KARDEŞLİK KÖPRÜSÜ, TARİH VE BELGE

 

 
Tam bir yıl oluyor.
Din Adamları Birliği Derneği, kısaca Din Bir Der ile Medrese Alimleri Vakfı, kısaca MEDAV’ın  organize etiği KARDEŞLİK KÖPRÜSÜ adıyla yapılmış olan Doğu Ve Güneydoğu bölgelerimizdeki Medrese, Kuran Kursu, ilim yuvası gibi manevi odak merkezlerini kapsayan 5 günlük ziyaretlerde Doğu Karadeniz illerinden katılan yaklaşık 50 kişinin içinde biz de bulunmuştuk.
Daha sonra bu türden 2 defa daha organızasyon yapılmış, üçüncüsü de yeni başlamış. Öncesi de vardı tabii. Hayırlı sonuçlar veren ve daha çok verecek olan bu tür organizelerin devam etmesini canu gönülden temenni ederiz.
Bu yazımızda, o bahsi geçen bir sene önceki ziyaretimizdeki “tarih ve tarihi belge” konusunda bir anımızı dile getirmek istiyoruz.
Ziyaretimizin Mardin, Kızıltepe etabında idik. Onlarca hoca ve yüzlerce medrese öğrencisinin bulunduğu bir ilim yuvasına ziyaretimiz olmuştu. Hocalarımız bize Mardin ve yöresinin tarihini anlatması işin Artuklu Üniversitemizin bir tarih hocasını getirmişlerdi. Hocamız binlerce yıl öncesine dayanan, Mardin ve yöresinin tarihini anlattı. Sözlerini bitirmek üzere idi ki, biz bir soru sorduk.
Önce teşekkür ettikten sonra sorumuza geçtik:
-Hocam biz Karadeniz bölgemizden gelen, dünyaya ekseriyetle manevi pencereden bakan ilim adamlarıyız. Bizi karşılayan ve ağırlayan bu yüzlerce öğrenci ve hocamız da öyle. Siz bize Mardin ve yöresinin tarihini anlattınız. Binlerce yıl geriye giderek; Akadlar, Sümerler, Hititler,Asurluar, Babilliler, Urartular gibi devlet veya topluluklardan bahsettiniz. Ancak bizim bildiğimize göre bu yöreye tarih boyunca bir çok peygamber gelmiş. Medeniyetler inşa etmişler. Kur’an ve Sünnet’in işaret ettiğine göre, o peygamberlere rağmen şirkte israr eden bir çok kavim veya devlet de helak edilmişler. İşte Mardin, işte Urfa, İşte Diyarbakır, işte Mezopotamya bu tür olaylara şahitlik etmiş olan yörelerdir. Buraların tarihinin şekillenmesinde bu olayların rolü en başta gelmesi gerekirken, siz bize bu konulardan tek bir cümle bile bahsetmediniz. Merak ediyoruz, sizin bir üniversite hocası ve tarihçi olarak bu tür bir araştırmanız var mı? Ya da Artuklu Üniversitemizin böyle bir çalışması var mı?
Hocamız şöyle cevapladı:
-Tarih müspet belgelere dayanarak yazılır. Yöredeki kazılar, çıkan tarihi objeler ve onları destekleyen diğer belgelerle yörenin tarihi yazılmıştır. Bahsettiğiniz Kur’an Ayetleri ve Paygamberimizin sözleri bu açıdan tarihi belge olarak kabul edilmemektedir. Haliyle bizim veya üniversitemizin bahsettiğiniz türden bir araştırması yoktur, olması da söz konusuı edilemez.
Bir soru daha sorduk:
-Hocam sağolun içtenlikle cevapladınız. Yalnız bu konudaki kanaatleriniz bizce yanlıştır. Bakınız bu Siyonistler tahrif ettikleri Tevrat’a ve kendi yazdıkları tamamen safsata olan Kabbala’ya dayanarak bu yöreyi “Arzı Mev’ut” ilan etmişler. Yine yüzde yüz safsataya dayanan Avangelizm’i esas alan batılı sömürgecilerle iş birliği yapmışlar, bölgeye ve tüm İslam dünyasına savaş açmışlar. Buralara da terör getirip Türk’ü Kürd’e, Arab’a düşman etmeye çalışıyorlar ki çıkacak kaostan faydalanıp buraları ele geçirsinler. Bizim sizleri ziyaretimizin esası da bu terörü yok edip, kardeşliğimizi tekrar pekiştirmek. Yurdumuza sahip çıkmak. Hocam siz şimdi batılıların metod diye dayattıkları ile; birkaç çanak çömlek parçası ve bir iki de yazıt bulduk diye binlerce yıllık gerçek tarihi bırakmış, bunların üzerine sanal bir tarih bina etmişsiniz. Onlar, tahrif ettikleri, kendi uydurdukları ya da hiç olmayan şeyleri belge kabul edip dünyayı ifsat ederken, siz bana yüzde yüz doğru olan Kur’an ve Sünnet’in delil olamayacağını söylüyorsunuz. Kusura bakmayın, dediklerinize katılmıyoruz.
Hocamızın biraz kızarıp bozardığını hatırlıyorum. Şunları söylemişti:
-Allah razı olsun, çok teşekkür ederim. Hocam sizin bu söylediklerinizle şu an hayatımın bir dönüm noktası oluştu. Biz bunları hiç böyle düşünmemişiz. Ne kadar yanlış düşünüyormuşuz. Size söz veriyorum ben bizzat bu konuda bir çalışma yapacağım. Ayrıca Artuklu Üniversitesi’ne de durumu izah edip konuyu araştırmaları için girişimde bulunacağım.
Netice olarak şunu söyleyebiliriz:
Bize ve evlatlarımıza öğretilen tarih, tamamen batılı sömürgecilerin metod diye dayattıkları, bizim gerçek tarihi belgelerimiz olan Ku’an ve Sünnet’i devre dışında tutarak empoze ettikleri usullerle yazılmış bir tarihtir. Muharref veya uyduruk metinleri de tarihi belgeymiş gibi dayattıkları bir tarih. Biz Müslümanları daima birbirimize düşürecek, çatışmaya ve teröre götürecek, gerçek önderlerimizi de dışlamamızı sağlayacak bir tarih.
Geçerli belgelere dayanan gerçek tarihimizi ne zaman ve kimler yazacak? 
Konu çok önemlidir.
 
TARİH VE SAFSATA
 
Safsataları gerçek tarih sandın,
Öde öde bitmiyor ki bedeli!
Gelip yangın çıkardılar, sen yandın,
Anla artık deli misin be, deli!
 

Ekrem Şama

TOP