NUSRETin HİKAYESİ

NUSRETin HİKAYESİ

“17 Mart 1915 gecesi saat 22,30. Çanakkale Müstahkem Mevki Mayın Grubu Komutanlığının telefonu çaldı. Komutan Binbaşı Nazmi:
-Buyurun! Ben Binbaşı Nazmi.
-Müstahkem Mevki Karargahı, ben Cevad.
-Emredin efendim!
-Nazmi Bey, biraz bana kadar gelebilir misin?
-Başüstüne efendim, şimdi geliyorum.
-Teşekkür ederim Binbaşım, diyen komutan telefonu ka-padı. Hemen dairesinden çıkarak karargaha gelen Nazmi Bey’i yaver karşıladı.
-Buyurun Binbaşım, komutan sizi bekliyorlar.
Diyerek yol gösterdi. Komutanın odasına giren Nazmi Bey, selam verdi. Komutan:
-Hoş geldin Binbaşım şöyle otur, diye yer gösterdi. Nazmi Bey oturduktan sonra Müstahkem Mevki Komu-tanı:
-Bu akşam karanlıkta yine aynı pandomima cereyan etti, hatlara sokulamadılar. Patlayan mayın ilerde infilak ettiğine göre, fırtına ile oralara sürüklenmiş olacak, yalnız bu gemilerin Karanlık Liman’da böyle pervasız dolaşmaları sinir bozuyor, diyen Ce-vad, başını hafifçe önüne eğdi. Bir müddet sonra birden doğrularak elindeki kalemin ucunu masaya fasılalarla vurmaya başladı. Bu arada Nazmi Bey’-in gözlerinin içine bakarak,
-Kaç mayınımız var Binbaşım?  Diye sordu.
-Yirmi altı tane efendim.
-Güzel… Bunları bu gece, Karanlık Liman’a bir hat üzeri-ne dökebilir misiniz Nazmi Bey?  
-Derhal efendim.
-Teşekkür ederim… Nazmi Bey, ben Nusret’i Nara’dan şimdi getirttim. Kılavuz yüzbaşı Hafız Bey’de hazır, emir bekliyor, dedi ve haritada bir yeri göstererek:
-Bakınız Nazmi Bey, düşman gemileri en ziyade şu noktaya, Akyarlar önüne geliyor, buna sebep de Rumeli kıyısındaki tabyalarımıza rahatça ateş edebilmesidir. Bura-lardaki derinliklerin sizce bir mahzuru olabilir mi?
-Yoktur efendim.
-O halde bu hat üzerinde mutabıkız.
-Tamamıyla komutanım…
-Ne zaman hareket edebilirsiniz?
-Şimdi hazırlığa başlar, saat 24’te demir yerinden ayrılı-rız efendim.     
-Siz de gidecek misiniz?
-Müsaade buyurulursa… Buna zaruret var komutanım.
-Ya Hakkı Bey, O’nu da alacak mısınız?  
-Müsaade buyurulursa, O’nu vekil bırakmak fikrindeyim.
-Bir soru daha binbaşım,  bu iş çok tehlikeli değil mi?
-Burada tehlikeyi değil vazifeyi ön plana alıyorum efen-dim.     
-Hemen Cenabı Hak muvaffak etsin. Her türlü muhata-radan muhafaza buyursun.
-Amin efendim, müsaade buyurulursa, diyerek gitmek is-teyen Nazmi Bey’i komutan:
-Güle güle gidip muvaffakıyetle dönün Binbaşım, diye uğurlamıştı.
Nusret gemimiz çoktan demir almıştı…
Selam veren Nazmi Bey odadan çıktı ve hemen iskeledeki nöbetçi sandala binerek doğru, Nusret mayın gemisine çıktı.
1913 yılında Almanya’da yapılan 365 tonluk bu Nusret mayın gemimizin süvarisi, önyüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey kaptan, o gece karşısında çok sevdiği binbaşısını görünce biraz hayret etti. Hakkı Bey kendini toparlayıncaya kadar Nazmi Bey:
-Hakkı’cığım kardeşim, bu gece Karanlık Liman’a gidi-yoruz. Elimizdeki son yirmi altı mayını dökeceğiz, saat 24’te demir yerinden ayrılacağız. Hakkı Kap-tan toparlandı, selam verdi:
-Başüstüne Binbaşım, dedikten sonra dışarıya seslendi:
-Çarkçı Ali Bey’i çabuk çağır! Az sonra içeri giren çarkçı önyüzbaşı Ali Bey’e:
-Bu gece saat 24.00’te hareket ediyoruz. Lüzumsuz eşya filikalarla kalacak! Çarkçı çıktıktan sonra Nazmi Bey, Hakkı Kaptan’a:
-Bana Yüzbaşı Hakkı lazım, bulabilir misin?
-Hemen şimdi Binbaşım.
Nazmi bey:
-Ey hakkıcığım, çıkar bakalım senin şu haritanı,  Hakkı Kaptan gülerek:
-Boğazı ben artık ezberledim,  diyerek yerinden kalktı ve  gizli bir bölmenin şifreli bir vidasını çevirip bir kapak açtı ve içindeki bir tomar kağıttan birini çek-ti. Masanın üzerine yaydıktan sonra kapağı yine dikkatle kapadı. Haritayı seyir tahtasına, pünezlerle iyice tesbit ettikten sonra, bu iki kahraman de-nizci haritanın üzerine eğildiler. Nazmi Bey eline aldığı çok sivri uçlu bir kalemle mayınların döküleceği hattı ve izlenecek rotayı çizdi.
-Son bir haftalık rasat cetveli nerde?
-İşte Binbaşım… diye kendisine uzatılan diyagramlı bir cetveli aldı.
Nazmi Bey:
-Şimdi bu son fırtınanın seyrini takip ederek hatlardaki muhtemel kaymaları göz önünde tutup rotada tas-hihler yapalım!  Dediği sırada Yüzbaşı Hakkı Bey de kamaraya girdi.  
-Beni istemişsiniz Binbaşım, diyerek selam verdi.
-Evet Hakkı Bey! Emir aldık son yirmi altı mayını da bu gece dökeceğiz, saat 24.00’te hareket ediyoruz. Siz bana vekalet edeceksiniz. Bizi Hafız Kaptan kıla-vuzlayacak.
-Başüstüne Binbaşım, diyerek ayağa kalkan Hakkı Bey’e bir müddet bakan Nazmi Bey:
-Tam 40 dakikamız var, siz şimdi hemen daireye dönün. Boğaz Komutanlığına bir bot hazırlamalarını ve Çimenliğe derhal göndermelerini telefonla emre-din; ne olur ne olmaz. belki bir kaza çıkar, imdadı-mıza gelirsiniz.
-Allah korusun Binbaşım, emri şimdi yazdırırım, diyerek selam verdi ve nöbetçi filikasıyla karaya çıkarak kumandanlık binasına girdi. Telefonunu açarak Boğaz Kumandanlığı’nı buldu. O sırada Çanakka-le’de Müstahkem Mevki Kumandanlığı’ndan başka bir de idaresi Almanların elinde olan Boğaz Ku-mandanlığı adlı, deniz nakliyatını da idare eden bir makam vardı. Hakkı Bey:
-Alo!  Boğaz Kumandanlığı mı?
-Yavol Hakkı Bey, diye almanca cevap geldi. Bu kıymetli bahriyelimiz de mayın ihtisasını Almanya’da yapmıştı, Almanca biliyordu.
-Burası Mayın Kumandanlığı, ben Yüzbaşı Hakkı. Bir bot istiyorum. Bu vasıtanın seri olması ve bütün ikmali yapılmış bir halde en kısa bir zamanda Çimenlik İskelesine gönderilmesi emir iktizasıdır.
-Af buyurun kumandan, kim gidecek ve bot nereye gide-cek, bunun bilinmesi lazım ona göre ikmali yapılacak ve işe göre bot gönderilecektir.
-Emirde fazla tafsilat yok! Bir dakika bekleyiniz, diyerek telefonu kapayan Hakkı Bey derhal santraldan, Müstahkem Mevki Komutanını istedi, az sonra vı-zıldayan telefonda:
-Mevki-i Müstahkem Karagahı, ben Cevad, sesi duyuldu.
-Bendeniz Mayın Grubu Komutan Vekili Yüzbaşı Hakkı.
-Ne var Hakkı Bey oğlum?
-Nusret Hareket etti, Binbaşım her ihtimale karşı bir bo-tun emre hazır bir halde Çimenlik’te beklemesini emretmişti. Boğaz Kumandanlığı’ndan istedim. Ne iş için ve kim gidecek diye soruluyor. Ona göre va-sıta hazırlayacaklarmış, işin gizliliğinden dolayı bir cevap veremedim, emirlerinizi bekliyorum.
-Dikkatine teşekkür ederim evladım, iyi ettin de bana sor-dun. Komutan Kilitbahir’e oradan da Karantina’ya geçecek dersin. Botu hemen yollasınlar… Allah saklasın bir kaza olursa, sen atlar gidersin. Ben şimdi her tarafa yeni bir emir daha vereceğim. Sen müsterih ol oğlum.
Hakkı Bey telefonu kapadı ve hemen santraldan Boğaz Kumandanlığı’nı isteyerek:
-Özür dilerim, deminki konuşmamız yarım kalmıştı. Siz-den bir bot istemiştim.
-Evet biz de kimin gideceğini sormuştuk.  
-Komutan Kilitbahir’e oradan da Karantina’ya gidecek. 
-Gece vakti bu iş çok tehlikeli değil mi Yüzbaşım?
-Maalesef öyle ama, malum harp hali, tehlike düşünüle-mez ki!..
-Kilitbahir neyse, ama Karantina yarına tehir edilemez mi acaba?
-Buna imkan yok. Bu botla ben de gideceğim, ikinci emri bekliyorum.
Almanlar gönderecekleri botun mayın hatlarından gece vakti geçmesinin çok tehlikeli olacağını düşünerek bin dereden su getirmişlerdi. Ama bu sırada kahraman Nusret gemimiz çoktan demir bırakarak, Ça-nakkale’den uzaklaşmış, bütün ışıklarını söndürüp, kıvılcım atmasın diye, ocaklarını bile bastırıp çok tehlikeli mayın hatlarının içine dalmıştı.
Gemide hiç ses seda yoktu. Herkes bütün dikkatiyle karanlıkları delerek ilerisini görmeye çalışıyor, kulaklar makinenin muntazam tempolu sesine karışan, geminin yaptığı küçük dalgacıkların hışırtısını takip ediyordu. Bir insanın nefes alışını dinler gibi bir şeydi bu.

İlk Mayın
Güverte yüzbaşısı Hüseyin, Önyüzbaşı birinci çarkçı Ali, Önyüzbaşı ikinci çarkçı Yüzbaşı Hasan, elektrik su-bayı Teğmen Hasan ve Abdullah, top subayı Teğ-men Kadri ve 54 kahraman er, hepsi ayakta, vardi-yası olmayanlar bile bir iş almış… Bu küçücük ge-mide er, subay diye bir ayrılık kalmamıştı. Herkes sessiz sedasız aldığı işi yapıyor. Tek hedef bu ma-yınları yerlerine ve görünmeden dökmekti.
Kaptan köşkünde kılavuz kaptan, Önyüzbaşı Hafız Bey mas-keli ışıklar altında rotayı bizzat takip ederek serdü-mene komut veriyor, sakin ve telaşsız bir sesle…
-Alabanda sancak… Tamam… Gemi arkasında nurlu bir iz bırakarak hafifce dönüyor, korkunç mayınların arasından geçiyordu.
Nazmi bey aşağıya inip, biraz sonra denize dökülecek ma-yınları teker teker gözden geçiriyor, makaralarını yağlıyordu. Bu kahraman denizci serin havaya rağmen ceketini çıkartmış, elleri yağ içinde makarala-rı yokluyor, yaylara bakıyordu. Bu kontrol bittikten sonra ilk mayın platformun üzerine alındı. Tam bu sırada posta gelerek:
-Binbaşım, kaptan bey teşrifinizi rica ettiler, dedi. Hemen yukarı çıkan Nazmi Bey’e Hakkı Kaptan:
-Hatları geçtik Binbaşım, onun için rahatsız ettim.
-Zararı yok, bizim iş de bitti zaten… Neredeyiz? Diyerek haritaya eğildi. Kaptan haritada bir noktayı kalemi ile işaret ederek:
-Buradayız şimdi Akyarlar’a doğru döneceğiz.
-Güzel, ben şu ellerimi yıkayayım, demek daha yirmi da-kikamız var. Nazmi Bey aşağıya inerken Hafız Kap-tan’ın sesi duyuluyor:
-Alabanda iskele… Bu sırada Hakkı Bey de kumanda bo-rusuna yaklaşıyor:
-Dikkat tam yol ileri! 
Nusret birden ileri atılıyor, köpükler saçarak karanlıklara dalıyor ve Anadolu yakasına Akyarlar’a doğru sü-zülüyordu. Nihayet yeni hattın hazırlanacağı noktaya geldiler. Hakkı Bey makineye:
-Makinalar yarım yol! Komutunu verdi. Nazmi Bey köşke çıkıp geminin yerini gördü. Hakkı Bey’e:
-Tam yerindeyiz. Ben aşağıya inip sıradan başlıyorum… Borudan konuşuruz, diyerek mayınların başına geçti. Üç dakika sonra, ertesi gün düşmanı bu su-larda perişan edecek mayınlar, teker teker denize iniyordu. Bir Türk mütehassısı tarafından İstanbul’da yapılan bu mayınların masrafını tamamen  Osmanlı Donanma Cemiyeti ödemişti.

Tam Yol İleri
Maskeli bir ampülün ışığında derinliği ölçen tayfanın sesi duyuluyordu:
-Kırk yedi!
Bu rakamı duyan mayının başındaki er de, mayının alt kısmındaki bir vidaya bağlı kolu 47 rakamı üzerine getiriyor, elindeki pimi vidanın deliğine sokup, çıkmaması için kıvırdıktan sonra:
-Hazır, diye sesleniyor ve çekiliyor. Sonra da tekerlek üze-rindeki mayın arkadan denize indiriliyor ve gemi hemen yer değiştiriyordu. Bütün mayınlar atılınca-ya kadar bu hareket ve komutlar böyle devam etti ve nihayet Binbaşı Nazmi Bey’in sesi duyuldu:
-Eh çocuklar hepinize geçmiş olsun, bu işi de başardık ve  hem de çok mükemmel olarak başardık. Çağır var-da bandırayı, üç yeşil bir kırmızı çaksın.
-Sancaktan verin ki dışardan görünmesin. Saat 03.20 yaz raporu…
-Başüstüne Binbaşım, diyerek not aldı ve komuta borusu-na bağırdı:
-Dikkat! Makinalar tam yol ileri!
Nusret karşı kıyıya doğru bütün hızı ile süzülürken, san-caktan üç yeşil ve bir kırmızı ışık muntazam fası-lalarla yandı, söndü. Bu Müstahkem Mevki’ye verilen başarı işaretiydi. Cevad bu işareti sabırsızlıkla beklemekte idi. Bu haberi ulaştıran gözcüye mu-tadı vechile bir mecidiye bahşiş vermişti. Nusret yavaşça Çanakkale’ye doğru dönüyor, gemide ses seda yok. Deniz çırpıntılı, sabah rüzgarı çıkmış bu yüzden dönüş şartları biraz daha tehlikeli, akıntı gemiyi yerinde saydırıyor. Nihayet bütün güçlükleri yenen Nusret mayın gemimiz, saat 05.40’da Ça-nakkale’ye geliyor. İşte 18 Mart zaferimizin şerefli kahramanlarından Nusret ve onun fedakar men-suplarının şanlı hikayesi böyle sona eriyor.” 14

TOP