atmakta bu da zayiata sebep olmaktadır.

Böylece sayıları topu topu 1500 kadar olan Türkler, ellerinde bulunan birkaç havan topu ile, anlı şanlı 20.000 kişilik tam teçhizatlı bir istila ordusunu durdurduğu gibi, onları bir o yana bir bu yana sevk ederek, adeta alay etmektedir. Üstelik bu Türk birliğinde tek bir makinalı tüfek dahi yoktur.
Yukarda tepelerde, savunma yapmaya çalışan Türkler ise şaşkındır. Hayretten ağızları açıktır. Karaya çıkmış bulunan çok kalabalık düşman birlikleri tam bir başıbozuk kalabalık gibi hareket etmektedir. Çalıların arasında, siper almaya bile ihtiyaç duymadan, dimdik yürüyerek, o da yavaş yavaş yürüyerek  ilerlemeğe çalışmakta, tam birer hedef halinde karşılarındadır. Yap-tıkları ürkek ve kararsız harekete, saldırı demek bile mümkün değildir. Türk askerine komuta eden Alman Binbaşı Wilmer, Sa-ros’tan acele yardım gönderilmesini ister.
İngilizler akşam üzeri harekete geçerler, zar zor Çikolata tepesini işgal ederler. Karşılarındaki Türk birlikleri, oyalama muharebesi yaptıklarından dolayı, Çikolata tepesini ve onun et-rafındaki mevzileri boşaltarak, bir gerideki mevzilerine çekil-mişler, oradan direnişe başlamışlardır. Tepeyi ele geçiren İngiliz askerleri, generallerinin ileri mevziye gelmemesi dolayısıyla, Türkleri takip etmekten vazgeçer, oldukları yerde beklemeye başlarlar. Aslında ne yapacakları konusunda bir fikirleri de yoktur. Altın kıymetindeki saatler hızla ilerlemekte olmasına rağmen, hala ciddi bir ileri harekete başlayamamışlardır. Almaları gereken tepelerden hala, 2 mil kadar uzaktadırlar. Şu ana kadar kaybettikleri zaman, 20 saat civarındadır. Önlerinde kullanabilecekleri yaklaşık 16 saatleri kalmıştır. Nusreti ilahi gereği, saatlerinin  bir bir boşa harcanması murat edilmektedir.
Gökçeada’daki karargahında bekleyen Hamilton diken üstündedir. Telsizin başında meraktan ve kızgınlıktan yerinde duramamaktadır, adeta telsizi tekmeleme aşamasına gelmiştir. General Stopford’a açıkça ifade etmişti; çıkarmanın her anında ve ileri harekatın her safhasında kendisine bilgi verilecekti. 7 Ağustos’ta öğleden önce, Anzak köprübaşına gidip dönen ge-milerden öğrendiğine göre, çıkış başarılı olmuştur. Başka da bir haber alması mümkün olamamıştır. Öğleden sonra Stopford’dan bir mesaj almıştır. Stopford, çıkışın başarılı olduğunu, henüz ilerlemeye başlayamadıklarını rapor etmiştir. Raporun yazıldığı saat belli olmadığından, Hamilton, bu raporun erken saatte ya-zılmış olduğunu tahmin ederek, bir parça rahatlamıştır. Öyle ya erken saatte, henüz ilerlememiş olmaları normaldir. Böyle dü-şünmek mecburiyetinde hissetmektedir kendini. Rapor öğleden sonra gelmiştir ama, bu saatte ilerleyememiş olmalarını, akıl ve mantık kabul etmez. Evet evet bu rapor mutlaka erken saatte yazılmış, ancak kendisine yeni ulaşmıştır.
Hemen Stopford’a bir mesaj gönderir: İlerlemesi gerekmektedir. Elini çabuk tutarak, hemen tepeleri ele geçirmelidirler. Mesajı saat 16.00’da çekmiştir. Fakat yine cevapsız saatler, kendisi için ızdırap dolu saatlere dönüşmeye başlamıştır. Sonradan bu mesajın Stopford’a ulaşmadığı anlaşılacaktır. Nedeni ise meçhuldür.
Aslını düşünürsek, bu şekilde haberleşme kesikliği, hele bir çıkarma birliği ile, onu kumanda eden komutanı arasındaki kopukluk, askerlik açısından hiç kabul edilebilir bir durum de-ğildir. Ama işte haberleşme kesiktir. Komutan, birliklerinden, birlikler de komutanlarından haber alamamaktadır. Neden, ni-çin, nasıl?
Bu soruların cevabını biz rahatlıkla veriyoruz ama, harp tarihi ile uğraşanlar hala araştırmaya devam ediyorlar.

TOP