SOL ELLE KAVGA

 
Hayret etmez misiniz? 
ABD ile feci bir kapışma yaşadık. Millet ayağa kalktı. Bayrağımıza saygısızlıktan tutunuz da, stratejik müttefikimizin bizi stratejik hedef haline getirmesine kadar müthiş söylemlerle ortalık toz duman oldu. ABD menşeli malları boykottan öte balyozla parçalamaya kadar varan bir öfke seli ile neredeyse onları dize getirdiğimiz dillendirilmeye başlandı. 
Ama aynı anda da, en yetkili bir bakan tarafından “Bizim ABD ile ilişkilerimizin asla kopamayacağı” söylenirken, “Kırk yıllık evlilerde bile böyle ufak tefek kavgaların olacağı, asla kopuş olamayacağı” da dilledriliyordu. Bizim kavga ettiğimize bakmayın, biz ayrılamayız demeye getiriliyordu. Diğer bakanlar da koro halinde, “ABD bizi kaybetmeyi göze almamalı, bizim gibi değerli ve kıymetli bir stratejik müttefik onlara lazım” diyorlardı. Her iki tarafta başka şeyler de özenle dile getiriliyordu: “Bu anlaşmazlığımız ekonomik sahadadır. Askeri sahada ise büyük bir uyum içinde çalışmalarımız devam etmekte ve edecek. Türkiye ile askeri sahada daha yapacak çok işimiz var” türü söylemler kulakları tırmalıyordu..
Bütün bu olumlu ve olumsuz ilişkilerin en ucuna denk gelen açıklamaların aynı zamanda yapılıyor olması bizi şaşkına çeviriyordu. Nasıl yani, aynı anda hem müthiş bir kavga ve müthiş bir uyum? Adeta sol ellerle kanlı bıçaklı bir kavgaya girişmiş iki ortak, sağ elleri ile birbirlerinin sırtını okşuyorlar. Bunu akıl alır mı?
Ama bütün bunlar olurken Türk Lirası dolar ve buna bağlı olarak diğer dövizler ve altın karşısında bir iki hamlede %50’ye varan oranda değer kaybediyordu. Başlangıçta 4 TL olan dolar bugün 6 TL sınırını aşmak için çabalıyor. Şimdi ise iki ülke ilişkilerinde ise askeri alanda zaten var olduğu vurgulanan dostane ve müttefikane olan ilişkilerin, ekonomik alanda da yumuşamaya başaladığının sinyalleri alınıyor. Mesela ABD yetkililerinin casus Brunson’un serbest bırakılması dışındaki dayatmalarından vazgeçmeye hazır oldukları gibi. Bu durumda sanki “dolar operasyonunun” şimdilik tamamlanmış olduğunu algılamak yanlış olmaz gibi geliyor. Böylece %50 develüasyon “kazasız, belasız” bu şekilde atlatılmış sayılabilir. Ama devamı var mı, nasıl olacak orası şimdilik bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, borca ve faize dayalı ekonomik sistem değişip, yerine üretime ve yerli kaynağa dayanan sistem getirilmedikçe, daha çok develüsyon ve bunalımlar olacağını söylemek bir paranoya değil, gerçeğin milyon kere denenmiş şeklidir.
Hatırlayınız, 16-17 sene önce kalıcı bir şekilde iktidara gelmek için ABD’ye üç konuda taahhüt verilmiş olduğu ortalığa yayılmıştı:
Birincisi İsrail’in menfaatrleri önündeki engellerin kaldırılmasında yardım edilecek.
İkincisi, ABD’nin Ortadoğu’da yapacağı operasyonlara yardımcı olunacak, destek verilecek.
Üçüncüsü de “Ilımlı İslam” projesine katkı sağlanacak.
Birinci taahhüt konusunda süreç halen işlemekte. İsrail’i dünya platformalarına açmak için destekler verildiğini hatırlayalım. Ticari ilişklilerin artarak devam etmesi, bunalım anlarında bile limanlarımızdan oetrol sevkiyatının yapılması, enerji nakilleri konusunda anlaşmaların imzalanıyor olması bunların göstergesi. Ayrıca iktidarın, Filistin’in Kudüs’ün tümü üzerindeki haklarının “Doğu Kudüs” ile sınırlandırılma atakları aynı taahhüdün bir parçası gibi gözüküyor.
İkinci taahhüt konusunda da, ekonomik konudaki bunalımlara rağmen, askeri sahada işbirliğinin devam ettirilmesi akla bu konuda da verilen sözlerin yerine getirilmekte olduğunu getiriyor.
Üçüncü taahhüt için de, Ilımlı İslam projesinin bir parçası olan  “Dinlerarsı diyalog” çalışmalarına halen en üst düzeyden destek verilmekte olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konferanslara katılmakta olması ile anlaşılıyor. Ayrıca “İslam’ın güncellenmesi gerektiği, 14 asır önceki hükümlerin bugüne uygulanamayacağı” gibi söylemlerin de bu amaç için gündeme getirilmiş olduğu şüphesini doğruyor.
Böylece başlangıçta verilen üç taahhüdün aynen devam ettiği gibi bir izlenim güçlü bir şekilde ikili ilişkilere damgasını vuruyor. Elbette yanılmış olmayı çok isteriz.
Olayların bu anlattığımız şekilde değil de, Müslüman ülkelerin bir araya getirilmesi için bir basamak olduğu ve bunun için de gizliden bir çok adımın atılmış, halen de atılmakta olduğu gibi hoş atakların var olduğuna inanmak isteriz. Zahirde böyle emareler görmüyor olmamıza rağmen.
 
FAİZCİLİK
 
Hep faize dikkat çekti Saadet,
Sanma ki, o bir paranoyaktı;
Evinde yangın var, dikkat et,
Bu faizcilik paranı yaktı!
 
Ekrem Şama
TOP