SALDIRI BAŞLIYOR

SALDIRI BAŞLIYOR

Nusret’in mayınları döktüğü gün İngilizlerin Çanakkale kıyılarının ele geçirilmesi için hazırladıkları Seferi Kuvvetler Komutanı olarak gönderdikleri, General Hamilton’un da hazır bulunduğu, yüksek rütbeli komutanların yaptıkları toplantıda son durum müzakere edildi. O güne kadar yaptıkları saldırılar, bombardımanlar, mayın temizleme ve diğer faaliyetlerin sonuç-larına ait raporlar tekrar gözden geçirildi.
İngiltere’deki yetkililerin de mutabakatı ile herhangi bir durum değişikliği yapılmaksızın ertesi günü,  yani 18 Mart 1915 tarihinde tüm donanmanın iştiraki ile saldırı düzenlenecek, Ki-litbahir ve karşısında hala ayakta kalmış bulunan savunma te-sisleri yerle bir edilecek ve kalan mayınlar toplandıktan sonra boğaz geçilecekti.
Kazanılacak zaferin şerefine, kaldırılan kadehlerden son-ra, toplantı sona erdi.
18 Mart 1915 sabahı, açık, hafif sisli bir hava ile sakin denizde yaklaşmakta olan 16 zırhlı, çeşitli yardımcı kruvazör ve birçok destroyer ve diğer yardımcı gemilerden oluşan düşman filosu, boğaz girişi yakınlarında torpillere karşı korunmak ama-cıyla ileri sürdükleri bir kısım torpido ve motorbotların muha-fazasında, saat 10.00’da  boğazdan içeri girdi. Daha önce çoktan yakılmış ve yıkılmış olan Seddülbahir ve Kumkale’deki savunma tesislerine birkaç top atışı yaptıktan sonra savaş nizamı aldı-lar. Amiral De Robeck’in komutanlık sancağı, Queen Elizabeth zırhlısında dalgalanıyordu. Fransız filosunun komutanlık sanca-ğı ise Suffren zırhlısına çekilmişti.
Düşman donanması, kendinden emin, adeta biraz sonra geçit resmi yapacakmış gibi ağır ağır  ilerliyor, her iki kıyıda ya-kıp yıkmak istedikleri yerlere atışlar yaparak ortalığı cehenneme çeviriyorlardı.
Saat 10,30 civarında iken, Queen Elizabeth zırhlısı Ru-meli tarafında en solda olmak üzere, Anadolu kıyısına doğru, Agamemnon, Lord Nelson ve en sağda Inflexible isimli zırhlılar İntepe ile Eskihisar çizgisi arasında yerlerini almışlardı. Bu ge-milerin gerisinde Fransız gemileri bulunuyordu. Bu gemiler ise Amiral gemisi Suffren, hemen yanında Bouvet, Anadolu kıyısı-nı, Gaulois ve Charlemagne, Rumeli kıyısını izliyorlardı. Fran-sızların arkasında ise İngiliz gemileri olan, İrresistible ve Ocean Anadolu kıyılarını, Vengeance ve Albion zırhlıları da Rumeli kıyılarını izleyerek ilerliyorlardı.
Bu saatten sonra cereyan etmiş olan ve tarihteki en parlak zaferlerimiz arasında yerini alan, Çanakkale Deniz Zaferi’ni ge-tiren çatışmaların kısa bir özetini, Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Binbaşı Selahaddin Adil Bey ‘in hatıralarından okuyalım.
“Saat 11.15’de, Queen Elizabeth, üstünde bulunan 38,5 luk topla, savunma sistemimizin dışında bırakılan Anadolu yakasındaki Çimenlik kalesine karşı 16 000 metreden ilk salvosunu gönderdi. Düşman merkez hattındaki diğer gemiler de, baş taretle-rindeki 30,5’luk toplarıyla 15 000 metreden, Ana-dolu Hamidiye ve Kilitbahir grubumuzu ateş altına aldılar. Fransız filosunun öndeki gemileri de bu ateşe katıldıkları gibi, her dört gemi bordalarında orta çaplı toplarıyla, karşılık vermeye başlamış olan ileri kıyı obüs ve havan bataryalarımızı bombardımana başlamışlardı.
Düşman merkez grubunun yanlarından, kıyılarımız bo-yunca ilerleyen Fransız gemileri, Akyar – Soğanlı hattına 5 000 metreye kadar sokulmuş ve bütün top-ları ile ileri kıyı bataryalarımızı ateş altında bulundu-rurken, büyük taret toplarıyla da esas bataryaları-mıza ateşe başlamışlardı. Bu suretle Fransız gemileri, ateş mesafemize girdiklerinden, Hamidiye ve Meci-diyede 35,5 ve 24 santimetrelik toplarımızın karşılık vermeye başladıkları görülmüştü. Saat 13’e doğru savaş son şiddetini bulmuştu. Durum her on dakikada bir İstanbul’a telgrafla bildiriliyordu. Karargah-tan atışlarını pek açık olarak izlediğimiz Dardanos Bataryası’nın telefonu işlemiyordu. Ateş kestiğini, düşmana karşılık vermeye uğraşan Anadolu Hamidi-ye’sinin salvolarının seyrekleştiğini üzülerek görüyorduk. Bazı mermi parçaları gözetleme yerimizin et-rafına kadar gelmeye başlamış, hatta bunlardan biri, III. Kolordu’dan ziyaret ve ilişki kurmak için gelmiş olan Kurmay Binbaşı Sedat (Paşa)’ın hemen önüne düşmüştü. Savaş bu şekilde devam ettiği takdirde, esas bataryalarımızın çalışmaları bu bunaltıcı düşman ateşi karşısında önemli duraklamalara uğrayabilirdi.

1915canakkale.jpg

Serseri torpillerimiz çoktan akıntıya bırakılmaya başlanmıştı. Cephanesi bir ölçüde bol olan ve örtülü yerleri sayesinde gemi ateşlerine pek az açık olan obüs bataryalarımızı, daha canlı harekete geçir-mekten başka bir önlem bulamıyordum. Sınıf arka-daşlarımdan olan, Tanker sırtındaki obüs taburu kumandanı Rifat Bey’i telefonla bularak ‘Denizde gördüğümüz su sütunlarının azlığı, bataryalarımı-zın atışlarının ağır gittiğini gösteriyor, ana batar-yalarımız çok ağır bir ateş altındadır, düşman ge-milerini, özellikle merkez grubunu daha süratli ateş altına alınız!’ dedim. Aldığım cevapta ‘Bütün bataryalarının aralıksız ateşe devam ettiğini, de-nizde az gördüğümüz su sütunlarının kendi gözlemlerine göre mermilerin gemilerin güvertelerinde patlamakta olmasından ileri geldiğini, düşman merkez grubu gemilerinde önemli zararlar oldu-ğunu, gereken dikkat ve gayretle çalıştığını’ söyledi.
Dardanos’un, ‘Asarı Tevfik’ zırhlısından çıkarılan hızlı 15  santimetrelik toplariyle takviye edilmiş olan bu güzel bataryamızın durumunu öğrenmek üzere, ka-rargahtan kurmay adayı Ali Bey’i göndermiştim. Adı geçen, sonradan Romanya’da görev yapan tü-menimizde şehit düşen hareketli pek iyi bir arka-daştı. Atı ile bataryaya gidip döndüğü zaman Yüz-başı Hasan ve Teğmen Mevsuf’un batarya başında şehit olduğunu ve topların tamamen harap oldu-ğunu bildirmişti.
Saat 13.30’a doğru durum daha da ciddileşmiş, topları-mızdan bir yardım görmediğimiz takdirde sonuç ’savaş talihi’ dediğimiz Allah’ın kaderine bırakıl-mış oluyordu.
Çok geçmeden, düşman donanmasının gerek merkez grubu gemilerinde, gerek yanlarında bulunan Fransız zırhlılarının hareket ve atışlarında bir duraklama görülmüştü. Biz kendi derdimizle uğraştığımız için atışlarımızın düşman gemileri üze-rindeki etkilerini izlemeye imkan bulamamıştık. Biraz sonra merkez grubundan Inflexible Kruva-zörü ile Agamemnon zırhlısının, hat gerisine doğru çekilmekte olduğunu öğreniyorduk. Rumeli ve Anadolu sırtlarındaki kar-şılıklı obüs bataryalarının mermileri tesirini göstermiş, aldıkları isabetlerle gerek Agamemnon ve gerek Inflexible’de yangın çıkmış, aldığı bir torpil yarasından su almaya ve dengesini kaybetmeye başlamış olduğundan her ikisinin savaş hattından çekilmesi, amiralleri tarafından emredilmişti.
Fransız zırhlılarından, önde bulunan Suffren ve Gaulois,  24 ve 35,5’luk mermilerimizin isabetleri ile fazlaca hırpalanmış ve tehlikeli hasara uğradıklarından yerlerini Charlemagne gemisiyle değiştirmek zo-runda kalmışlardı.
Bu yüzden düşman donanması ateşinin duraklamasından faydalanan, esas bataryalarımız top döşemelerine dolan toprakları temizlemeye ve bazı ufak tefek bo-zukluklarını onarmaya vakit bulduklarından, ateş güçlerini arttırmaya ve atış alanı yoğunlaştırmaya fırsat bulmuşlardı.
Gaulois’un baş tarafında açılan bir yaradan dolayı pru-vası denize gömülmüş, önemli hasara uğramış bu-lunan Fransız gemilerinden artık hayır kalmadı-ğını gören Amiral De Robeck, sabahtan beri kısmen giriş yakınlarında yedekte bulundurduğu ve obüs bataryalarımızı susturmakla görevlendirdiği Irresistible, Ocean, Triumph, Majestic, Cornvallis, Vangeance, Albion ve Dermouth’dan kurulu ikinci grubundan bazılarının, Fransızların yerini alma-sını emretmiş olduğu görülüyordu. Saat 13.45’de yerlerini İngilizlere bırakmak üzere çekilmekte olan Bouvet’in, müthiş bir patlama ile birkaç sani-ye içinde, büyük bir su sütunu arasında denize gö-müldüğü görüldü. Saat 14.00’te hemen bütün tayfaları ile batan Bouvet’in son ölüm darbesini ma-yından aldığı kesin ise de, top ateşlerimizle taretle-rinin harap olduğu ve çeşitli yerlerinde yangınlar çıkarıldığı, çok ağır kayıplara uğradığı, su kesiminden yaralar aldığı ve savaş alanından geri alınması gerektiği de bilinmektedir.
Bu durum karşısında hepimizin yüzünde bir ümit gülüm-semesi belirmiş, sabahtan beri yavaş yavaş artan, yüreğimizdeki ağırlıkta bir azalma duymuştuk.
Bana gelince, sabahtan beri taşımakta olduğum manevi sorumluluk yükünü, birkaç dakika sonra gözetleme yerine gelmiş olan Cevat Bey’e, iyi haberle atmış olmakla, hem rahatlamış, hem de, genel durumun ümit verici bir hal aldığını, görevimin de hafiflemiş bulunduğunu görmekten ayrıca memnun olmuştum.
Saat 16 sularında yanımda bulunan Alman Amiralı Mer-ten’in, ’schif, schif!’ yani gemi gemi! diye bağırdı-ğını duydum. Akyarlar’ın ilerisinde 15 bin tonluk Irresistible zırhlısının ateşini kesmiş, bir yana yatmış durumunu ve etrafını saran bir çok küçük ge-milerin zırhlının boşaltılması ile uğraştığını farkettik. Ocean da özellikle Karantina kıyılarına doğru akıntıya kapılarak yaklaşan Irresistible’a yardım etmek için ilerlemek istemiş ise de, Irresistible’i ba-tırmak için açtırılan çeşitli bataryalarımızın ate-şinden o da çeşitli yaralar almış ve arkadaşını kurtaramadan patlayan bir torpilimizin açtığı büyük bir yara ile sulara gömülmüştü.
Amiral Dö Robeck; birbirini takip eden bu kayıplar kar-şısında torpillerimizin de tamamiyle toplanmadığına inandığından, zaferden ümidini kesmiş, boşal-tılan Irresistible’i boğaz sularına bırakmak zorunda kalmış olacak ki, saat 16.30’da bütün donanması ile girişe doğru çekilmeye başladığını göre-rek, geniş bir nefes aldık. Kalbimiz Allah’ın milletimize sağladığı önemli başarıdan dolayı minnet ve şükran duygularıyla dolu olarak, hava kararır-ken karargahımıza döndük.” 15
Bu zaferi, savunmamızı hazırlayan ve topçularımızı bizzat kumanda eden bir kurmayımızın, Selahaddin Adil (o zaman topçu binbaşı) Paşa’nın bizzat yazdığı hatıralarından alıntılayarak anlatmayı tercih ettik. (Resim 6-7-8-9-11-12-13)

Selahaddin AdilSelahaddin Adil Bey
14 gün sonra İstanbulda’yız diyen mağrur donanma;  tam 30 gün sonra, büyük gemilerinin önemli bir kısmını, içindeki askerleriyle birlikte suların dibine terketmiş, bazı gemileri de, çok büyük yaralar alarak saf dışına çıkmış bir şekilde, süklüm püklüm, başları önünde, boğazı terketmek zorunda kalıyordu.
Bu zafer gerçekten görkemli, gerçekten çok iyi incelenmesi gereken ibretlerle dolu bir zaferdir.

TOP