DEVLET ÇARKINI KIRMAYIN

 
 
45 yıldır Milli Görüş partilerinde siyaset yaptık ve halen de devam etmekteyiz. Gayemiz Türkiye devletinin yönetiminde söz sahibi olabilmek ve ideallerimizi devlet yönetimine taşıyabilmek.
45 yıldır şahit olduğumuz en ağır bunalımlardan birini daha yaşıyoruz. Amerika ile Türkiye arasında gergin bir ortamın oluştuğu günlerdeyiz. 
Amerika’nın ani ve küstah tehditleri söz konusu oldu. Anında Dışişleri Bakanlığımız, akabinde de Milli Güvenlik Kurulumuz münasip cevapları vererek, Türkiye’nin tehditlere, şantajlara boğun eğecek bir ülke olmadığını ilan ederek Amerika karşısında gereğini yaptı. Sonrasında görüşme kapısı aralandı, iki ülkenin dışişleri bakanları bir araya gelip müzakere yolunu açtılar. Açtılar ama Amerika’nın küstah ve kabadayı davranışları değişmedi. Şurası çok önemli:
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı tehditkar açıklamalrına karşı ABD’ye aynı tondan cevaplar veren Dışişleri Bakanlığı’nı ve Milli Güvenlik Kurulu’nu hiç takip etmemiş gibi bir dil kullanarak sözler sarfetti. Üstelik Milli Güvenlik Kurulu’nun bir üyesi olarak ve orada alınan kararlara imza vermiş birisi olarak. 
Dediği de özetle şu: “Bizim Amerikayla çok köklü ilişkilerimiz var. Bunlar hiçbir şekilde kopmaz. 40 yıllık evliliklerde bile karı koca arasında sorunlar olabilir ama kopma olmaz”
Bu açıklamalar Amerikaya karşı, gerek bakanlıklarda, gerekse de MGK’da alınmış gardımızın feci bir şekilde düşürülmesi anlamına gelmiyor mu? Devlete rağmen devlet eliyle devlet gardının indirilmesi demek olmuyor mu? Bu açıklamlardan sonra müzakere masasına oturan ülkemizin temsilcileri neyi savunacaklar, nasıl savunacaklar? Çünkü ilişkileri asla koparmayacağını açıklamış bir bakan var arkalarında.
İlişkileri koparmamak üzere gitmiş bir heyet tek taraflı ricalarda bulunmaya gitmiş izlenimi doğurmaz mı? Nitekim öyle olduğu anlaşılıyor. Kısa süren heyetler arası görüşmelerde Amerika yetkilileri isteklerini dikte ettirip görüşmeyi sonlandırmışlar gibi bir durum var.
Amerika’yı ve genelde sömürgeci devletleri hiç mi tanıyamadı bizim yetkililerimiz? Onların yalnız güçten ve misliyle karşılık verilmesinden anladıklarını hala bilmezler mi? Gardı düşürülmüş bir devleti temsilen gittiler ve Amerika’nın tehditlerini yakından dinleyip geldiler. Meydanı böylece onlara terk ettiler.
Türkiye açısından bunun adı diplomasiye öncelik vermek, barışçı davranmak anlamına değil, ancak acizlik anlamına gelmektedir. Halbuki Amerika ile geçmiş dönemlerde de, mesela 1974 Kıbrıs Harekatına engel olmaya çalıştıklarında, 1975’de askeri ambargo koymaya kalkışmalarında da benzer bunalımlar yaşanmış, ama onların anladığı karşılıklar verilmiş olduğundan, bu bunalımlar büyük zararlara sebep olmadan kısa sürelerde düzeltilmişti. Bu defa ülkemizin ekonomisini alt üst edecek depremleri tetikleyen olaylar ard arda gelmekte. Bilhassa Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın konu ile ilgili tedbirleri açıkladıkları anlarda Amerika yeni depremleri tetikleyerek ekonomik durumumuzu kökten sarsmaya başladı. 
 Efendim güçlü devlet, bu gücünü kullanarak bizi parmağında oynatıyor, yapacak çok bişey mi var, denilebilir.
16 yıldır bu günlerin gelebileceğini hesaplayarak B, C, hatta D planları hazırlamak gerekmez miydi? 
Var mı böyle planlarımız? Varsa onurumuz sayılan paramızla oynamalarına ne diye müsaade ediyoruz? Planımız yoksa o zaman neden yapılmadığını sorgulayacak, sorumlularını tespit edecek ve gerekli karşılıkları verecek mekanizmalar yok mu? 
Bir iki saatin içinde paramızın yüzde 10, yüzde 20 gibi değer düşüşlerine kim nasıl ayak uyduracak?
İflaslar, dökülmeler, aile faciaları, hatta intiharlar peşpeşe gelmeyecek mi?
Amerika’nın bu küstahça hareketlerine karşı Sayın Cumhurbaşkanımızın “Burası Çatladıkapı devleti değil” benzetmesi çok hoştu. Ama insan düşünmeden edemiyor, evet Çatladıkapı devleti değiliz, ona göre tutarlı davranmalı değil miydik? Ona göre ekonomimizi sağlam temellere oturtmalı ve bir üfürükle bunalmlara girmesi mümkün olmaz hale getirmeli değil mi idik? Bu konularda sınıfta kalmış sayılmıyor muyuz?
Ekonomimizi bu kadar kolay sarsabileceklerini görenler yarın bu “yaptırımları” genişletmeye kalkarlarsa ne olacak? Hele askeri seçeneklere sıra gelirse tedbirlerimiz neler olacak?
Bu ülkeye yazık olmadı mı?
Bu devletin bu yöneticilerden sonra da bu vatana bu millete lazım olmayacakmış gibi davranmaya kimsenin hakkı yok!
Haydi, yedek planlarınızı ortaya koyun!
 
DEVLET ÇARKI
 
Bakan diliyle dişini kırarsa,
Dişliler çatlarsa teker teker;
Bu yüzden motor yatak sararsa,
Çalışır mı devlet, döner mi teker?
 
Ekrem Şama
TOP