15 TEMMUZ’UN TEMEL TAŞLARI

 
 
 
15 Temmuz başarısız darbe girişimi hakkında AKP iktidarını en çok rahatsız eden söylem, bu darbe girişiminin “kontrollü” bir hareket olduğu söylemidir. Bu söyleme karşı şiddetle mukabele ederek; “Ne yani, şu kadar vatan evladının şehid edilmesini biz mi istedik?” ve “Milletimizin kalbi olan TBMM’nin bombalanmasını biz mi planladık?” ve benzeri cümlelerle tepki koyuyorlar.
Haklı olmadıklarını söyleyebilir miyiz? Elbette söyleyemeyiz. Bu darbe girşiminin ABD, AB ve NATO tarafından, FETÖ maşa olarak kullanılarak yaptırılmaya kalkışılmış olduğu bellidir. Burada aşağı yukarı herkes mutabık. 
Gelin görün ki, bizzat iktidar mensupları öyle şeyler söylüyorlar ki, öyle kanaatler belirtiyorlar ki, üzerine 15 Temmuz’u izah ederken bina ettikleri temel taşlarını kendileri yerinden oynatıyorlar. Demek istediklerimizi bir iki örnekle açalım:
İktidar, başta ABD olmak üzere, darbe girşiminin arkasında olduğu ayan beyan belli olan ülkelerle ikili ilişkileri, hiçbir şey olmamış gibi devam ettirip, o konuyu tamamen unutuyor. Ancak arada bir, ilişkilerde sorun çıktığında bu gerçeği hatırlayıp, meydanlarda halkın karşısında “Ey Amerika, Ey NATO” diye başlayan cümlelerle darbe girişiminin arkasında olduklarını halka şikayet etmeye başlıyorlar.
ABD’de 2001 yılında meydana gelen “İkiz Kuleler” olayının, İslam dünyasına karşı Haçlı seferleri başlatabilmek için bir bahane oluşturmak üzere yapıldığını artık iktidar dahil, herkes kabul ediyor. Bu konuda iktidarın önde gelen şahsiyetlerinden ve 15 Temmuz darbe girşimini en yakınen bilen biri olan Prof. Dr. Burhan Kuzu, 10 Eylül 2017 tarihinde twitterde aynen şu mesajı yazdı: “11 Eylül 2001’i El-Kaide yaptı dedi ABD; biz inandık. Biz 15 Temmuz’u FETÖ yaptı diyoruz, ABD inanmıyor. Ben de 11 Eylül’e inanmam!!!” Bu mesaj öyle çalakalem yazılmış bir mesaj mıdır? Bu olayın yıldönümü dolayısıyla düşünülüp taşınılıp oluşturulmuş ve yayımlanmış bulunan bir mesaj mıdır? Birazcık üzerinde düşünüldüğünde Burhan Hoca neyi ima ediyor, anlaşılabilir. Geleceğin tarihcisi bu mesajı nasıl değerlendirir acaba?
2017’nin son günlerine yakın, zamanın Başbakanı Binali Yıldırım ABD-Türkiye ilişkilerinde meydana gelen krizi yumuşatmak için ABD’ye gitmiş, CNN televizyon kanalına çıkmış ve oranın halkına İngilizce olarak şu mesajı vermişti: “2001 yılında  burada ikiz kuleler olayı meydana geldi. Çok sayıda ABD vatandaşı öldü. ABD bu olayın sorumlusu olarak Afganistan’daki El Kaide terör örgütünü göstererek bizden askeri destek istedi. Biz bunun gerçek olup olmadığını araştırıp soruşturmadan, derhal askerlerimizi Afganistan’ı işgal eden ABD’nin yardımına gönderdik. Bu sefer de bizde 15 Temmuz olayları oldu. ABD stratejik müttefikimiz olarak buna inanmıyor ve bize yardımcı olmuyor, olayların elebaşısını bize vermiyor” Bunları söyleyen T.C Başbakanı’dır. 15 Temmuz olaylarını araştıran bir tarihçi veya siyasetci nasıl düşünecektir? Bu açıklamalarla iktidar 15 Temmuz’u oturttuğu temel taşları yerinden oynatmış, üzerine kuşkuları çekmiş olmayacak mıdır?
Son aylarda başta Amerikan Doları olmak üzere döviz fiyatlarının neredyse hergün yüzde 5-6 artarak kısa sürede ikiye katladığı malumdur. Halen bu artış önlenememiştir. Elbette bu artış, bizim paramızın değer kaybetmesi demektir. Bu artışın kısa sürede enflasyonu körükleyeceği bilinen bir gerçek. Nitekim şu anda piyasada dövize bağımlı olsun olmasın, iğneden ipliğe her şeyin fiyatı füze gibi yukarı doğru fırlamaktadır. Bunun sebebinin ülkemizde uygulanmakta olan sıcak para politikasının, binbir kötülüğün anası olan faiz politikasının, yerli kaynakları harekete geçirmek yerine aşırı borçlanarak finansman sağlama politikasının, bu borçların da üretime değil, tüketime ve isabetli olmayan yatırımlara harcanmış olması gibi büyük yanlışlıkların neticesi olduğunu ekonomiden az çok anlayan herkes biliyor. Bunda Amerika’nın bize açmış olduğu ekonomik savaşın da etkisi elbette vardır. Ama sağlam temellere dayanan bir ekonomik sistemin dışarıdan böyle üflemelerle deprem geçiriyor gibi sarsılması mümkün değildir. İktidar mensupları bu, develüasyon da diyebileceğimiz ekonomik çöküntüyü tamamen ABD’nın sırtına yüklemiş durumdalar. Daha da ileri giderek, bunun 15 Temmuz’la eşdeğer olarak ilan edilmesi, 15 Temmuz’da bizi yıkamayanların bu ekonomik savaşla yıkmaya çalışıyor olmaları gibi son derece sakıncalı bir söyleme sarıldılar. Hem de ekonomik alanda bu denli kavga görüntülerine rağmen, askeri alanda ilişkilerin iyileşerek devam ettiğini ilan ederek. Bir ellerle kavga, diğer ellerle sırt sıvazlama görüntüleri vererek. Bu söylem bu haliyle inandırıcı olamamaktadır.
Bu söylemin konumuzla ilgili sakıncası ise şudur:
Basit bir araştırma ile açığa çıkar ki, bu erkonomik çöküntü, bizim ekonomimizin yukarıda saydığımız yapısal bozukluklarının neticesinde olmuştur. Bunun 15 Temmuz ile irtibatlandırılması, eşdeğer tutulması, ya da devamı gibi lanse edilmesi, 15 Temmuz üzerinde kuşkular meydana getirecektir. Bu da iktidarın en hassas olduğu ve şiddetle karşı çıktığı 15 Temmuz’un sorgulanması neticesini doğurmuş olacaktır.
Dememiz o ki, anlık politk manevraları 15 Temmuz’un üzerine bina etmekle, onun temel taşlarını oynatmış oluyorlar.
15 Temmuz hakkında hiç tasvip etmedikleri “kontrollu” yaftasını yapıştırmak isteyenlerin eline, yukarıda misallerini sıraladığımız ve daha örnekleri olan kozları verip duruyorlar. Tarih ise mutlaka bunları süzgeçten geçirip gerçekleri eninde sonunda yazacaktır.
 
MAĞDUR EDEBİYATI
 
“Şeytan taşlıyor” maliye, mülkiye,
Tam da Onbeş Temmuz ülkesine has;
Mağdurmuş, bakın şu kurnaz tilkiye,
Bu konuşuk tam muz ülkesine has!..
 
Ekrem Şama
TOP