BEŞ NOKTADAN ÇIKTILAR

BEŞ NOKTADAN ÇIKTILAR

Gelibolu yarımadasının bu güney ucuna, yani Seddül-bahir bölgesine, düşman 5 ayrı noktadan çıkarma yapmaya çalışmıştır. Bunlardan birincisi bugün Şehitler Abidesi’nin bulunduğu tepe ile Seddülbahir köyü arasında kalan kumsal koy, ki buraya Morto Koyu denilmektedir. Düşman çıkarma planına göre buraya ‘S kumsalı’ denilmişti. İkincisi eski kale kalıntılarının bulunduğu Ertuğrul Koyu denilen kumsaldır. Buraya da ‘V kumsalı’ demişlerdi. Üçüncü çıkış noktası ise Tekke koyu denilen ve düşman tarafından çıkarma planlarında ‘W kumsalı’ olarak adlandırılan Seddülbahir’in Ege denizine doğru uzanan en uç noktasıdır. Dördüncü nokta Tekke koyu ile Zığındere denilen noktanın  ara yerine düşen bir kumsaldı ki burası da ‘X kumsalı’ olarak adlandırılmıştı. Bu dört noktaya ilave olarak,  işgal ordusunun başkomutanı olan İngiliz generali Hamilton’un özel isteği ve kendisinin bizzat komuta edeceği  2 000 kişilik bir birlik tarafından çıkarma yapılmak üzere  bir nokta daha ilave edildi. Burası da, Zığındere’nin biraz kuzeyinde, kumsal değil de dik kayalık olan bir nokta idi.  Burası da çıkarma planlarında ‘Y kumsalı’ olarak işaret edilmişti.

Bu çıkış yerleri basit olarak da şöyle ifade edilmişti:
Masa üzerine serilmiş bir Gelibolu Yarımadası haritası üzerinde, sağ kolun dirseği Alçıtepe üzerine konulup,  aynı el avuç içi yere gelecek şekilde yarımada ucuna doğru, parmaklar açık vaziyette uzatılacak olursa her parmak bir çıkış noktasını işaret ediyordu. Bunlardan başparmak, Morto koyu ve S kumsalı olmak üzere, diğer parmaklar sırası ile V,W,X  ve Y koylarını işaret ediyorlardı.
Bu beş nokta içinde  V ve W noktalarında, yani Ertuğrul ve Tekke koylarında, yapılan çıkarma teşebbüsüne karşı, en kanlı ve en sert direnişle karşılaşmışlardı. Bunun tam aksine olarak Y noktasında yaptıkları  çıkarmada ise hiçbir direnişe uğramamışlardı. Bunun haricinde diğer noktalarda da, şiddetli direnişlerle karşılaşarak, planladıkları zamanın çok ötesinde zaman kaybetmekle kalmamışlar, binlerce askerlerini de zayi etmişlerdi.
Düşmanın asıl çıkarma yapacağı yer, Seddülbahir olarak belirlenmişti. Buradan yapılacak çıkarma ile, en geç üçüncü günde, Kilitbahir’deki savunma tesisleri etkisiz hale getirilecekti. Anzak çıkarması, Seddülbahir’den yapılacak ve ileri devam edecek çıkarma hareketini, kuzeyden himaye etmek ve Türklerin kuzeydeki kuvvetlerinin müdahelesini önlemek, yarımadayı ikiye ayırmak maksadıyla yapılmıştı.
Yukarıdaki sayfalarda izah ettik. Anzak çıkarması, gece karanlığında, mümkün mertebe sessizce ve gizlice yapılmaya çalışılmıştı. Gerçi bu çıkarma harekatı henüz kıyıya bile yaklaşmadan gözcülerimiz tarafından fark edilerek üst komutanlıklara bildirilmişti, ama düşmanın maksadı gizlice çıkmaktı.
Seddülbahir çıkarması ise tam aksine, açıktan ve gündüz yapılmıştır.
Yukarıda özetledik; beş ayrı yerden çıkarma yapmaya gi-rişen düşman, V ve W koylarında en şiddetli direnişle karşılaşmıştı. Bu bölgelerdeki çatışmaların bir özetini vermeden önce, yukarıdaki bölümlerde izah ettiğimiz bilgileri hatırlayarak, savunmada bulunan birliklerimizin durumunu açıklaya-lım:
Seddülbahir bölgesi de tıpkı diğer çıkarma yapılması muhtemel bölgeler gibi, çok zayıf birlikler tarafından savunuluyor, takviye kuvvetler ise cephe gerisinde bulunuyordu. Alman sistemine göre hazırlanmış olan bu savunma stratejisine göre, Seddülbahir bölgesini savunmak üzere, aslında savunmak da değil bölgeyi gözetlemek üzere  26.Alayın 3. Taburu görevlendirilmişti. Bu tabur da emrindeki bölükleri sahilde açılmış bulunan toprak siperlere yerleştirmişti. Ayrıca sahilde ve deniz içinde basit dikenli tel maniaları yapılmıştı. Basit diyorum, çünkü bu dikenli teller askeri amaçlı, özel yapılmış dikenli teller değildi. Civar köylerde tarla ve bahçe etrafına çekilmiş bulunan basit sınır telleriydi. Bunlar sökülerek, buralara getirilip yerleştirilmiş, dikenli tel maniası görevini görüyorlardı.  Bu bölgeyi gözetlemekle görevli 3. Taburun komutanı Binbaşı Mahmut Bey’in, o günkü raporlarından derlenen ve Genel Kurmay Harp Dairesi Başkanlığınca kitap-laştırılarak basılan, “1915 de Çanakkale’de Türk”  ismiyle yayınlanan kitaptan olayı takip etmeye çalışalım:

“26.Alay’ın 3.Taburu, yarımadanın güney ucundaki yaklaşık 5 km. lik kısmın müdafaasına memur edilerek, çıkarmadan iki gün önce, 23 Nisan’da Seddülbahir bölgesine giderek savunma için yerleşmeye başladı. Tabur, muhtemel çıkarma yeri olan, Tekke ve Ertuğrul koyları dahil, sahilin batıya bakan büyük kısmına, iki piyade bölüğünü, Morto koyuna da bir takımını tahsis etmiş, geri kalan iki bölükten az bir kuvvetini de ihtiyatta bulunmak üzere bırakmıştı.
Tabur emrinde bulunan bir istihkam bölüğü, düşman ge-milerinin ateş ve projektörleri altında, ancak geceleri, avcı hendeklerinin önündeki tel örgüleri tesise çalışıyordu. Taburun emrine ağır silah olarak verilmiş 37,5 mm. lik 4 toptan ikisi, daha çıkarma başlamadan önce, düşman bombardımanlarıyla tahrip edilmişti. Hafif veya ağır makinalı tüfek ise hiç yoktu.
25 Nisan sabahı saat 04.30 raddelerinde, düşman gemi ateşinin kesif bir surette başlaması üzerine, düşman çıkarmasının yaklaştığı anlaşıldığından, ihti-yat bölükleri silah başı ettiler. Avcı hendekleri üzerinde  patlayan ağır mermilerin,sahili kapla-yan siyah, kesif dumanları, denizde nelerin gizlendiğini anlamaya imkan vermiyordu.
Gemilerin büyük çapta ağır mermileri, korkunç tarraka- larla birbirini takiben yan yana düşüyor, şarapneller de, pek kesif olarak, havada infilak ediyordu. Tabur bölgesi o kadar kesif bir ateş altında idi ki; bombardımana tahsis edilen top adedi ile, taburun müdafaa mıntıkası arasında, nispet kabul etmez bir fark müşahede ediliyordu. Bu kadar kesif ateş karşısında, toprak siperleri, bazen içindekilerle birlikte örtülüyordu. Henüz çıkarma başlamadan bombardımandan yaralanan ve şehit olanların sayısı, dakikalar ilerledikçe artıyordu. Bu esnada yürümeye muktedir olan yaralılar sargı yerine gelmeye başladılar. Bu yaralılar vazife göremeden kıtalarından ayrılmalarının hüsranını taşıyan bir eda ile ‘Vazife görmek nasip olmadan yaralandım. Cephanemi manga arkadaşlarıma verdim. Tüfe-ğimi kime teslim edeyim?’ diye soruyorlardı.
Taburun ilerdeki kıyıdaki avcı hendeklerini işgal eden bö-lükleri, düşman çıkarmasını, sükut ve imanla beklerken, ihtiyatta bulunanlar da bazı arkadaşlarının henüz bir iş görmeden, düşman topçu ateşi tesiriyle toprağa gömüldüklerini gördükleri halde, yine sabır ve cesaretle silahlarını kullanmak zamanını bekliyor ve ara sıra hendekten başlarını çıkararak vazife zamanının gelip gelmediğini anlamak ister gibi, heyecanlı hareketlerini gizleyemiyorlardı.  
Düşman mağrur zırhlılarının dakikalarca devam eden bombardımanından sonra, Türk mevzilerinde hayat belirtisi kalmadığına hükmetmiş olacak ki, saat 05.30’a doğru ateşini hafifletti ve dağılan dumanların arasından bir büyük savaş gemisi ve birçok kayık ve römorkörün tabur mıntıkasını sardıkları ve nakliye gemilerinin bazılarının da, sahile 100 metre kadar yaklaştıkları farkedildi.
Taburun müdafaa bölgesi, sağ kısımdaki Tekke koyuna müteaddit kayıkların yanaştığı ve orta kısımda Ertuğrul koyuna girmiş olan büyük bir nakliye gemisinin, sahile uzanan dubaların üzerinden çıkarmaya  başladığı ve Seddülbahir iskelesi ve civarına, asker dolu diğer bir nakliye gemisinin, koya yanaşıp çıkarma yapmaya başladığı bir anda idi ki; siperlerinde sabırsızlanan kahramanlar, yegane silahları olan tüfekleri ile baskın ateşine başladılar.

Sahilde en yakın mesafede açılan ateşlerden, koya çıkmak isteyen düşman askerlerinin yüzlercesi bir anda, kıyı boyunca birbirlerinin üzerine cansız düşmeye başladılar.
Kahramanların, talim ve terbiyesi, disiplin ve atıcılıkları  çok iyi olduğundan atılan hiçbir mermi boşa gitmiyordu. Nakliye gemilerinin baş tarafına, kum torbaları arkasına yerleştirilen ağır makinalı tüfekler, koya çıkanları himaye etmek için mevzilerimizi mütemadiyen dövmekte idiler. Bu ateşlere rağmen avcı siperlerimizdeki kahramanlarımızın fütursuz ve çok müessir mukabil ateşleri karşısında, düşman eratının diğer bir kısmı, canlarını kurtarmak için henüz sahile yanaşmadan kayıklardan denize atlıyorlardı. Bir müddet sonra Ertuğrul koyu kumsalı düşman cesetleri ile adeta dolmuş bir halde idi. Ertuğrul koyuna çıkmak isteyen bir piyade taburu, 40 dakika gibi kısa bir süre içinde, Ezineli Yahya çavuşun 10. Bölüğe mensup 80 mevcutlu takımı tarafından, kamilen imha edilmişti. Seddülbahir iskelesi önündeki kayıklar, içindeki çıkarma eratı ile birlikte batırıldı. Tekke koyunda da düşmanın ağır bir kademesi olan iki tabur, tamamen imha edildi. Bu ağır kayıp karşısında düşman çıkarmayı durdurmaya mecbur oldu.
Saat 06’dan sonra düşman donanması, avcı hendeklerine  tekrar açtığı ateşin desteği altında ikinci kademe-deki taburlarını çıkarmaya teşebbüs etti ise de, mevzileri muhafaza eden Türk kahramanlarının ateşleri karşısında, ikinci kademe de muvaffak olamadı. Önlerinde cereyan eden bu hadise ve sahildeki yığın halindeki cesetler, deniz suyunun kırmızılaşan korkutucu rengi, üçüncü kademede yanaşan düşman askerlerini o derece korkutmuş ve yıldırmıştı ki; nakliye gemisindekilerin, karaya çıkmayı reddettikleri görülüyordu. Bu durum karşısında subaylar kılıç çekmiş oldukları halde, eratı merdivenlerden inmeye sevk ediyorlar, fakat bunların çoğu da ateşlerimizden kurtulamıyorlardı.
Kahraman mehmetçiklerimiz o kadar isabetli atış yapı-yorlardı ki, bazen bir mermi ile birbirine yakın birden fazla düşman erinin aynı zamanda yere düştüğü görülüyordu.
Türk Ordusu’nun, böyle muazzam ateş kudreti karşısında,hiçbir mukavemet gösteremeyeceklerini anla-yan düşman sevk ve idaresi, bu sefer çıkarmanın kendisine neye mal olduğunu anlamakta gecikmedi.” 48
Bir de İngilizlerin gözü ile bu olaylara bakalım:
Seddülbahir ve civarı İngilizler tarafından, deniz harekatı öncesi ve harekat sırasında, ayrıca daha sonraları defalarca bombardımana tabi tutulmuştu. Hatta birkaç defa düşman deniz askerleri buralara çıkmış ve savunma tesislerimizi hasara uğratmışlardı. Bu bakımdan düşman bu bölgeyi adeta avucunun içi gibi biliyordu.
25 Nisan günü çıkarma yapmaya karar veren düşman, önce buradaki savunmamızı yerle bir etmek, çıkacak askerler için güvenli duruma getirmek, daha sonra da rahat rahat gündüz gözüyle karaya çıkmak için,  planlarını yapmıştı. Bunun için 25 Nisan sabah 05’ten itibaren Seddülbahir açıklarına gelen  zırhlı savaş gemileri, savunma mevzilerini uzun menzilli toplarıyla dövmeye başladı. Her patlayan mermi korkunç gürültüler çıkarıyor, taşları, toprakları ve sahildeki çakılları gökyüzüne fırlatıyor, düştüğü yerlerde büyük çukurlar meydana getiriyordu. Türk savunma mevzileri  bu atışların tesiri ile yerle bir oluyordu.
Hemen hemen çıkarma yapmak istedikleri beş ayrı yerin dördü bombardıman ediliyordu. Mermi düşmedik, dövülmedik hiçbir yer bırakılmamaya çalışılıyordu. Böylece taş taş üstünde kalmayıncaya kadar, bu bombardıman devam etti.
İngiliz kaynaklarından okuyoruz:
“Seddülbahir birçok kez denizden incelenmiş; gemi topları için kusursuz bir hedef olduğu kanısına varılmıştı. Küçük koyun hemen sağında, arkasında  ufacık bir köy bulunan bir ortaçağ kalesi vardır. Kalenin yanındaki toprak hafif bir meyille son bulur, 300 metre uzunluğunda ve en çok 10 metre genişliğinde çakıl taşları ile kaplı bir şerit oluşturur. Bu doğal anfi tiyatronun siperlerle çevrildiği, dikenli tellerle de savunulduğu bilinmektedir, yine de  denizden açılacak güçlü bir baraj atışı sonucunda, İngiliz askerlerini bekleyecek bir savunmacı kalmayacağı hesaplanır.
Albion savaş gemisi, plana uygun hareket eder ve saat 05  sularında, sabahın ilk ışıkları altında koyu ve köyü inanılmaz yoğunlukta bir top ateşine tutar. Kıyıdan yanıt gelmez. Bir saatlik atışlar sonunda, Türklerin ya ölmüş, ya da kaçmış olduklarına hükmedilir. İkibin askeri ile River Clyde isimli eski bir yük gemisi, kıyıya doğru yola çıkar. Geminin yanında, küpeştelerine kadar asker dolu yirmi kadar ufak teknede vardır. Programda önlenemez bir gecikme yaşanır, Çanakkale boğazındaki akıntı, herkesin tahmininden çok güçlüdür. Küçük tekneler akıntıyı aşmakta zorlanırlar.
Böylece askerler kıyıya, gün ışığında ve sakin bir deniz üzerinden yaklaşır. Albion’un baraj atışından son-ra, ortalığa rahatsız edici bir sessizlik çökmüştür. Ne kıyıda, ne kalede, ne de yamaçlarda bir hareket görülmez. River Clyde saat 06.22’de kalenin he-men altında sarsılarak karaya oturur. Ufak tekne-lerden ilki karaya sadece birkaç metre uzaklıktadır.
Türk tüfek ateşi o an başlar. Korkutucu bir ateştir. Daha  önceki sessizlik nedeniyle olduğundan da ürkütücü olur. Türkler morallerini yitirmemiştir. Tam tersine bombardıman biter bitmez siperlerine sürünmüşler, birkaç metre mesafeden, teknelerde kıvranan, bağırıp çığlık atan yoğun kalabalığa ateş ederler. İngilizlerden çok azı suya atlayıp, kumsalın uzak kenarındaki topuğun ardına sığınabilir, mermi sağanağı kafalarının üzerinden geçerken, yere yapışıp beklerler. Diğerleri ise bulundukları kalabalık teknelerde omuz omuza can verir. Tüfeklerini doğrultup ateş etmeğe bile fırsat bulamazlar. Hemen herkes, gerek deniz subay adayları, gerekse askerler, yaralandıktan ya da öldükten sonra, tekneler altında amaçsızca sürüklenmeye başlarlar. Burası iki ay kadar önce, deniz piyadelerinin hiçbir tehlikeyle karşılaşmadan dolaştıkları sahildir.
Askerler yapmaları emredilenleri yapmakta ısrar ettikle-rinden, çok ilginç sahneler yaşanır: Örneğin Lord Nelson’dan bir denizci, teknesini karaya çıkarmayı başarır, yolcularına karaya çıkabileceklerini söylemek için döndüğünde, teknede hiçbir canlının kalmamış olduğunu görür. Genç denizci şaşkınlık içinde çevresine bakarken bir mermiye hedef olur, teknesi yavaş yavaş suya kayar ve akıntıya kapılıp gider.
Karaya oturtulup iskele vazifesi yapan geminin içindeki askerler de harekete geçip, kıyıya çıkmaya çalışırlar. Geminin her iki küpeştesi altına yerleştirilmiş geçitten koşarlar, koşarken de panayırlarda görülen hareketli hedeflerden daha elverişli birer hedef oluştururlar. Küçük teknelerle işlerini bitirmiş olan Türkler, artık bütün dikkatlerini bu yeni saldırıya verebilecek durumdadırlar. Geminin her iki yanından ateş açarlar. Kısa sürede küpeşteler ölü ve yaralı dolar. İngiliz askerlerinden, kendilerini kıyıya götürecek layterlere ulaşanlar, Türklerin mermilerine daha çok yaklaşmış olurlar. O sırada usta bir denizci olan Williams da vurulur. Yarbay Unvin onun öldüğünü anlamaz, kurtarmak için cesedi layterin içine atmaya çalışır, bunu yaparken de tekneyi elinden kaçırır. Layter hemen akıntıya kapılarak uzaklaşır, yaralılardan oluşan yükü denize dökülür.
Hava Komodor Samson, o sırada Seddülbahir üzerinden geçmektedir. Aşağıya baktığında, sakin mavi denizin, kıyıdan 50 metrelik bir şerit boyunca kandan kıpkırmızı olmuş olduğunu görür. Gördüğü korkunç bir manzaradır. Kırmızı dalgacıklar sahili okşar. Suyun sakin yüzeyi, binlerce mermiyle delik deşiktir. Güneş parlamaya devam etmektedir.
Saat 09.30’da kayıplar yüzlerle ifade edilmeye başlandı-ğında, askerler daha fazlasını başaramayacaklarını anlarlar. Aralarından sadece 200 kadarı,  kıyının uzak ucundaki topuğa varmayı başarmıştır. Önlerindeki dikenli tel ise, Türk siperlerine doğru saldırmak isteyenlerin kanlı cesetleriyle doludur. Bin kadar asker, hala River Clyde’in içindedir, geminin zırhı onları Türk ateşinden korur, başları kapıdan görünür görünmez, katliam kaldığı yerden yeniden başlar. Sadece geminin baş tarafındaki yığılı kum torbaları arkasındaki makineliler ateşi sürdürmektedirler.” 49 
İngiliz askerleri çaresizdirler. Öldü veya kaçtı zannettikleri Türk askerinin direnci önünde, karaya bile çıkamamaktadırlar. Hamilton, daha sonra gerçeği anlayana kadar, o gün not defterine şunları yazar:
“River Clyde’deki askerlerimiz, kendilerinden 20 misli fazla düşmanla kahramanca çarpışıyorlar”
Seddülbahir ve civarındaki çıkarma birliklerinin komutanı General Hunter Weston’dur. Kendisi açık denizde, başka bir gemide beklemektedir. Bu çarpışmalardan hiç haberi olmaz. O kolundaki saate bakarak, geçen zaman itibariyle birliklerinin karaya çıkmış, siperlerini kazmış ve iyice yerleşmiş olduklarına hükmederek planını uygulamaya devam etmektedir.
Bu arada ingiliz generallerinden Napier, sonradan bir takım askerle birlikte karaya çıkmak üzere hareket etti. River Clyde’de mahsur kalmış olan askerler, kendisini karaya çıkılamayacağı konusunda uyarmaya çalıştılar. General onları dinlemedi. Mutlaka deneyeceğini ifade ederek ilerlemeye çalıştı, kısa süre sonra da kurşunlara hedef olmaktan kurtulamadı. Bütün gün karaya çıkmaya çalışan bu askerler buna muvaffak olamadılar. Böylece ihtiyat birliklerinin gece saat 20 civarında cepheye intikal etmesi ile sonuçlanan bu şanlı direniş, üzerinde çok şey söylenmiş ve söylenecek olan direniştir.
River Clyde’de bulunan ve akşama kadar gemiden çıkamayan 1000 kadar İngiliz askeri, ancak gece yeni gelen birlikler tarafından kurtarılarak, hep beraber burada karaya çıkarlar.

TOP