DENİZ ZAFERİ

DENİZ ZAFERİ

ÇANAKKALE’NİN COĞRAFYA YAPISI

Çanakkale’de olan biteni iyi anlamak için biraz coğrafya bilgisine ihtiyacımız vardır.
Önce Çanakkale Boğazı’nı kısaca tanıyalım:
Akdeniz ve Ege Denizi’ni Marmara Denizi’ne bağlayan, dolayısıyla İstanbul’a ulaşılabilecek tek su yolu Çanakkale Bo-ğazı’dır. Ege Denizi kıyısında bulunan, Trakya Bölgesinde Sed-dülbahir ve Anadolu Bölgesinde Kumkale arasında başlar, Mar-mara Denizi’ne girişte Gelibolu ve  Lapseki arasına kadar uzanır. Uzunluğu yaklaşık 70 km.dir. Genişliği ise 1400 metreden 8 km.ye kadar değişir. En dar yeri Çanakkale il merkezi ile Kilit-bahir arasıdır. Ege Denizinden giriş kısmı ise 3 km.kadar genişliktedir.
Üstten, Marmara Denizinden Ege Denizi’ne doğru kuv-vetli bir akıntı vardır. Buna mukabil aynı kuvvette  bir akıntı ise, alttan ters istikamete doğru gitmekte ve tabii denge bu şekilde sağlanmaktadır. Bilindiği gibi üst akıntı seviye farkından, alt akıntı ise tuzluluk, dolayısıyla yoğunluk farkından ileri gelmektedir. Aynı şekilde bu akıntılar İstanbul Boğazında da mevcuttur.
Gelibolu Yarımadası’na gelince:
Saros Körfezi ve Bolayır’dan başlayıp en uç nokta olan Seddülbahir’e kadar devam eder. Uzunluğu yaklaşık 90 km.’yi, eni ise en geniş yerinde 20 km.’yi bulur. Saros Körfezi ile, bo-ğazın Marmara Denizi’ne açılan kısmı arasındaki mesafe yakla-şık 5500 metredir. Bu kısım yarımadanın en dar kısmıdır.
Yarımadanın en yüksek tepesi Kocaçimentepe olup yüksekliği yaklaşık 300 metredir. Yarımadanın orta kısmında bulunan bu tepe ve civarı, hem Ege kıyılarına, hem de Çanakkale Bo-ğazı’nın orta kısımlarına hakim stratejik bir konumdadır. Aynı şe-kilde yarımadanın Seddülbahir tarafındaki uç kısmına yakın olan Alçıtepe de önemli stratejik bir konumdadır. Bu tepe de, keza hem Ege Denizine hem de boğaz sularına hakim bir durumdadır. İleride yeri geldiğinde daha detay bilgiler verileceği gibi, düşmanlarımızın kara harekatları safhasında Seddülbahir bölgesindeki çıkarmada, ilk hedef Alçıtepe idi. Gerek Arıburnu-Anzak Koyu çıkarması ve gerekse Suvla Körfezi çıkarmalarında ise ilk olarak Kocaçimentepe ele geçirilmek istenmiştir. BOĞAZ SAVUNMAYA HAZIRLANIYOR

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına girer girmez,  İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan yedi parçalık bir fi-lo, 3 Kasım 1914 tarihinde, Çanakkale Boğazına yaklaşarak Seddülbahir ve Kumkale civarını  yarım saat boyunca, şiddetli bir bombardımana tuttular. Her iki burunda bulunan toplarımı-zın menzili dışında durarak, yapılan bu bombardımanın arkasından, torpido gemilerini boğazı gözetlemek üzere bırakarak,  çekip gittiler.
Bu bombardımanda Seddülbahir’deki savunma tesisleri büyük zarar gördü. Aldığı isabetle burada bulunan cephanelik infilak etti. Beş subay ve yetmişten fazla erimiz şehit oldular. Burada bugün İlk Şehitler Abidesi’ nin dikilmiş olduğu görülür.
Bu hadise üzerine, bu devletlerin Çanakkale Boğazını ya-kın zamanda zorlayacaklarını anlıyan yetkililer, boğazın kritik yerlerinin tahkim edilmesi ve savunmaya hazırlanması gerekti-ğine karar verdiler. Bu maksatla Miralay(Albay) Cevat (Çobanlı) Bey. Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığına tayin olunarak, kendisine savunma hazırlıklarına başlaması görevi verildi. (Resim-5)
Çanakkale Boğazı’nda, çeşitli zamanlarda çeşitli savunma tesisleri kurulmuş ve tedbirler alınmıştı. Bunların en önemlisi de Sultan II.Abdülhamid Han döneminde yapılan Hamidiye ve Me-cidiye tabyalarıdır. Boğazın her iki yakasına yapılmış bulunan bu tesisler büyük bir ileri görüşlülükle, boğazı bir gün savunmak zorunda kalacağımız hesaplanarak yapılmış, önemli tesislerdi.
Üzülerek ifade edelim ki bu tesislerden günümüze kadar gelmiş olan kalıntılar, gereği gibi korunmamaktadır. Hatta hiç korunmamaktadır. Kilitbahir’de bulunan Rumeli Hamidiye ve Mecidiye Tabyaları’nı veya Seddülbahir’deki savunma tesislerini gezenlerin içleri sızlamaktadır. Şanlı cihadın canlı şahitleri olan bu tesisler, yöre halkı ve ziyaretçiler tarafından ahır veya tuvalet olarak kullanılmakta, üzerindeki kitabe ve tuğralar aleni olarak sökülmekte ve yağma edilmektedir. Bu gidişle kısa süre sonra buraların tanınamaz hale gelecekleri kesindir. Ayrıca tab-yaların içleri çöp ve moloz atım yerleri olarak kullanılmakta  olup, koku ve pislikten içlerine girmek imkansız bir durumdadır. İçleri çamur, çöp ve molozlarla, kısa sürede tamamen dolacağa benzemektedir. İsabetli bir kararla SİT alanı haline getirilmiş bulunan bu tarihi mekanların bakım, onarım ve korunmalarını, tarihi bir görev kabul etmemiz, titizlikle yapmamız, böylece şe-hit veya gazi tüm kahramanlarımızı minnet ve şükranla bağrı-mıza bastığımızı herkese isbat etmemiz, en önemli dileklerimiz arasında bulunmaktadır.
Konumuza dönelim.
Müstahkem Mevki Komutanlığına atanmış bulunan Ce-vat Paşa, mevcut savunma tesislerini güçlendirmek, bilhassa bo-ğazın dar ve sarp yerlerine yeni savunma tesisleri inşa etmek için büyük bir gayret sarfetti. Bunun için 24, 28, ve 35,5 cm. çaplarında  ve 10 000 ila 15 000 mt. menzilli, ağır toplardan olu-şan yeni bataryalar, sabit yerlere monte edildi. Ayrıca 15 cm. ile 28 cm. çapında havan ve öbüs toplarından oluşan, seyyar batar-yalar vucüda getirilerek, boğaza hakim tepelerin arkalarında, kı-sa sürede yer değiştirerek atışlar yapabilecek şekilde konuşlan-dırıldı.
Toplam olarak ifade etmek gerekirse, 80 adet civarında, çeşitli çap ve menzilde topların yerleştirilmiş olduğunu öğreni-yoruz.
Bu hazırlanan savunma tesislerinin muhtelif bazı benzerleri de, sahte olarak yapılıp dikkat çekecek yerlere yerleştirildi. Bu sahte tesisler, soba borusu benzeri maddelerden yapılmış olup kara barutla ara sıra ateş eder gibi, namlularından ateş ve duman çıkarttırılarak, düşman ateşinin kendi üzerine çekilmesini sağlamış, bu yolla düşmanı yanıltmak suretiyle çok yararlı hizmetler yapmışlardır. 
Boğazın tahkiminde çalışan askerlerimiz, cihad şuuru içinde gece gündüz büyük bir gayretle çalışarak o devrin tek-nolojisi ile bile, bu kadar kısa sürede yapılması zor olan tahkimat hizmetlerini çok büyük bir gayret ve beceri ile sadece insan ve hayvan gücüne dayanarak başarmışlardır.
“Bu meyanda, 65 yaşını geride bırakmış, imalatı harbiye ustası Ramazan Ağa’nın yaptıklarını gerçekten unutmak mümkün değildir. Bu yaştaki kır sakallı Ramazan usta, gerçekten insan aklının zor kavrıya- cağı bir şekilde, birkaç metrelik halat ve birkaç ka-lasla çok ağır topların yer değiştirerek mevzilenmesini başarmıştır. Özellikle Çimenlik burcu üze-rinde bulunan 35,5 cm. çapında ve en az yüz ton ağırlığındaki büyük topu sadece insan gücü ve ak-lını kullanarak burçtan aşağı indirmeyi ve Hami-diye tabyasına taşımayı başarmıştır. Kendisi ayrıca gürültüden, özellikle top atışlarından hiç hoşlanmayan bir insandı.”
Ayrıca boğaz sularına, çeşitli aralık ve sıralarla yaklaşık 350 adet mayın dökülmüş, denizaltıların geçişlerini önlemek maksadı ile uygun yerlere deniz içine ağlar gerilmişti. Denizaltı geçişlerine karşı bir tedbir olarak da, çeşitli yerlere gözetlemepostaları yerleştirildi. Boğaza hakim sırtlara projektörler yerleş-tirilerek aydınlatma tesisleri kuruldu.

DENİZDEN GELİYORLAR

Birinci Dünya savaşı bütün şiddetiyle devam ederken İtilaf Devletleri bloku Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’u iş-gal etmek, Rusya’ya yardım etmek, Rusya’da bulunan buğday stoku fazlalarını da, batıya taşımak için planlar yapıyorlardı.
Enver Paşa’nın sebep olduğu Sarıkamış bozgununu dünya henüz duymamıştı. Ruslar kazandıkları bu başarıyı bir müddet gizlemeyi uygun bulmuşlardı. Çünkü yandaşları olan İngiltere ve Fransa’yı Çanakkale’de cephe açmaya zorlamak için, kendilerinin doğuda zor durumda olduklarını ileri sürüyor, bu suretle Osmanlı ordusunu, doğudaki cepheden asker çekmek zorunda bırakacak kararların alınmasını istiyordu. Bu sebeple mağdur rolü oynamak işlerine geliyordu.
Bu gelişmeler üzerine İngilizler, 13 Ocak 1915 tarihinde savaş meclisini toplayarak Çanakkale olayını görüştüler. Bu mecliste iki görüş üzerinde duruluyordu:
Birinci görüşe göre, Çanakkale’yi geçebilmek için önce bo-ğaz kenarlarını karadan yapılacak bir çıkarma hareketiyle işgal et-mek, böylece savunma tesislerini bertaraf etmek, sonra da, savaş gemileri ile boğazı geçerek İstanbul’u işgal etmek gerekiyordu.
İkinci görüş ise, birinci görüşün doğru bir görüş olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hareket tarzının takibi  çok zaman alacağından, tercih edilmemeliydi. Kendilerinin çok güçlü bir do-nanması olduğuna inanıyor, Fransız donanmasını da işin içine katarak yenilmesi mümkün olmayan bir güce ulaşmak, bu güçle Çanakkale Boğazı’nı yakarak, yıkarak kısa sürede geçmek, İs-tanbul’u işgal etmek, savaşı bitirmek, Osmanlı’yı yıkmak, deva-mında da, büyük haçlı rüyası olan, müslümanları Orta Asya boz-kırlarına kadar sürerek başta Kudüs olmak üzere diğer müslüman yurtlarını ele geçirmek çok kolay olacaktı.
İngiltere’nin Denizcilik bakanı olan Winston Churchill, bu ikinci görüşü hararetle savunuyor, bu kararın çıkması için ça-balıyordu.
19 Ocak 1915 tarihinde yapılan son oturumda, savaş mec-lisinden bu ikinci görüş, karar olarak çıktı ve derhal harekete ge-çildi.

DÜŞMANIN DENİZ GÜCÜ

İngilizler ve Fransızlar, dünyada o güne kadar görülmüş en büyük ve en güçlü donanmayı hazırlayarak, derhal yola çıktı-lar. Onlarca güçlü gemiden oluşan bu donanmanın en ünlüleri şunlardı:

İngiliz gemileri:
Queen Elizabeth
Inflexible
Agamemnon
Vengeance
Albion
Cornwallis
Irresistible
Prince George
Lord Nelson
Triumph
Majestic
Canopus
Ocean
Duncan
Swiftsure
Euryalus
Dublin
Sapphire
Darmouth
Fransız gemileri:
Suffren
Bouvet
Charlemagne
Gaulois
Jaureguıberry
Ayrıca nakliye ve mayın tarayıcı gibi birçok yardımcı ge-miler de filoda bulunuyordu.
İngilizler bu gemilerin gücüne o kadar güveniyorlardı ki, gemilere verdikleri isimler bile, gurur, kibir, tahakküm koku-yordu. İşte bunlardan bazıları:
Queen Elizabeth: Kraliçenin ismiyle yapılmış bu gemi, gerçekten, zırhı, atış menzili, donatılan topların çapları, modern alet ve edevatı ile, o güne kadar benzeri yapılmamış bir gemi idi. Müthiş savaş gücünü test etmek gayesiyle donanmaya katıl-mıştı.
Inflexible: Eğilmez, başeğmez.
Agamemnon: Tanrı. Antik çağda varlığına inanılan savaş tanrısı.
Vengeance: İntikam alıcı
Irresistible: Karşı konulmaz, önünde durulmaz.
Triumph: Zafer.
Majestic: Muhteşem, benzersiz.
Ocean: Okyanus, engin deniz.
Swiftsure: Hızlı.
Sapphire: Gökyüzü.
Bir tarafta, İlayı Kelimetullah, yani cihad yapmak için cep-hede bulunan ve her şeyden önce, Allah’ın cihad yapanlara yardım edeceğine inanan ve O’na güvenen, bunun için de mütevazi şartlar çerçevesinde, elinden gelen tedbirleri alan Osmanlı askeri, ya-ni mehmetçik; diğer yandan, gücüne, donanmasına, toplarına gü-venen mütekebbir, haşmetli ve o günün dünyasının süper gücü sayılan bir düşman donanması…

NİHAYET GELDİLER

Düşmanın bu heybetli donanması, nihayet 19 Şubat 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’na ilk hücumu yaptı. İngiliz Fransız ortak donanmasına komuta eden Amiral Carden, hücuma geç-meden önce İngiltere’ye çektiği telgrafta; “Herşey planladığım gibi gidiyor. Hava durumu çok müsait. 14 gün sonra İstanbul’da olacağız.” diye yazmıştı. Bu telgraf üzerine, batılılar zafere o kadar inanmışlardı ki, Rusya’dan buğday geliyor diye fiatları hızla düşürmeye başlamışlardı.
Seddülbahir ve Kumkale’yi saatlerce topa tutan düşman do-nanması, buradaki savunma tesislerimizi kullanılamıyacak kadar hasara uğrattıklarından, boğazdan içeri girmeye muvaffak olmuş-lardı.
Boğazın girişten sonra genişleyen kısmın Anadolu tara-fında kalan geniş bölümü, Karanlık Liman diye adlandırılır. Düşman donanmasına ait gemiler Karanlık Liman’a kadar ra-hatlıkla girip çıkmaya başladılar. Özellikle boğazın dar yerle-rindeki tabyalara konuşlandırılmış bulunan savunma toplarımı-zın atış menzili, buraya kadar uzanamadığından, boğazın gi-riş kısmı düşman gemilerine açık bir hale gelmişti.
25 Şubat’ta düşman yeni bir saldırı başlattı. Yine boğazın girişindeki kullanılamaz hale gelmiş olan savunma tesislerimizi, bu günkü bombardımanda adeta yerle bir ettiler. Bu günden son-ra düşman gemileri, özellikle mayın arama tarama ve imha etme hareketlerine ağırlık vermeye başladılar. Fakat bu iş zannettikle-rinden de zor oluyordu. Çünkü mayın tarayıcı gemilerin, temiz-lemeyi amaçladıkları mayınları bulabilmek için ilerlemeleri ge-rekiyordu. İlerlemeleri için kıyı savunma toplarının susturulma-sı gerekiyor, bu topların susturulması için de savaş gemilerinin ilerleyip yakından bombardıman etmeleri gerekiyordu. Bunun için de mayınlar onlara engel oluyordu.
Tepelerin arkasına konuşlandırılan seyyar obüs topları-nın, gerçekten çok önemli bir görev yaptıkları görüldü. Mayın tarama gemilerinin ilerlemesini büyük ölçüde engelliyorlardı.
Mayın arama ve tarama işi, düşman tarafından gece ve gündüz demeden büyük bir inat ve israrla devam ettiriliyordu. Bilhassa geceleri savunma tesislerimize monte edilmiş olan projektörlerimiz düşmanın faaliyetlerine engel olma yönünden çok büyük hizmet görmeye başladılar.
Düşman, boğazı temizlemenin ve donanmayı boğazdan geçirmenin zannettikleri kadar kolay olmayacağını yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Düşman gemileri bilhassa Queen Eliza-beth, 35’lik topları ile tepelerin arkasından kendilerine mani olan obüs bataryalarımıza, cehennemi andıran atışlar yapıyor, adeta tepeleri dümdüz hale getiriyor, artık susturdum zannedip ileri harekete başlarken, obüsler başka tepenin arkasından yeniden atı-şa başlıyor, düşman gemilerinin ilerlemesine mani oluyordu. Bu da düşmanın moralini çökertiyordu. İngiliz Savunma Bakanı Lord Kitchener, Amiral Carden’e çektiği telgraflarla onu sıkıştırıyor, bir an önce netice alınmasını istiyor, şayet başaramıyacaksa planı değiştirip kara ordusunu devreye sokmak gerektiğini söylüyordu. Amiral Carden’in ise verdiği 14 günlük süre dolmaya başlamıştı.
Düşman donanması, nasıl bir savaşın içine düştüklerini an-lamaya başlamışlar, buna rağmen, İngiltere, Fransa ve Rusya; İs-tanbul’un ve Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılacağı üzerinde sıkı pazarlığa tutuşmuşlardı. Rusya alelacele hazırladığı bir taksim planını yandaşlarına sunmuştu. Buna göre, İstanbul Boğazı’-nın Asya yakası, Kuzguncuk-Kartal arası İngilizlere, Ortaköy’-den Haliç girişine kadar Avrupa yakası, Fransızlara teklif edili-yordu. Boğazın Ortaköy-Kuzguncuk hattına kadar olan Karade-niz tarafı, ayrıca Ayasofya ve Fener Patrikhanesinin bulunduğu bölgeler Rusya’nın olacaktı. Taraflar bu plan üzerinde sıkı bir pazarlığa başladıkları sırada, düşman donanması, Çanakkale Boğazı’nı kıyasıya zorlamaya devam ediyordu. Mayın tarama işi çok yavaş gidiyor, kötü hava şartları da işi büsbütün zorlaştırıyordu.

Amiral Carden başarısızlığa çok üzülmüş, neredeyse elini kolunu sallıyarak geçmeyi planladığı boğaz, onu çok uğraştırmaya başlamıştı. Sinir sistemi bu strese daha fazla dayanamadı ve hasta olduğunu ileri sürerek 17 Mart’ta görevden çekildi. Ye-rine derhal Fransız Amiral, De Robeck tayin edildi.
Havaların elverişli olduğu günlerde, düşman donanması, boğazdan içeri giriyor, geniş namlulu, seri ateşli ve uzun menzilli topları ile boğaz kıyılarını cehenneme çeviriyordu. En önemli hedefleri, Rumeli yakasındaki Kilitbahir civarında bulunan tab-yalar ile, bunun karşısında, Anadolu yakasındaki Çanakkale çev-resinde bulunan tabyalardı. Gerçekten de, bu tabyalarda bulunan toplarımız büyük miktarda hasara uğramış ve bunları kullanan askerlerimiz de önemli zayiatlar vermişlerdi.
Bir seferinde Çanakkale şehir merkezini top ateşine tutan düşman gemileri, büyük yangınlara ve maddi hasarlara sebep ol-muşlardı. Aynı şekilde Kilitbahir’in yerleşim merkezi de hemen hemen tamamen yanmış ve yıkılmıştı.
Mermi yokluğundan dolayı az sayıda ateş edebilen topçularımız da, düşman gemilerinin daha fazla ileri gitmesini engelliyor, böylece karşılıklı topçu düellosu kulakları sağır eden gü-rültüsü ile başdöndürücü bir tarzda saatlerce devam ediyordu. Ortalığı kesif bir toz toprak ve barut dumanı kaplıyor, denize dü-şen mermiler yüzünden su sütunları havalara çıkıyordu.
Queen Elizabeth zırhlısı, günün birinde Ege Denizi’nden, Kabatepe açıklarından, ateşe başlamıştı. Gelibolu yarımadası üze-rinden aşırma toplarla, Kilitbahir grubunda bulunan tabyalarımı-zı arkadan dövmeye başlamıştı. Allah’tan yarımadanın Ege tara-fını savunmak için konuşlandırılan az sayıdaki toplarımız ve he-men o civara gönderilen seyyar obüs bataryalarımız, açtıkları ateşlerle bu geminin orada kalmasını engellemişlerdi.
Düşman filosu artık, boğazı mümkün mertebe mayınlardan temizlediği ve savunma hatlarımızı saf dışı ettiği kanaatine varmış, havaların düzeleceği ilk tarihte son ve öldürücü darbeyi vurmak ve boğazdan geçmek için hazırlıklarını tamamlamıştı.
Boğazın tahkimatını izah ederken, 350 kadar mayının muhtelif yerlere, boğazı kesecek şekilde döküldüğünü, kısaca be-lirtmiştik. Müstahkem Mevki Komutanlığı, her ihtimale karşılık 30 kadar mayını yedekte bırakmıştı. Elbette bu tedbiri alırken bu mayınların sadece Çanakkale’nin değil, Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini de derinden etkileyeceğini bilmiyorlardı.
17 Mart 1915 (Bazı kayıtlara göre de 7/8 Mart) günü ge-ce yarısından sonra Nusret Mayın Gemisi tarafından boğaza dö-külmesine karar verilen, bu mayınların hikayesini büyüteç altına almak isterim:

Türk TopuTabyalarımızdaki toplardan biri

cevat-bey.jpg Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevad Bey

Selahaddin AdilKurmay Başkanı Binbaşı Selahaddin Adil Bey

Kilitbahir TabyalarKilitbahir Tabyaları

Düşman DonanmasıDüşman donanması

Churchill FisherWinston Chuchill ve Fisher

TOP