Takdim İthaf Önsöz

Takdim İthaf Önsöz

ŞU BOĞAZ HARBİ
“Bir Başka Bakışla Çanakkale Savaşları”

EKREM ŞAMA

Kapak Tasarımı
Osman ŞAMA
.
Kitap Tasarımı
Neva Tanıtım A.Ş,
.
Baskı
Matsan
.
Baskı Tarihi
Şubat 2004

Gonca Yayınevi
Büyük Reşitpaşa Cad.
Yumni İş Merkezi
No: 22 / 13 Laleli İstanbul
Tel: (0212) 528 50 76 – 528 24 29

İTHAF

Bu çalışmayı; o günün süper güçlerinin bir araya gelerek oluşturdukları haçlı ordularına karşı, çok zor şartlar altında canı dahil her şeyini ortaya koyarak, vatanı ve mukaddesatı uğruna hakkıyla cihad etmek suretiyle Allah’ın Yardımı’na müstahak olan ve Çanakkale’de dünya durdukça hafızalardan silinemeyecek destanlar yazan şehit ve gazilerimizin, ayrıca kitabımızın  isim babası da sayılan Milli Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy’un aziz  ruhlarına saygıyla ithaf ediyorum.

Ekrem Şama

 

İKİNCİ BASKIYA GİRERKEN…

Birinci baskıyı yapıp okuyucuya merhaba derken çok heye-canlı idim. Acaba okuyucunun tepkisi ne olacaktı? Kitap benimse-necek miydi, yoksa tezgahlarda tozlanıp kalacak mıydı?
Evet; kitabımın konusu çok önemli idi. Konuya bakış açısı da diğerlerine göre çok değişikti. Ancak; acaba ben anlatmak ve vurgulamak istediklerimi öne çıkarmaya muvaffak olabilmiş miydim?
Allah’a şükrediyorum ki, dilimin ukdelerini bana engel kılmadı. Okuyucu ne demek istediğimi benden de ileri bir ferasetle kav-radı. Kitabı temin etmiş olanlar tekrar arkadaşına veya akrabasına, yahut duyurmak istediği bir başkasına duyurabilmek için ikinci, ü-çüncü kitaplarıda istemek üzere tekrar geri geldi. Abartısız söylüyorum çevresi çok geniş olanlardan yüz tane bile talep eden oldu. Bay-ram veya yılbaşı hediyesi olarak, eşine dostuna veya işyerindeki ça-lışma arkadaşlarına bu kitabı dağıtan çok dostumuz ve arkadaşımız oldu. Ve ben geriye dönüp baktığım zaman bir buçuk veya iki ay  gibi çok kısa bir zamanda satış rakamlarımız dört beş bini buldu. Böylece de anlatmak istediğim meramımı, ifade edebilmiş ve erbabına ulaşabilmiş olmaktan dolayı çok mutlu oldum.
Kapak, mizanpaj, dizgi ve baskı konularında çok amatörce bir çalışma ile okuyucu karşısına çıkmış olduğumun da bilincindeyim. Elinizdeki ikinci baskı bu yönleri itibarıyla daha derli toplu bir görü-nüme kavuştu. Okuyucunun daha da iyisine layık olduğunu elbette takdir ediyorum. İnşaallah baskı sayıları çoğaldıkça, kalite yönünden de gelişmeye gayret edeceğiz.
Kitabımı tetkik eden, konu ile ilgili birçok şahıstan, kahir ek-seriyetle olumlu eleştiriler ve övgüler aldım. Teşekkürlerimi sunu-yorum. Doğaldır ki. bu tür mesajlar olumlu etki yaptı. Elbette yanlış-larıma da değinenler oldu. Onlara da çok teşekkür ediyorum ki, ikinci baskıda bu yanlışları düzeltme fırsatını bana verdiler.
Daha iyiye ve mükemmele ulaşmak için okuyucularımın kat-kılarının yanında Allah’ın yardımını niyaz ediyorum. Ocak 2004
Ekrem ŞAMA

 

DİYORUM Kİ;

Milletler ve devletler arasındaki savaşların  tarihlerinin, yine milletlerin tarihi kadar eski olduğunu ifade ederek söze başlamak istiyorum. Bu bilinen bir gerçektir. Savaş ve mücadelelerin sebeple-rini incelediğimizde, yine bilinen gerçekler ışığında ifade edebiliriz ki; kimisi menfaat ve çıkarlar için yapılmış, kimisi kendini savunmak için, kimisi yandaşına destek için, kimisi ırk ve milliyet duygulariyle ve benzer sebeplerle, en önemli bir bölümü de hak ve batıl mücadelesi olarak tezahür etmiştir.
1915 yılında yukarıdakilere benzer bir mücadele de, Çanak-kale’de meydana gelmiştir. Biraz araştırdığımız zaman bu mücadelenin, kendine has, diğerlerinden farklı bazı özelliklerinin bulundu-ğunu görüyoruz. İşte bu farklı özelliklerini meydana çıkaran bir ça-lışmaya giriştiğimde, elinizdeki bu kitap meydana gelmiştir. Ön söz mahiyetinde burada yazacağım bir kaç cümle ile, kitabın kısa bir özetini verecek değilim. Bu çalışmanın, Çanakkale Savaşı hakkında benzer çalışmalarla olan farkını ortaya koymaya ve hangi mantıkla yapıldığını açıklamaya gayret edeceğim.
Çanakkale Savaşı’nın benzer savaşlarla farkları nelerdir?
Sebeplerini yüzde yüz anlayabilmiş değilim ama, yeni öğre-nenler açısından, Çanakkale savaşları, diğer bütün savaşlardan daha fazla ve değişik bir şekilde  ilgi çekmektedir. Şu şekilde izah etmeye çalışayım:
48 yaşıma gelene kadar; yirminci yüzyılın başlarında  Ça-nakkale’de bir savaşın yaşandığını, dedelerimizin bu savaşta çok bü-yük kahramanlıklar gösterdiğini, düşmanın çelik zırhlı büyük savaş gemilerinin, boğazda batırıldığını, kulaktan dolma bilgiler ve okul-larda öğretilenler kadar biliyordum. Allah nasip etti, bir gün bu sa-vaşın geçtiği yerlerin bir kısmını dolaşmak ve sadece, şehitliklerdeki bilgi ve kitabeleri okumak nasip oldu. O tarihten sonra, Çanakka-le savaşları hakkında, o kadar merakım arttı ki, her yıl defalarca ora-ları gezmek, arkadaşlarımı, ailemi ve tanıştığım kişileri oralara gö-türmek, göndermek, bilgiler vermek, ayrıca konu ile ilgili buldu-ğum her kitabı alarak okumak, kütüphanelere bu maksatla gitmek bile benim merakımı giderememeye başladı. İnternete her girişimde bu savaşla ilgili yeni yeni siteleri ve sayfaları dolaşmak, Çanakka-le’yi okumak, Çanakkale’yi konuşmak veya dinlemek bende belki başkalarının  “takıntı” diye niteleyebileceği bir heves haline geldi. Fakat hayretle şunu da gördüm; bu takıntı sadece bana has değil. Çanakkale’deki savaşın geçtiği yerleri ve anıtları gezerken tanış-tığım kişilerin, belki büyük bir çoğunluğu, buralara ilk defa gelme-miş. Daha önce gelmiş, merakını yenememiş, ilgisi artmış, tekrar tekrar geliyor. Kütüphanelerdeki Çanakkale ile ilgili kitapların ade-ta özel okuyucuları mevcut. Geldiklerinde  aynı  konularla ilgili kitapları okuyorlar. Çanakkale savaşları ile ilgili yeni yayınlanacak kitaplar için, potansiyel bir okuyucu gurubunun mevcut olduğuna inanıyorum. Bu kitapları satın alanların çoğunun kitaplıklarında, Çanakkale ile ilgili başka kitapların da mevcut olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ya internetteki Çanakkale savaşları ile ilgili sayfa ve siteleri gezip, not bırakanların ifadeleri?
Kesinlikle ifade ediyorum; Çanakkale savaşlarının insanı kendine çeken, adeta tiryaki yapan bir özelliği var. Bu özelliği başka bir savaş veya tarihi olayda görmeniz çok zordur. Okur, öğrenir, alacağınız dersi alırsınız, o kadar. Ama Çanakkale öyle değil. Şu anda bu kitabı okumaya niyetlenen okuyucu, daha önce Çanakkale’ye git-memişse ve Çanakkale Savaşı ile ilgili ilk kitabı okuyorsa; Çanak-kale sevdalısı olmaya  potansiyel bir aday demektir.
Çanakkale Savaşı’nın önemli bir özelliği de, çağdaş bir haçlı seferi olması, bir din savaşı olması özelliğidir. Elbette bu savaşın bir takım sebepleri ve dini olmayan bir takım özellikleri vardır. Ama ki-tabın içinde de izah edileceği gibi, Hıristiyanlıkla Müslümanlık ara-sında bir savaş olma özelliği, diğer özelliklerden daha çok öne çıkmakta ve onu değişik kılmaktadır. Kitapta okuyacaksınız; düşmanın en çok, Osmanlı Padişahı’nın “Halife-i Müslimin” sıfatını hedef aldığını, İslam liderliğinin ortadan kaldırılması ile, müslümanların, “İmamesi koparılmış bir tesbih” gibi darmadağın olmasını a-maçlayarak, bunu sağlamayı savaşın hedeflerinin en başına koymuş olduğunu görüyoruz. Bunu anlamak için, savaş ilan edildikten sonra İngiltere’de yayımlanan gazetelerdeki yazılardan bir iki örnek cümle okuyalım. İşte savaş muhabiri Ashmead-Bartlett imzası ile yazılanların bir iki paragrafı:
“…Birkaç hafta içinde kanlı savaşlarla karşılaşacağız. Bu öy-le kanlı bir savaş olacak ki, neticesi Ayasofya tapı-nağını, ya hıristiyan aleminin eline düşürecek, veya-hut da hilal, üst ve başları kanlarla boyanmış yeniçe-ri askerlerinin başında olduğu halde, 29 Mayıs 1453 meş’um gününde İstanbul’a muzaffer olarak girdiği günden ziyade şan ve şerefle yaşayacaktır.”
“…Diğer savaş meydanlarından alınarak buraya yığılan ge-miler, sanki tek bir maksat için, ihtimal ki, Hıristiyan-lık aleminin, Osmanlı Türklerine karşı yapabileceği son haçlı seferi içindir…”
“…Geçmişteki haçlı seferleri, başarı bakımından o kadar kayda değer şeyler değildi. Halbuki bu sonuncu ve en büyüğü olan haçlılar, bir zamanlar Viyana kapılarına kadar uzanmış olan, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun her bir köşesinde kemikleri dağılıp kalmış olan orta-çağ şövalyelerinin öcünü alacaktır.”
Çanakkale Seferi Kuvvetler Başkomutanı olan İngiliz Ge-neral Ian Hamilton, hatıra defterine şu cümleyi yazmıştı:
“27 Haziran 1915 – Biz bu kayalıklarda hançerimizi Osman-lı Sultanı’nın kara kalbine sapladık. Yalnız hançer he-nüz etini deldi. Yarasından yeni yeni kan akmaya baş-ladı. Her gün ölümden kurtulmak için debeleniyor. Biz bir metre ilerleyemesek dahi, Halife’nin canı alınınca-ya kadar, kanı bu kaba akıtılacaktır.”
Yine İngiliz General Allenby’in, Çanakkale savaşından bir müddet sonra Kudüs’ü işgal ettiğini, tarihte Kudüs’ü haçlılardan geri almış olan Büyük Kumandan Selahaddin Eyyübi’nin türbesine gi-derek her müslümanın yüreğini kanatan; haçlı ordularının intikamlarının artık alındığını, Kudüs’ün nihayet müslümanlardan kurtarıl-dığını, haçlı ordusunun artık galip geldiğini ifade eden, gurur, kibir ve azamet kokan bir konuşma yapmış olduğunu okuyoruz. Bu ko-nuşmadan belki daha enteresan olanı da, müttefiklerimiz olan Al-manya ve Avusturya’da Kudüs’ün müslümanlardan alınması ola-yının duyulması üzerine, halkın sokaklara çıkarak ve resmi olarak da, sabahlara kadar kutlamalar yaptıkları gerçeğidir. Yapılan saldırıların bir haçlı seferi olduğunu bunlardan daha açık nasıl ifade edebiliriz?
Haçlı seferine karşı koyacak bir ordu da, çok tabiidir ki, öncelikle dini değerlerini savunmak için savaşıyor sayılacaktır. Vatan, namus veya milli değerlerin müdafaası elbette söz konusudur. Ama öncelik mukaddes değerlerin, haçlı saldırılarına karşı savunulmasıdır. Nitekim düşman da bunu bilerek savaşmaktadır. Alan Moorehead Gelibolu isimli kitabında  şu cümleleri yazıyor:
“Gelibolu kıyısında, Kilitbahir’deki Türk topçusunu izleyenler, onların önüne geçilmez bir inançla savaştığını, as-kerler top başına koşarken imamların dua okudukları-nı anlatır. Burada görülen, savaşın alışılmış heyecanı-nın da ötesindedir. Türk askerleri bir dini heyacan, ka-fire karşı savaşmanın getirdiği bir duygunun etkisin-dedir. Bu nedenle uçuşan şarapnellere ve patlıyan mermilere aldırmaksızın kendilerini ileri atarlar”
“Türklerin davranışı oldukça enteresandır. Batıdan gelen hıristiyan saldırısına karşı, kendi topraklarını savundukları doğrudur. İman doludurlar. Siperlerdeki imam ve müezzinler askerleri Allah ve Hazreti Muhammed adına savaşmaya çağırır.”
Kısaca Türk askeri, Allah’ın dinini yeryüzünden silmek iste-yenlere karşı savaşmaktadır. İşte bu tabir “Cihad” kavramının içindeki bir tabirdir. Üstelik bir “Cihad-ı Ekber” kararı da vardır. Türk askeri cihad etmektedir, Allah’ın dinine yardım etmektedir.
Hemen burada bir iki Ayet-i Kerimeyi hatırlamakta fayda var:
“Ey iman edenler, siz Allah (ın Dinine)a yardım ederseniz, O da (düşmanınıza karşı) size yardım eder ve ayaklarınızı (sağlam ve) sabit kılar.” Muhammed-7
“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. Sizi O seçti, dinde üze-rinize hiç bir güçlük de yüklemedi. Babanız İbrahim Dini’nde olduğu gibi. Size daha evvel gönderdiği ki-taplarda da, bu Kuran’da da müslüman adını vermiş-tir. Peygamber sizin üzerinize şahit olsun, siz de in-sanların üzerine şahit olasınız diye. Artık dosdoğru namazınızı kılın, zekatı verin, Allah’a sarılın. O sizin Mevla’nızdır, O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı-dır.” Hac-78
“Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Sizi yar-dımsız bırakırsa, ondan sonra size yardım edebilecek kimdir? Müminler ancak Allah’a güvenip dayanma-lıdır.” Ali İmran-160
“Onlarla muharebe edin ki, Allah sizin ellerinizle onları azaplandırsın, onları rüsvay etsin. Size onlara karşı nusret (yardım) versin, müminler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın.” Tevbe-14
Hepimiz inanıyoruz ve biliyoruz ki; Allah hiç bir ayeti boş yere indirmemiştir, yine biliyoruz ki; vaadine hiç muhalefet etmez. Ordumuzun, Allah’ın Din’ine yardım ettiği kesindir, cihad ettiği ke-sindir. O halde Allah’ın yardımını aldığı da kesindir. İşte Çanakkale Savaşı’nın en önemli özelliği, bir cihad olması ve bu münasebetle de cihad eden Ordumuzun savaşın  her anında, Allah’ın yardımını almış olduğudur. Gerçekten de askerlerimiz, “Edasının Şartları”-na uyarak cihad etmişlerdir. Cihadın edasının ne gibi şartları vardır, kısaca hatırlayalım:
Askerlerimiz cihadın “İttifak” şartı gereğince, teşkilatlanmışlar, birlikte hareket etmişler, münferit hareketlerden kaçınmış-lardır. “İhlas” şartı gereğince Allah Rızasının dışında kendileri için bir menfaat gözetmeden savaşmışlardır. “İttika” şartı gereğince sa-dece Allah’tan sakınmışlar, savaştıkları insanlara karşı Allah nasıl istemişse öyle davranmışlardır. “İhsan” şartını da yerine getirmiş-lerdir. Yani her anında Allah’ın kendilerini murakebe ettiğinin bilinciyle hareket ederek, itina ile görevlerini yapmışlardır. “Ahlak” lı olmaya son derece özen göstermişlerdir. “İstişare” ile alınmış ka-rarları yine emir komuta içinde, ölümün kesin olduğunu gördüğü hallerde bile, emredilen görevleri “itaat” etmede kusur işlememek suretiyle en iyi bir şekilde yapmışlardır. Bu sebeple elbette Allah’ın yardımına da müstehak olmuşlardır.
Allah’ın yardımının Ordumuza ulaşmış olduğunu, dost düşman herkes kabul etmektedir. Bu konudaki düşmanımızın itiraf ve ifadelerini, kitapta kaynaklarını göstererek alıntıladığımızı okuyacaksınız.

Savaşın her anında, “Allah’ın Nusreti”nin Ordumuz’dan ya-na olduğuna inanıyoruz. Bu güne kadar kendi yazarlarımız  tarafından yazılmış bulunan kitaplarda bu yardımlar, çok geniş ve güzel bir şekilde işlenmiştir. (Hatta bu konuda biraz ölçünün de kaçırılmış ol-duğunu, bazı kitaplarda kimi abartıların da yer almış olduğunu üzü-lerek ifade etmeliyim.)
Çanakkale’de savaştığımız düşmanlarımızın yazdıkları savaş tarihini iyi tetkik ettiğimizde, bizleri hayrete, düşmanlarımızı da dehşet ve şaşkınlığa düşüren çok sayıda olayın meydana gelmiş ol-duğunu görüyoruz. Bu olayların ortak özelliği, mantıklı bir izahının olmaması, netice itibariyle de ordumuza yardımcı olmasıdır. Ger-çekten izahı mümkün olmayan öyle olaylar var ki…
İşte bu kitabımın ana konusu; bu olayların kaynaklarından derlenerek okuyucuya sunulması, böylece Allah’ın Ayetleri’nin nasıl tecelli etmiş olduğunun gözler önüne serilmesidir.
Çanakkale Savaşı’nın çok geniş olmayan bir özeti verilir-ken, yukarıda ifade ettiğim türden, mantıklı bir açıklaması yapılamayan, özellikle düşman ordusu içinde ve etrafında meydana gel-miş olan, ancak “Allah’ın Yardımı” kavramıyla açıklanabilen o-laylar da, yeri ve zamanı geldikçe büyüteç altına alınmış, çeşitli gö-rüşler ve izah çabaları da küçük yorumlarla açıklanmaya çalışıl-mıştır. Böylece görülecektir ki, Allah cihad eden askerlerine hem doğrudan, hem de düşmanları ile dolaylı olarak yardım etmiştir. Or-dumuza Allah’ın doğrudan yapmış bulunduğu yardımlar hakkında çeşitli yazarlarımız güzel eserler yazmışlar; ancak düşmanlar eliyle yapılmış bulunan dolaylı yardımlar konusunda, derli toplu bir eser meydana getirilmiş olduğunu ben şahsen göremedim. Elinizdeki ça-lışma belki bu konuda bir ilk olur ümidindeyim. Ayrıca savaşla ve her iki tarafın askerlerinin kişilik, karakter ve çabaları ile ilgili, kimi hatıralara da yer vermek suretiyle, okuyucunun  bazı konularda bilgi sahibi olmasını amaçladım.
Bilmeden bazı hatalar yapmış olabileceğimi peşinen kabul ediyorum. Bunlar için de hoşgörü beklediğimi okuyucularıma arz e-diyorum.
Çanakkale savaşlarını en iyi ve en veciz olarak özetleyen, Büyük Şair Mehmet Akif Ersoy’dur. Çanakkale Şehitlerine atfen yazdığı şiirinin ilk mısralarını hatırlayarak sizleri kitapla başbaşa bırakıyorum.
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,  Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya,  Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Gayret bizden yardım Allah’tan…

TOP