SEDDÜLBAHİRDEKİ OLAYLAR

SEDDÜLBAHİRDEKİ OLAYLAR

Seddülbahir cephesinde, sinirleri bozularak İngiltere’ye gitmiş bulunan General Hunter Weston’un yerine, buradaki ko-lorduya komuta etmek üzere, General Davies atanmıştı. Mut-laka bir şeyler yapmak, kendini ispat etmek istiyordu. Kendile-rine genel karargahtan emir verilmişti:
6 Ağustos sabahleyin mahdut hedefli ve Türkleri bu cephede tutmaya yarayacak olan, bir seri ileri harekat yapılacaktı. Sabahleyin, Seddülbahir’de bulunan üst komutanlar,  bu emri değiştirerek yürürlüğe koydular:  Saldırılar mahdut hedefli değil, önce Kirte’nin, sonra da Alçıtepe’nin zapt edilmesi için hücuma geçtiler. Bu değişikliği de muhtemelen yeni göreve gelmiş bulunan General Davies kendini ispat etmek için yapmış olmalıydı.
Önce dehşetli bir top atışı ile başlayan, sonra da sabah saat 04.00 sıralarında bir tugay kuvvetindeki birliğin ileri atılmasıyla devam eden hücuma, Türkler de aynı şiddette mukabele etmekte gecikmediler. Önce siperlerimizin yakınına kadar fundalıklarda ilerlemeyi başaran düşman birlikleri, bu noktadan itibaren büyük zayiat vermeye başlamıştı.
Bu harekatı geriden gözetleyen komuta kademesi, alacakaranlıkta yaptıkları bir tespitle, büyük bir başarı kazandıklarına ve bütün hedeflerin zapt edildiğine dair genel karargaha bir rapor verdiler. Biraz sonra ortalık aydınlanıp, etraf daha net olarak görülünce, durumun tamamen farklı olduğunu, hücuma kalkan 88.Tugaylarının, Türk mukavemeti karşısında eriyip parçalandığını gördüler. Böylece, 2000 kişinin ölmesi ile Ge-neral Davies ilk tokadı yemiş oldu.
Peki alacakaranlıkta düşmanı yanıltan ne idi: Önceki sayfalarda izah etmiştik. Düşman kendi askerlerinin sırtına üçgen şeklinde tenekeler bağlamış, böylece onların nereye kadar ilerlemiş olduklarını arkadan görerek ona göre emirler vermeyi hedeflemişlerdi. Bu sabah da alacakaranlıkta yaptıkları gözlemlerde, Türk siperlerinin boydan boya parlak tenekelerle kaplanmış olduğunu gördükleri anda, büyük bir sevince kapılmışlardı. Ortalık aydınlandığında ise bu tenekelerin tamamının öldü-rülmüş olan askerlerinin sırtlarındaki tenekeler olduğunu anla-mışlar ve yıkılmışlardı.
Ertesi gün, yani 7 Ağustos’ta bu sefer bir tümenle tekrar hücuma geçtiler. Boğaz boğaza geçen bu mücadelede de, 1500 ölü veren düşman, tekrar kendi mevzilerine dönmek zorunda kaldı. Böylece iki günün bilançosu düşman açısından, içinde çok miktarda subay da olan 3500 ölü ile neticelenmişti. Aslında ordumuzun zayiatı da düşmandan az değildi. Hatta daha fazla idi. Ama mehmetçik göğsünü siper ederek düşman istilasını bir kere daha önlemişti. İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Er-soy, manzarayı şöyle özetliyor:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin,
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Bu arada İngiliz kaynaklarında enteresan bir olaydan bah-sedilir:
Seddülbahir’deki cephe komutanı olan Vehip Paşa, düşman saldırısı karşısında, ümidini iyice yitirmiştir. Kendi cep-hesinde, amansız boğuşmalar olmakta, Anzak cephesinde de, düşman toplu bir hücuma geçmiş gibi gözükmekte, Suvla’ya ise çok güçlü bir kuvvet çıkarmış olduğu anlaşılmaktadır. Seddül-bahir cephesinden, kuzey cephesine asker kaydırılması emrini de almıştır. Bu durum karşısında paniğe kapılan Vehip Paşa, Alman kurmay heyetinin de yönlendirmeleri ile, Ordu Komu-tanı Liman Von Sanders’e acele bir teklif yapar:
Bu teklif özet olarak şudur:
“Düşmanın bu sefer muvaffak olacağı kesindir. Henüz vakit varken, düşman boğaza inip, ulaşım yollarını kesmeden, Gelibolu yarımadasının güneyinde bu-lunan bütün kuvvetlerimizi Anadolu’ya geçirerek, askerlerimizin canını olsun kurtaralım.”
İddiaya göre Liman Paşa böyle bir öneriyi reddederek, her karış toprağın savunulmasına devam edilmesi emrini vermiştir.
Bu olaydan bizim kaynaklarımız bahsetmez. Ancak bazı alman subaylarının korkak hareketleri ve teklifleri olduğundan bahsedilir. Muhtemelen bu da böyle bir hadisedir. Vehip Pa-şa’nın böyle bir teklif yapmayacak kadar dirayetli ve ileri görüşlü bir asker olduğundan şüphe yoktur.

TOP