YAHYA ÇAVUŞ VE ARKADAŞLARI

YAHYA ÇAVUŞ VE ARKADAŞLARI

Bu gün Seddülbahir bölgesini ziyaret edenler, en uç noktaya vardıklarında, kumsala hakim bir sırtta, bir şehitlik ve bir anıt göreceklerdir. Bu konu üzerinde kısaca durmalıyız. 
Daha önceki bölümlerden hatırlayacağız; Osmanlı Ordusu’nun sevk ve idaresinden büyük ölçüde, başta Liman Von Sanders olmak üzere Almanlar sorumludur. Kendi anlayışlarına göre, modern savunma sistemi dedikleri bir sistemi uygulamaktadırlar. Buna göre muhtemel çıkış bölgelerine, gözetleme postaları veya çok zayıf birlikler yerleştirmişlerdi. Asıl güçlü birlikler ise cephe gerilerine konuşlandırılmıştı.
İşte düşmanın karaya çıktığı bu Seddülbahir burnunun gözetleme ve savunma görevi,  Ezineli Yahya Çavuş ve 80 kadar takım arkadaşına verilmişti. Hemen, anfi tiyatro gibi duran bölgenin üst tarafına siperlerini kazmışlar, muhtemel çıkarmayı bekliyorlardı. Yukarıda anlatılan, düşmanın çıkarma teşebbüsünü işte bu kahraman insanlar önlemiş, böylece yaklaşık bir gün, düşmanı oyalamak suretiyle, takviye kuvvetlerinin yetişip gelmesini sağlamışlardı. Ancak Yahya Çavuş ve iki arkadaşı sağ kalmışlar, diğerleri çok arzu ettikleri Allah’a kavuşmuşlardı. Bacağı kopacak kadar yaralanan Yahya Çavuş’un, tüfeğinin kayışı ile, kopmak üzere olan bacağını baldırına bağlayarak, savunmaya devam ettiği dilden dile anlatılmaktadır. Ziyaret-çilerin buradan geçerken, şehit olmuş bu cihad erleri için bir fatiha olsun okumaları, onların ruhlarını şad edecektir. Yahya Çavuş anısına dikilmiş bulunan anıtın kenarındaki şu dörtlüğü de okurlarsa, 25 Nisan 1915 tarihinde orada neler olduğunun özet bir bilgisini de öğrenmiş olurlar:
Bir Kahraman Takım ve de Yahya Çavuş’tular,
Tam üç alayla burada, gönülden vuruştular.
Düşman Tümen sanırdı bu şaheser erleri,
Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular. KARINCA SÜRÜSÜ GİBİ
SALDIRIYORLARDI

Ertuğrul ve Tekke koylarına sabahtan beri üçüncü düşman kafilesi de saldırıyor ve çoğu kumsala cansız düşüyordu. Akşam hava kararmaya da yüz tutmuştu. River Clyde’de mahsur kalmış bulunan 1000 kadar düşman askeri, geriden gelen arkadaşları ile de birleşerek bulundukları yerden kurtulup ileri harekete geçti-ler. Bu sefer kendilerine göre sağ tarafa doğru ilerleyip savunma mevzilerimizin gerisini tehdit etmeye başladılar. Çıkan düşmanın ardı arkası kesilmiyor, adeta sonu gelmeyen bir karınca sürüsü gibi sağdan, soldan ve cepheden, karaya çıkışlarını ve saldırılarını karanlıkta da sürdürüyorlardı.

SAVAŞ GEMİLERİ
YENİDEN BOMBALIYOR

Türk askerinin direncini, karaya çıkan askerlerle kırama-yacağını anlayan düşman, bu sefer savaş gemilerini yaklaştıra-rak, projektörlerin de yardımı ile korkunç bir top ateşine başladı. Yarımada adeta yanıyordu. Çığlıklar tekbir seslerine ve yaralı askerlerin inlemeleri, top seslerine karışıyordu. Doğudan ve ba-tıdan zorla da olsa ilerleyen düşmanın, arkalarını çevirmek üze-re olduğunu ve cepheden de yakıcı gemi atışlarının olduğunu gören savunma takımlarımız, iç içe geçmiş bulunan savunma mevzilerinden devamlı, arkadaki siperlere çekilmek zorunda kalıyorlardı.
Gece yarısından, takribi saat 02.30’dan sonra ilk takviye birlikleri yetişmeye başlamış ve daha canlı bir direniş yapılması imkan dahiline girmişti. Yeni gelen takviye birlikleriyle beraber, karaya çıkmış bulunan düşmanı denize dökmek için çabalayan kuvvetlerimiz, karanlık olması sebebiyle, bu yoğun ateş altında sıhhatli haberleşmeyi sağlayamayınca buna muvaffak olamadılar.

ESKİHİSARLIK’A DA ÇIKTILAR

Düşman, çıkarma planlarında S sahili diye geçen, bugünkü Şehitler Abidesi  ile Seddülbahir köyü arasında bulunan kumsaldan, Eskihisarlık mevkiine çıkmak üzere de hücuma geçmişti. Burayı savunmak üzere 9.Bölüğün bir takımı mevzilenmişti. Bu kahraman takım da tıpkı Yahya Çavuş’un takımı gibi, saatler boyu düşmanı karaya ayak bastırmamıştı. Esasında gün ağarmadan önce, başlayan savaş gemilerinin bombardımanı ile, burada bulunan takımın büyük bir bölümü şehit olmuştu. Hayatta kalan kahramanlar, saatlerce düşmanı oya-ladılar ama, kendilerinden sayıca çok üstün olan ve savaş gemilerinden yapılan atışlarla desteklenen düşman karşısında, geri çekilmek zorunda kaldılar. Saatler süren kanlı muharebelerden sonra, düşman burada karaya çıkmaya ve geceleyin, aydınlatma fişekleri ve gemi ateşlerinin himayesinde, Eskihisarlık mevkiine doğru ilerlemeye muvaffak oldular. Bu yoğun baskı ile, hayatta kalan kahramanlarımız da, mevzi değiştirerek geri çekilmeye mecbur oldular. Eskihisarlık tepesini ele geçiren düşman da, çok zayiat vermiş olduğundan ne daha ileriye gidebildi, ne de  Ertuğrul koyunda, River Clyde’de mahsur kalan arkadaşlarını kurtarmak üzere harekete geçebildi. Ta 27 Nisan günü Kum-kale’yi boşaltarak bu bölgeye takviye olarak görevlendirilen Fransız birlikleri gelene kadar, başka ciddi bir harekette bulunamadılar.
Halbuki Eskihisarlik’ı ele geçiren bu düşman birliği, sola doğru hareket edip, yarımadanın ucunda savunma yapan ve gittikçe eriyen takımlarımızın  arkasına dolanıp, geriden kuşatma becerisini gösterebilmiş olsalardı, o gün savunmamızı çökertmeleri mümkündü. Buna mani olacak bir birliğimiz yok idi. Ama Allah, düşmanımızın bu beceriyi gösterme basiretlerini bağlıyarak, nusretini birliklerimize ihsan etmiş olduğundan bu tehlike gerçekleşmemiştir.
Benzer mücadeleler Seddülbahir’in batı sahillerinde de, aynı saatlerde ve aynı şiddette devam ediyordu. Düşman planlarında burası X sahili diye adlandırılmıştı. 12 kahraman mehmetçiğin savunduğu bu yamaçtan çıkan ve büyük kayıplara rağmen, kısmen ilerlemeye muvaffak olan İngiliz birlikleri, gemi ateşi desteğinden de yararlanarak; Ertuğrul ve Tekke koylarında direnen askerlerimizi yan ateşe tutmaya başlamışlardı. İki ateş arasında kalma tehlikesiyle yüz yüze kaldıklarını gören birliklerimiz de, adım adım gerideki mevzilere doğru çekilmeye ve yeni direniş hatları meydana getirmeye çalışıyorlardı.
Bütün bu S,V,W,X sahillerinde düşman, askerlerimize oranla; bire on, yer yer bire yirmi oranda güçlü, üstelik, gemi topları ve ağır makinalı tüfek ateşleriyle destekleniyorlardı. Bu üstün kuvvetteki düşman birliklerine karşı, kahramanca direnen, adeta son erine kadar şehit olma pahasına, düşmanı oyalayarak, takviye birliklerimizin cepheye intikalini sağlayan askerlerimiz gerçekten cihad etme şuuru ile savaşıyorlardı. Dinleri için, mukaddesatları için, namus ve vatanları için savaşıyor, şehit olunca Rabbine kavuşmanın inancı ile, zikir ve tesbih ile direniyorlardı. Elbette gerçek şekilde ve hakkını vererek cihad eden kullarına karşı, Allah’ın yardımının gelmesi de yine Allah’ın vaadi olduğuna göre, bu yardımlar da alınmıştı. Alınmıştı ki, takviye kuvvetler yetişene kadar düşmanı durdurabilmişlerdi.

TOP