OSMANLI DİLE GELSE

 

İttihat Terakki’cilerin maceraperestlikleri ve acemilikleri yüzünden I.Dünya Savaşı’na sokulan Osmanlı Devleti, yaklaşık 5 yıl tüm cephelerde onlarca defa savaştıktan sonra, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi ile dünyaya veda sürecine girmiş, 1922’de ise tarihten silinmiştir.
Mondros Mütareke’sinin tahliline girecek değiliz. Ama şu kadarını söyleyelim, başta İngiliz ve Fransızlar olmak üzere, batılı müstevliler bu elim mütarekenin şartlarına bile uymamış, keyfi yorumlamalarla maddeleri teker teker çiğnemiş, aşağılık uygulamalar yapmışlardır.
Mesela, “mütareke” demek, imzalandığı anda silah bırakmak demek olmasına rağmen, Irak cephesinde Osmanlı ordusunun silah bırakmasını fırsata çevirip, ileri harekete devam etmiş, petrol havzalarını işgal etmek ihanetinde bulunmuşlardı.
Mesela, İstanbul’u işgal etmeme sözü verdikleri halde, hemen derhal işgal etmişlerdi.
Mesela, İstanbul’u işgal etseler bile, Yunan kuvvetlerini bu işgale dahil etmeme sözü verdikleri halde, sözlerini tutmamışlardı.
Mesela, İstanbul’u işgal ederken keyfi katliamlar yapmışlar, “beyaz at” ile şehre girerek “Fatih Sultan Mehmed Han’a” nazire yapmışlardı.
Mesela’ların anlamı şudur ki; çok ağır şartlar dikte ettikleri Osmanlı Devleti’ne karşı, bu şartların da ilerisine geçen ve tarihte asla kendilerine güvenilemeyeceği imajını bir kere daha pekiştiren uygulamalarda bulunmuşlardı. Böylece Osmanlı’nın tarihten çekilme süreci kısa sürede tamamlanmıştı. 
İngilizin, Fransızın ve diğer müstevlilerin, bu anlaşmanın 100. yılını kutlamaları anlaşılabilir bir durumdur. Ama Osmanlı’nın hayattaki mirascısı mevkiindeki Türkiye’nin bu kutlamalara katılması, anlaşılması zor bir durum olduğu gibi, milletimizi de derinden yaralamıştır.
O halde dahi hoş karşılanamaz ama hadi diyelim ki, diplomatik nezaketler aşılamamış ve katılmak zorunda kalınmıştır. O zaman mağlup ve tarihten silinmiş bir devleti temsil etme mevkiindeki Türkiye’nin temsilcileri, nasıl oluyor da şen şakrak görüntüler verebiliyorlar? Galiplerin ellerine sarılıp gözlerinin içine gülücüklerle bakabiliyorlar? Sevinç ve neşe tokuşturmaları yapmaları nasıl izah edilebilir? Onların, milyonlarca şehidimize sebep olanlar için diktikleri “meçhul asker” abideleri, nasıl olur da ziyaret edilebilir? Zafer taklarının altından nasıl olur da neşeyle geçilebilir?
Bunlar bizleri çok, ama çok derinden yaralamıştır.
Şöyle bir düşünüyoruz da, o mütareke ile tarihe gömdükleri Osmanlı Kurucu ve Sultanları bu günleri görselerdi, acaba ne tepki verirlerdi?
Beraberce tahmin edelim mi?
Önce Süleyman Şah:
“Bre! 8 asırdır yattığım mezarımda bile bana rahat vermeyenler, şimdi neslimin kurduğu ve 7 asır süren devletimizi tarihe gömenlerle nasıl düğün bayram edebilir? Bunlar ne bana, ne de neslime sahip çıkamamışlar!”
Ertuğrul Gazi konuşsa:
“50 yıl devlet kurabilmek için cihad etmiş, at sırtında o cepheden bu cepheye koşmuştum. Kur’an’ın sırları ile müjdelenmiştim. Neslimden gelen 36 Sultan Kur’an Nizamı’nı yer yüzüne yayabilmek için kurulan devletimizi yönetmişler, aleme nizamat vermişlerdi. Alavere, dalavere ile bu kutlu devletimizi yıkanlar, bayram etmeye kendilerine göre belki hak kazanmışlardı. Ama bizi temsil etme mevkiinde olanlara ne oldu da, onların bayramına neşe taşıyorlar. Üstelik benim hayatımı canlandırmaya çalışan diziler çevirerek, bunları izleyerek; bunları toylarında halka izleterek, bizimle övünenlerin yapması kanımıza ve şanımıza dokunmuştur! Keşke bu sahnelere şahit olmasaydım!”
Osman Gazi belki de şunları söyler:
“Allah’ın bize müjdelediği “Ulu Çınarımız” devletimiz 7 asır sürdü ve Kur’an Nizamı üç kıtaya taşındı. Ama üç buçuk kefere bu Çınarımızı kesti diye sevinirlerken, onların bu sevincine ortak olanlarla öbür tarafta hesaplaşmayı beklemekteyim!”
Ya II.Abdülhamid Han ne der?
“İttihatcılar yaptıkları ihtilal ile beni devirdiler, ülkemi de yok ettiler. Onlarla elbette hesaplaşacağım. Ama Devleti Aliyemizi tarihten silen kefere ve fecere ile ortak sevinç yaşayan torunlarımla görülecek ayrı bir hesabım olacaktır.”
36 Sultan ayrı ayrı konuşsa, içlerinden bir tekinin bile bu 100. yıl kutlamalarını tasvip etmesi mümkün olabilir mi? Her ne sebeple olursa olsun keferenin sevincine ortak olunmasını içlerine sindirebilirler mi?
Ne dersiniz, Erbakan Hocamızı da konuşturup “kemik sızlatma” edebiyatı kullanalım mı?
Gerek yok.
Birinci Dünya savaşını sona erdiren, Osmanlı Devletini tarihten silen mütarekenin yıldönümü kutlamalarına Türkiye’nin katılması çok, ama çok büyük yanlış olmuştur. Üstelik orada şen şakrak kutlamalar yapılırken, milletimiz burada taze şehitlerimiz için göz yaşı dökerken.
Olmuşa çare yoktur elbette.
Ama bize teselli olabilecek bir organizenin yapılması mümkündür:
Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran ve asıl bizim için çok önemli olan “Mudanya Mütarekesi” için, 11 Ekim tarihinde bir tören düzenlenmeli ve Paris’teki kutlamalara katılan devletleri bu törenlere davet etmeliler. Çünkü Mudanya Mütarekesi’nde de hepsinin imzası var.
Gelirler mi dersiniz? 
 
BÜYÜK HATA
 
Hiç tanımadınız mı Haçlı’yı,
Törende başı ne diye çektiniz?
“İyi ki yıktınız Osmanlı’yı!”
Bundan başka ne diyecektiniz?
 

Ekrem Şama

TOP