ŞAVAŞA DOĞRU KOŞAR ADIM

ŞAVAŞA DOĞRU KOŞAR ADIM

ALMANYA İLE
GİZLİ ANLAŞMA

1914 yılının ortalarında, Birinci Dünya Savaşı’nın kıvılcımları dünyayı sarmaya başladığında, Avusturya ile Sırbistan’ın arkasından, Almanya, Rusya; hemen aynı zamanda da İngiltere ve Fransa savaşa dahil olmuşlardı.
Almanya, Avusturya – Macaristan İttifak Devletleri; Rus-ya, İngiltere ve Fransa da İtilaf Devletleri olarak adlandırılıyorlardı. Her iki taraf da Osmanlı Devleti’nin kendi saflarında sava-şa girmesini, bu mümkün olmazsa; tarafsız kalmasını arzu edi-yorlardı.
Osmanlı Devleti’nin idaresini ele geçirmiş olan İttihat Te-rakkicilerden bazıları İtilaf Devletlerinin yanında olunması ge-rektiğini savunurken, Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, Alman-ya’nın saflarında, yani İttifak Devletlerinin yanında savaşa giril-mesini arzu ediyordu. Arzu etmekle kalmıyor, yıkılma sürecine girmiş bulunan devletin, kaybetmiş olduğu bütün topraklarının tekrar kurtarılmasının yegane yolunun, dünya savaşını kazana-cağına kesin olarak inandığı Almanya’nın yanında savaşa gir-mek olduğuna inanıyor, bunu savunuyordu. Ayrıca Turan Ülkü-sünü benimsediğinden bütün Türk Dünya’sının kurtarılması için Almanya ile anlaşarak savaşa girilmesi gerektiğine kani idi. Bu kanaat onda o kadar pekişmiş idi ki; büyük bir süratle savaşı ka-zanacağı kesin olduğundan dolayı, hemen en çabuk tarafından Almanya’nın yanında savaşa girmek, böylece masaya galiplerin tarafında oturarak, ortaya konacak pastadan pay kapmak gerektiğini savunuyordu. (Resim: 1, 2, 3, 9)
Nitekim arkadaşlarını da ikna ederek Almanya Büyük el-çisi Wanganheim ile gizli bir anlaşma imzaladı. 2 Ağustos 1914′de yapılan bu anlaşma ile Osmanlı Devleti hukuken İttifak Devletleri safında savaşa girmiş sayılıyordu.
Yapılan bu savaş anlaşmasını ittihatçılardan bazıları te-reddütle karşılıyor, bazıları ise aleyhte bulunuyordu. İttihatçılardan biri olan Maliye Bakanı Cavit Bey, hatıralarında anlaşma yapıldığı günleri şöyle anlatıyor:
“Bugün Sadrazamın konağına gittim. Sadrazam acele ile bir şeyler yazıyordu. Enver, Talat, Halil orada idi-ler. Olağan üstü bir durum sezdim. Talat’tan nede-nini sordum.
-Yemin ettik, diyerek söylemedi. Bu nedene şaşırdım. Ken-disine:
-Yoksa Almanya ile antlaşma mı yapıyorsunuz?
Dedim. Biraz sonra Sadrazamın yanına girdik. Kimseye söylemeyeceğimize yemin ettik. Hükümet üyelerin-den saklayacağımıza yemin etmek gibi saçma, ah-makça bir şey olur mu?
Sadrazam bir kağıt okudu. Bu Alman – Osmanlı antlaşması idi. Şaşkınlık içinde dinledim. Sonra benim fikrimi sordular. O kadar şaşırmıştım ki cevap ve-remedim. Kararsız olduğumu, bu kadar çabuk ka-rar veremeyeceğimi söylemekle yetindim. Diğer ar-kadaşlarda ise sevinç ve hayranlık vardı. Bir büyük devletle antlaşma yapıyormuşuz.
Beni kandırmak için bu güne kadar böyle bir antlaşma sonucu alabilmeye uğraştığımız halde başaramadı- ğımızı, eğer savaştan önce böyle bir öneri karşısında kalsaydık, derhal kabul edeceğimizi söylediler. Savaştan önce kabul ile savaş sırasında kabul ara-sında çok büyük ayrılıklar olacağını, savaştan önce bile olsa düşünmemiz gerektiğini söyledim.
Aramızda bir kez ve Sadrazamın evinde, Avrupa grupla-rından birine katılmak için yapılan konuşmaları senet olarak göstermek istediler. O devirden beri durumların değiştiğini unutuyorlar.
Meğer Sadrazam Wangenheim ile konuşmaları sürdürmüş. Sonunda şimdi, Almanya büyük bir savaşa gi-rişeceği gün bunu başarmış.
Sadrazamın yanında tartışmayı uzatmadım.
Antlaşmanın, Enver, Talat ve Halil arasında dört beş gün den beri bilindiğini ve birkaç gece, beni ve Cemal’i  haberdar etmeksizin, Yeniköy’de toplanıp tartıştıkları halde bizi uzakta bırakmaları canımı sıktı. Du-rumun inceliği olmasa hemen bir istifa ile cevap verecektim. Sadrazam da antlaşmanın, bugün kendisi tarafından imzalanacağına ilişkin hiçbir şey söylemedi. Durum nedeniyle meclisin tatil edilmesi kararlaştırılarak, yanından ayrıldık.
Akşam Talat bize geldi. Birlikte Enver’e gittik. Gerek evde gerek yolda kendisine, yapılan antlaşmanın memleket için nasıl bir tehlike olacağını, çok korkmakta olduğumu, Almanya’nın bizi silahla koruyacağına ilişkin kaydın düşten öteye geçemeyeceğini, bir asker bile göndermeyeceğini, Rusya’nın saldırısına uğrarsak, ülkenin mahv ve harap olacağını, sava-şın sonunda Alman zaferinin kesin olmadığını, Ruslar kazanırsa bizim için, dünya haritasından si-linmekten başka son olmayacağını, oysa Almanla-rın galip gelmeleri durumunda bize kötülük edemeyeceklerini söyledim. Böyle bir sorumluluk yüklenemeyeceğimi anlattım.
Talat sözlerini ağzında tutuyordu. Bundan antlaşmanın imza edildiğini, fakat bana hemen söylerse, istifa ile cevap vermem korkusundan kararsız kaldığını anladım. Enver’in evi önünde otomobilden inerken:
-Ne yapalım, bu iş oldu bitti, Sadrazam imza etti, mukadderat, dedi.
Ben de;
-Bu mukadderat ile sürüklenmek istemem, cevabını ver-dim.” 1
Bu satırları okurken gerçekten insanın kanı donuyor. Böylesine  bir maceraya ülkeyi sürüklerken hem dünyaya, hem halkımıza, hem Padişah’a hem de kendi arkadaşlarına bile hile yapmışlar, onlara haber vermeden, varlık veya yokluk gibi bir sonucu beraberinde getirmesi mukadder olan bir anlaşmayı im-zalamışlar…
Niçin böyle bir emri vaki ile bu antlaşmanın imzalan-dığını kendileri dahi bilmiyorlardı. Bakınız ittihatçılardan ve üs-telik üç paşalardan biri olan Bahriye Nazırı Cemal Paşa, hatıra-larında bu antlaşmanın imzalanması ile ilgili neler söylüyor?
“Hadisenin büyüklüğü beni derin düşüncelere sevk edi-yordu. Diyebilirim ki o gece sabaha kadar düşün-düm. Genel siyasi vaziyeti gözümün önüne getire-rek, buna göre devletin takip etmesi uygun olan ha-reket hattının ne olabileceğini araştırıyordum. Çünkü şimdiye kadar hatır ve hayalime getirme-diğim bir hadise karşısında bulunuyordum.
Her türlü dış görünüşe göre, pek yakın bir gelecekte İttifak ve İtilaf Devletleri grubu arasında müthiş çar-pışmalara başlanacağı muhakkak. Böyle bir za-manda eğer biz hiçbir taraftan başı bağlı bulunmaz isek, menfaatlerimiz hangi tarafla birlikte yürüme-yi gerektirirse o tarafa meyletmek imkanını elde bulundurmuş olurduk. Halbuki biz daha şimdiden kararımızı vermiş, partimizi tutmuşuz. Bu bakımdan icraat serbestisi elimizden çıkmış. Bari tuttu-ğumuz parti milli menfaatlerimize uygun mu? Bi-raz daha beklemiş olsa idik, diğer tarafın daha faydalı, daha etkili tekliflerine tabi olmaz mıydık? Bu teklifleri kabul etmek suretiyle memleket menfaatlerine daha faydalı bir iş görmüş olmaz mıydık?” 2
Ayrıca başka sebepleri ileri sürerek, olur ki kendilerine hesap soracak bir muhalif ses çıkabilir endişesiyle meclisi bile tatile sokmuşlar. Bu da demek oluyor ki meclise karşı da hile yapmışlar.
Yapılan bu antlaşmanın, yürürlüğe girebilmesi için Padi-şah ve İmparator taraflarından onaylanması gerekiyordu. Padi-şah Mehmet Reşat, bu anlaşmayı, ancak kendisine onaylanmak üzere sunulduğu zaman öğreniyor, fakat ittihatçılara itiraz ede-miyordu.
Aynı gün, çıkmış olan cihan savaşının yurdumuza da sıç-raması tehlikesine karşılık, “Genel Seferberlik” ilan ediliyordu. Aslında ise Enver Paşa, yapmış olduğu gizli antlaşmayı uygulayabilmek için seferberlik ilan etmişti.

TOP