SARIKAMIŞTA HİLE VE...

SARIKAMIŞTA HİLE VE…

SARIKAMIŞ’TA HİLE VE…
Osmanlı’nın savaşa girmesini takip eden ilk günlerde Ruslar doğu sınırlarımızdan taarruza geçtiler. Ciddi bir direnişle karşılaşmadan kısa süre içinde Erzurum kapılarına dayandılar.
Bu durumdan Almanlar çok memnun idiler. Çünkü doğu cephesinde savaşmakta oldukları Ruslara arkadan bir cephe açıl-mış, böylece kendi cephelerindeki Rus baskısı zayıflamış olu-yordu. Yeni açılan bu cephenin genişlemesi ve Ruslara olan bas-kının daha da artması için her olayı kullanma eğiliminde idiler. Bu meyanda Enver Paşanın tecrübesizliği, aşırı hayalperestliği, pohpohlanmaya son derece yatkın olması, onlar tarafından Os-manlı’nın, Almanya’nın menfaatleri yönünde kullanılabilmesi için önemli bir fırsattı.
Enver Paşa gerçekten tecrübesizdi. Gerek askerliği, ge-rekse devleti daha tam olarak tanıyamadan, sırf İttihatçıların baskısı ile birkaç rütbe birden arttırılarak kendisi “Paşa”lığa terfi ettirilmiş, ardından tehdit ve şantajla “Harbiye Nazırı” ya-pılmış, saraya damat olması dolayısıyla “Damad-ı Şehriyari” ünvanını almış, bunlardan daha da önemlisi Padişahın uhde-sinde bulunan “Başkumandanlık” yetkisi, “Başkumandan Ve-killiği” unvanıyla kendisine verilmişti. Böylece daha 30′lu yaş-larında kaldıramayacağı kadar yüklerin altına girerek, orduyu is-tediği gibi idare etme yetkisine sahip olmuş bulunuyordu.
Enver Paşa subaylığı döneminde Almanya’da bulunduğu için aşırı bir şekilde Alman etkisinde bulunuyordu. Dünya sava-şını Almanya’nın kazanacağına kesin gözüyle bakıyor, tüm ka-rarlarını buna göre veriyordu. Buna mukabil Almanlar ise onun kişiliğini çok iyi tahlil etmişler, ona istediklerini nasıl yaptırabileceklerini de iyi biliyorlardı.
İşte bu şartlarda ordumuzun önemli kademelerinde komutanlık ve müşavirlik görevlerinde bulunan Alman generaller, En-ver Paşayı pohpohlayıp istedikleri, yani Alman çıkarları yönün-de hareket ettirmekten geri kalmıyorlardı. Savaş ilanı ile birlikte kendisine empoze edilen fikir şu idi:
“Rusya’nın askeri gücü son derece zayıftır. Şu anda iki cephede savaşmaktadırlar. Alman cephesindeki Rus kuvvetlerinin bu cepheden başka bir yere kaydırılmalarına Almanlar fırsat vermezler. Şu anda Erzurum yakınlarına kadar gelmiş bulunan Rus kuvvetlerinin başka bir yerden takviye almaları ih-timal dışıdır ve yedekleri mevcut değildir. Ayrıca boğazlar kapalı olduğundan, İngiltere ve Fransa’-nın da Rusların imdadına gelmesi söz konusu de-ğildir. İşte bu safhada Rus ordusunu doğuda tama-men yok etmek mümkündür. Şayet bu, hazırlana-cak iyi bir planla başarılabilecek olursa; Kafkasya ve İran üzerinden gidilerek, Türklerin yurdu olan “Turan Ülkesi” ni ele geçirerek “Kızıl Elma” ül-küsüne ulaşmak için tarihi bir fırsat yakalanmış o-lacaktır. Zira bu şekilde hareket edecek bir Türk Ordusunun önünde hiçbir engel kalmamış olacaktır.”
“Bu harekatı başarabilecek tek kumandan ve devlet ada-mı da Enver Paşa’dır. Kendisi, gençtir, dinamiktir, ileri görüşlüdür, risk almayı bilir, her türlü yetki ile de donatılmıştır, Alman harp usullerini iyi öğrenmiştir. Napolyon’un Rusya’yı tarihten silme hayallerini, kar ve tipi engellemişti. Enver Paşayı ise, şayet iyi bir plan yaparsa doğunun ve Kafkasların karı ve tipisi bile engelleyemez.”
Buna karşılık Enver Paşanın tutumu ne mi olmuştur?
Paşamız ikinci Napolyon’luğa; ama birincisinin yapama-dığını yapacak olan, dolayısıyla daha muhteşem olan bir Napol-yon olmaya soyunmuştur. O günleri anlatan çeşitli kişilerin hatı-ralarındaki kayıtlara göre, Enver Paşa gerçekten kendisini Na-polyon gibi görmeye, masasının üzerine Napolyon biblolarını, odasının duvarlarına da Napolyon resimlerini asmaya başlamış-tır.
Kendisinin gerçekten tarihi bir fırsat yakaladığına inana-rak, önüne aldığı, İran, Kafkasya ve Türkistan haritalarının üze-rinde, Alman kurmaylarının da hazır bulunduğu ortamlarda u-zun uzun çalışmalar yaparak “Turan Ülküsü” nün gerçekleş-mesi için planlar hazırlamaya başlar. Bütün bunların olabilmesi için, önce Erzurum’a kadar gelmiş bulunan Rus ordusunun ica-bına bakılarak yok edilmesi gerekmektedir.
Hızlandırılmış adımlarla Paşalığa terfi ettirilmiş bulunan Enver Paşa, kendisine yakışır dahiyane bir plan hazırlayarak, Rus ordusunu yok edecektir. Elbette bu şerefi de kendisinin ka-zanması gereklidir. 3. Ordu’nun Komutanlığını “Başkomutan Vekili” sıfatıyla bizzat üstlenmek ve “tarihi savaşı” bizzat yö-netmek üzere, Alman kurmay heyetinden de bazı subay ve gene-ralleri de beraberinde götürerek  Erzurum’a hareket eder.
Yaptığı plana göre, Ruslara hile yaparak onları yok edecektir:
Erzurum yakınlarındaki Rusları, ayıracağı bir kolordu kuvveti ile oyalarken, asıl ordunun ağırlığını teşkil eden diğer kolordulardan oluşan yaklaşık 120 bin kişilik kuvvetlerle, ku-zeyden bir yay çizerek, Sarıkamış’ta arkalarını çevirecek, böy-lece iki ateş arasında ve ikmalsiz kalan düşman, ya teslim olacak, ya da tamamen yok edilecekti. Rus kuvvetlerinin işini böy-lece bitirdikten sonra, Kafkasya ve Orta Asya’ya kadar önünde hiçbir engel kalmayacaktı.
Tarihte “Sarıkamış İhata Manevrası” ismiyle anılan ve bizzat Enver Paşa tarafından hazırlanan bu parlak planın başarılı bir şekilde hayata geçirilebilmesi için, çok önemli bazı hususlar hesaba katılmamıştı:
Öncelikle koca bir ordunun geçeceği kuzey yayı üzerinde keçi patikalarından başka bir yol yoktur. Bu yoldan, bırakınız topların teçhizatın ve arabaların geçirilmesini, yayaların bile geçmesi çok zordu. İkinci olarak kışın en şiddetli bir şekilde hü-küm sürdüğü aralık ayı içinde bulunulduğu hiç hesaba katılmamıştı. Hem yol vermeyen, hem de kışın hüküm sürdüğü Alla-hüekber dağları, eksi 30 ila 45 derecelere kadar düşen ısısı ile  tam olarak bir ölüm geçidi oluşturuyordu.
Nitekim 120 bin mehmetçikle bu dağlara tırmanan Enver Paşa, tek bir kurşun atmaya bile fırsat bulamadan, yaklaşık 90 bin kişiyi dondurarak şehit etmek suretiyle kar ve buzların arasına kurda kuşa yem olmak üzere terk ederek, Sarıkamış’a, kendilerini beklemekte olan Rus kuvvetlerinin kucağına düşmüş, ken-di canını zor kurtararak İstanbul’a dönmüştü. Hayatta kalmaya muvaffak olan askerlerimizin de bir çoğu, eli ayağı donarak sa-kat kalmış, bir kısmı dizanteri hastalığından telef olmuş, bir kıs-mı da Ruslar tarafından esir edilerek bir daha dönmemek üzere Sibirya’ya götürülmüştü.
Böylece Enver Paşanın, hileli bir planla parlak bir zafer kazanmak gibi yanlışlarının bir faturası daha, sonucu facia olan, çok pahalı bir bedelle ödenmiş oluyordu.
RUS HİLESİ
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllar, Çarlık Rusya’-sının en zor ve sıkıntılı yılları idi. Almanlarla zorlu bir savaşa tu-tuşmalarına mukabil, ekonomileri kriz içine girmiş, silah ve teç-hizat gibi teknik malzeme sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. Silah ve teknik malzeme desteği sağlayabileceği ülkeler, aynı zamanda müttefikleri bulunduğu İngiltere ve Fransa idi. Ancak Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının kapalı olması sebebiyle bu yardımı alamıyor, Almanlar karşısında durumları gittikçe zorlaşıyordu.
Hububat alanında, bilhassa buğday istihsalindeki fazlalığı sebebiyle ihraç edilmeyi bekleyen büyük stokları birikmişti. Müttefikleri olan batılı devletlerde ise hububat sıkıntısı çekili-yordu. Rusya’nın elinde bulunan üretim fazlası stokların, batılı müttefiklerine ihraç edilmesi gerekiyor, kapalı olan boğazlar bu-na da mani oluyordu.
Bu sebeplerden dolayı Rusya batılı müttefiklerine, boğaz-ları açarak kendilerine yardım yapılması için devamlı bir baskı uyguluyorlardı. Üstelik Enver Paşanın başlatmış olduğu hare-katla, batıda Almanlar, doğuda ise Osmanlılardan oluşan iki ateş arasında kalmalarından dolayı, şimdi boğazların açılması ko-nusu kendileri için daha önemli hale gelmiş bulunuyordu. Müt-tefiklerini şimdi daha fazla sıkıştırmaya başladılar. Müttefikle-rinden derhal Çanakkale’de bir cephe açmalarını, kendilerini sı-kıştıran Türk ordusunun bir kısmını zorunlu olarak Çanakka-le’ye  çekmelerini, ayrıca teknik yardımın da bir an önce kendilerine ulaştırmalarını  istiyorlardı.
Enver Paşanın aşırı hayalperest ve tecrübesizliği sebebiy-le, Türk Ordusunun Sarıkamış’ta büyük bir bozguna uğradığını yukarda izah etmiştik.
Ruslar, Enver Paşa karşısında kazandıkları bu zaferi, bir müddet dünya kamuoyundan gizlemek suretiyle bir hileye baş-vurdular. Zaten Enver Paşa da bu bozgunun konuşulması ve ya-zılmasını yasaklamış olduğundan, müttefiklerinin bir zafer ka-zandığını İngiltere ve Fransa uzunca bir müddet öğrenemedi. Tabii bu durum, Rusya’nın Çanakkale’ye yeni cephe açmalarına müttefiklerini ikna etmek için, kendine acındırma politikalarının bir gereği idi.
Böylece bu hileli tutumları ile, iki ateş arasında kaldıkla-rını, kendilerine acil yardım yapılması gerektiğini müttefiklerine ileterek, Çanakkale cephesinin bir an önce açılmasını sağlamış oluyorlardı.

TOP