GİZLİLİK PRENSİBİ GERİ TEPİYOR

GİZLİLİK PRENSİBİ GERİ TEPİYOR

İlk enteresan olay, düşman planındaki en önemli temel unsur olan gizlilik prensibinin, çok sıkı bir şekilde uygulanmış olmasından kaynaklanmıştır, veya nusret gizlilik prensibine giz-lenmiştir.
Önceki bölümlerden hatırlayacağız:
Bu çıkarma planı o kadar gizli tutulmuştur ki, birkaç üst düzey komutanın dışında kimseye söylenmemiştir. Bırakınız planı, çıkarmanın nereye yapılacağını kimse bilmemektedir. Tabii, aman Türklerin istihbaratına ulaşıp, tedbir almasınlar di-ye. Aslında basiretlerinin bağlandığı nokta da burasıdır. Bıra-kınız çıkarmaya katılan askerleri, çıkarma yapacak tümenlerin komutanları bile nereye çıkacaklarını bilmiyorlardı. Evet son anda ellerine birer harita tutuşturulmuştu ama, üzerinde hiç çalışmadıkları, hangi tepenin hangi istikamette olduğu, ilk he-deflerinin nereler olduğu, kendilerine gösterilmemişti. Zifiri ka-ranlıkta, bilmedikleri bir sahile çıkarılıp bırakılmışlar, “haydi ileri!” denilmiş ama nereye? Burası neresi? Acaba sağa mı gidilecek sola mı? Planı en ince ayrıntısına kadar bilen bir tek kişi General Stopford’dur o da, karaya çıkmamış, açıkta gemide beklemektedir. İşte ilk kargaşa burada başlamıştır. Tuğgeneral Hill’in ifadesine göre, ay yüzeyindeki kraterler hakkında ne kadar bilgileri varsa, bu indirildikleri yer hakkında bundan fazla bilgileri yoktur.
Ellerindeki haritayı incelemeye başladıklarında da, şaşkınlıkla görürler ki, yer isimleri Türkçe olarak yazılmıştır, ayrıca, haritalar, içinde bulundukları araziye hiç uymamaktadır. Karışıklık daha da büyür. Nereye gideceklerini kestiremezler. Bu arada tepelerden birinden bir işaret fişeği atılır. Bu Türkler tarafından görüldüklerine dair bir işarettir. Arkadan Türklerin silah atışları başlar. Ama kendilerinin sabah aydınlığından önce süngü dışında silah kullanmaları yasaklanmıştır. Şimdi birlik komutanları birbirlerine sormaya başlarlar: “Çikolata tepesi ne taraftadır?” veya, “10 numaralı tepeye tırmanmam gerek, ne tarafa gideyim?”
Şimdi bir düşünelim, bilmediği bir noktadan karaya çıka-rılacak olan bu askerlere, çıktıkları yer hakkında hiçbir malumat verilmemiş olması nasıl izah edilebilir? Basiretli bir komutan bunu nasıl ihmal edebilir. Generallere bile bilgi verilmemiş. Bu kadar karışıklık çıkacağının hesaplanmamış bulunması normal şartlar altında mümkün müdür? Gece karanlığında süratle ileri gitmesi istenilen bir birliğe, doğru olarak yapılmış ve onların lisanıyla hazırlanmış birer haritanın verilmemiş olmasına ne demeli?  Planı ayrıntılı olarak bilen, çıkarma birliklerinin komutanı General Stopford’dur. Onun da karaya çıkmamış olması hangi askerlik kurallarıyla izah edilebilir.
Anzak çıkarmasında, vebali haritalara yüklemişlerdi. Bu defa da haritaların yanlış olmasının bir mazereti var mıdır? Kaldı ki; haftalarca buralar gözetlenmiş, adeta her metre karesi ayrı ayrı değerlendirilmişti.
Bu gözetleme ve yer isimlerinin haritalara işlenmesi ko-nusunda, bir subayımızın hatıralarında yazdığı satırları okuya-lım:

TOP