CİHAD İLANI

CİHAD İLANI

DEVLETİMİZ
ATEŞİN İÇİNE ATILIYOR
27 Ekim 1914 günü Karadeniz’e çıkan Alman savaş gemileri, hem Rus donanmasını, hem de Rus şehirlerini bombardıma-na başladılar.
Osmanlı kabinesi toplantı halinde iken bu haber bizzat Enver Paşa tarafından “Bir çocuğumuz oldu” sözleri ile arka-daşlarına haber verildi. Kendisinin de bu olaydan yeni haberi ol-duğunu iddia ederek, bizzat arkadaşlarına da hile yapmış oldu. Olayı öğrenen sadrazam Sait Halim Paşa, devletin zamansız ve hazırlıksız olarak, savaşa fiilen girmesi anlamına gelen bu olaydan dolayı derhal istifasını yazdıysa da, arkadaşları tarafından ikna edilerek istifadan vazgeçirildi.
Sait Halim Paşa, İngiltere, Fransa ve Rusya büyükelçilikleri nezdinde olayın bir kaza sonucu meydana geldiği, maksadın savaşa girmek olmadığı, zararların tazmini için hazır oldukları, gibi izahlarda bulundu ise de, kimseye dinletemedi.
İtilaf Devletleri Kasım 1914 ayının ilk günlerinde savaş ilan ettiler. Buna mukabil, Hükümet de; “Rus donanmasının Karadeniz’de masumane eğitim ve tatbikat yapmakta olan do-nanmamıza saldırdığı” şeklinde uyduruk bir bahane ile, mukabil savaş ilan ettiğimizi ilgili devletlere bildirdi.
Böylece Osmanlı Devleti, Almanya ve İttihatçıların çeşitli hile entrika ve hayalperestlikleri ile dünya savaşının, yani dün-yayı saran alevlerin içine atılmış oldu.

CİHAD İLANI
Osmanlı padişahları, Yavuz Sultan Selim’den beri aynı za-manda “Halife-i Müslimin” yani Müslümanların Halifesi sıfa-tını da taşıyorlardı.
Osmanlı Padişahı Sultan Mehmet Reşat, bu sıfatını kullanarak, İttihatçıların isteği ile, Şeyhülislam Mustafa Hayri Efen-diye bir cihad fetvası hazırlattırdı. Bu fetvada İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı dünyadaki bütün müslümanların şavaşa katılmalarının farz olduğu  ifade ediliyordu.
Bu fetva, İstanbul’da törenlerle halka duyuruluyor; ayrıca çeşitli şahıslar da dünyanın çeşitli yerlerine gönderilerek müslümanlara duyurulmaya çalışılıyordu.
Aslında bu fetvanın doğuracağı neticeler için, aşırı bir ha-yalperestlikle çok büyük beklentilere girilmişti. Dünyadaki bü-tün müslümanların derhal harekete geçeceği zannediliyordu. Halbuki müslümanların durumları bu fetvanın gereğini yerine getirmek için hiç de müsait değildi. Çoğu sömürge zincirleri ile büyük devletlere bağlı, fakir, çaresiz, geri bırakılmış, silah ve teçhizattan yoksun, haberleşme imkanları kısıtlı ve dağınık bir vaziyette idiler. Bütün bunlara rağmen bu fetvanın hiç işe yaramadığını da söylemek doğru olmaz. Pek etkili olmasa bile bazı duyarlı müslümanlar arasında bir takım kıpırdanmalara sebep olmuştu.  Örnek olarak söylemek gerekirse, İngilizler Mısır’da bütün çabalarına rağmen, Mısırlıları Halife ordusuna karşı sa-vaşmaya ikna edememişlerdir. Sebebi de yayınlanan cihadı ek-ber fetvasıdır. Nitekim Çanakkale savaşlarında çok az Mısırlı asker bulunmuştur. Mısırlı askerler İngitere lehine başka cep-helere gönderilmişlerdir. Keza birçok Hintli müslüman da, Mı-sırlılar gibi Osmanlı’ya karşı savaşmayı reddetmişler, zorla ve şantajla getirilenlerin çoğu ise cephede pasif görevlere veril-mişlerdir. 3
Ama elbette amaçlanan bu kadar değildi.
Yukarıda da bahsedildiği gibi cihad-ı ekber ilanı dünya müslümanlarının en dağınık ve çaresiz olduğu yıllara rastla-mıştı.

TOP