YA KİMİNLE İTTİFAK KURSAYDIK?

 
 
Malum, yeni kanunlar mecbur bıraktığı ve barajların da kaldırılmaması sebepleri ile Saadet Partisi, CHP ve İYİ Parti bir seçim ittifakı kurarak ve her birisi kendi cumhurbaşkanı adayını çıkararak seçimlere giriyor. DP de bu ittifakın bir unsuru.
Vay efendim bunlarla nasıl ittifak kurar mışız?
Dinimizi, imanımızı, vatan ve bayrak aşkımızı silip süpürürcesine ve de terör seviciliği ithamlarına maruz bırakarak bir vahşi propaganda metodu ile kendi yandaşlarına Saadet Partisini karalatma çabasına girdiler. En tepeden de şer ittifakı gibi bir yaftalamayı da ihmal etmediler.
Kim bunlar?
Elbette AKP yönetici, görevlisi, medyatörleri ve aktrol dedikleri ağzı küfürlü, kaide kural tanımaz bir takıp yandaşları.
Biz bu partilerle seçim ittifakı kurmayıp da şimdi vasıflarını sayacağımız ve bütün bu vasıfları aşikar olduğu halde, hala kendilerini kardeş kabul edip ona göre davrandığımız halde kardeşliği de rededercesine saldıran partilerle mi ittifak kuracaktık? 
En başta yola çıkarken, İslam Medeniyeti’nin yenildiğini kabullenip “Batı Medeniyeti” ile beraber olmayı tercih edip hala o tercih üzere hareket edenlerle mi kursaydık?
Milli Görüş Partisi olan Fazilet Partisi’ne mecliste cuntacılarla ve 28 Şubat kararlarını uygulamaya çalışanlarla kıyasıya mücadele ederken, mücadele ettiklerinin içinde bulunan bir takım sapık fikirli “hoca”lardan icazetler ve fetvalar alıp ayrılık tohumları ekmeye başlayanlarla mı kurmalıydık?
 Daha o yıllardan savunmaya ve uygulamaya başladıkları dinlerarası diyalog ve medeniyetler ittifakı gibi “Ilımlı İslam” projelerini halen devam ettirenlerle mi kurmalıydık?
Irak’ı sudan sebeplerle işgal ederek, milyonlarca Müslüman’ı katleden zalim sömürgeci kuvvetlere koalisyon ortaklığı yaparak, topraklarımızdan binlerce sorti yaptırıp, yüzlerce tarihî İslam şehirlerini harabeye çevirenlere, yüzlerce camiyi, mescidi, tarihi eseri yakıp yıkanlara destek vermiş olanlarla mı kurmalıydık? 
Afganistan’a zalim ABD ve NATO askerlerine destek için, gerekçelerini bile hiç incelemeden, soruşturmadan Mehmetçiğ’i gönderdiklerini birkaç ay önce Başbakan’ın ağzından itiraf edenlerle mi kurmalıydık?
Kardeş Libya’yı parçalayıp sömürmeye giden zalim sömürgeci ordularına, donanmamızla emniyet desteği sağlayarak parçalattıktan sonra, bu yetmezmiş gibi bavullara doldurdukları ülkemizin yüzmilyonlarca dolarını işbirlikçilere destek için için bizzat götürenlerle mi kurmalıydık?
 Türkiye'ye en büyük yardımı yapan Kaddafi'yi hiç olmazsa kurtarmak ellerinde iken, hunharca linç edilmesine uzaktan seyirci olanlarla mı ittifak etmeli idik?
Kardeş Suriye’de yangın çıkartmak isteyen sömürgeci devletlerin emellerini hemen fark edip, bunu iki komşu arasında görüşerek önlemek mümkü iken, böyle yapmayıp, yangına körükle gitmiş olanlarla mı kurmalıydık?
Halen daha bir iki ay önce Suriye’de kimyasal silah kullanılmış olduğu iddiasını tektik bile etmeden, iki ülke yetkilileri ile bunun önlenmesi için adım atmadan, zalim ABD’yi Müslümanların tepesine füze yağdırmaya teşvik eden ve buna da “az bile oldu” diyenlerle mi kurmalıydık? 
Arap baharı safsatasının “gerçek bahar” olduğuna Mısırlı “Müslüman Kardeşleri” ikna ederek, seçime katılmaları için cesaretlendiren, sonra da onların katledilmesini, hapse atılmasını çaresizlik içinde izleyen, şimdi de bütün bunları unutanlarla mı kurmalıydık?
Çin zulmü altında inim inim inleyen ve insanlık dışı bir metodla Müslüman ailelere cebren “damızlık Çinli erkek” sokulması karşısında, kardeşlerimizin terörist olduklarını ilan edenlerle mi kurmalıydık? 
 Kapılarında bekletildiğimiz yetmezmiş gibi, kanunlarımızı onların emri ile değiştirip Avrupa toplumunun ne kadar rezaleti ve pisliği varsa ülkemize de gelsin diyerek, baraj kapaklarını açanlarla mı kurmalıydık?
Faiz bir dünya gerçeiğidir, biz de fazisiz ekonomi düşünmüyoruz, diyerek yola çıkıp, vahşi kapitalizmi acımadan uygulayıp, rantiyecilere 800 milyar liraya yakın faiz ödeyen, ülkemizi ödenmesi kolay olmayan borçlara batırmış bulunan, yüzlerce sanayi tesisini yıkarak yok eden, işsizliği katmerli rakamlara çıkaran, nüfus dengelerimizi alt üst eden, tarım ürünü ihraç ederken ithal eder duruma getiren, ülkemizi iflasın eşiğine getirmiş bulunanlarla mı kurmalıydık? 
 Avrupa Birliği’ne gireceğim diye, Kıbrıs ve Dicle-Fırat tavizlerini verenlerle mi kuracaktık?
İstanbul ve diğer büyük şehirlere bizzat itiraf ettikleri gibi ihanet etmiş olanlarla mı kurmalıydık? 
İsrail’in önünü açarak katmerli ticarette rekor sınırlarını zorlayan, onları NATO ve OECD’ye almak için kıyaklar yapanlarla mı kurmalıydık? 
14 asır önceki İslami hükümler günümüze uygulanamaz, diyenlerle mi kurmalıydık?
Bırakın 70-80 sene önceki yapılanları, daha 24 sene önce, hem de sadece Ezan’ın değil, Kur’an’ın da değiştirilmesi gerektiğini savunmuş olanlarla mı kurmalıydık?
Hala “evet onlarla kurmalıydınız” diyenler varsa bir cümlemiz daha var:
Evet onlarla da ittifak teklifi üzerine müzakere yapıldı. Dedik ki:
“Bu yanlış politikalarınızı değiştirmedikçe biz bir araya gelemeyiz, sizin veballerinize ortak olamayız.” 
Şunu diyemediler:  “Biz bu yanlışlarımızdan gerekli çıkarımları yaptık, bütün bunları bizi kandırdıkları için yapmak zorunda  kaldık, yanlış yaptık, değiştireceğiz, gelin yeni hareket şeklimizi belirleyelim.” 
Demek ki hatalarını hala anlayamamışlar, değişmemişler, değişmeye de niyetli yok.
Kuruluşundan beri Hak ve haklının yanında olan Milli Görüş, Saadet Partisi, tabelasını da kaldırarak, üstüne üstlük onların cumhurbaşkanı adayını da desteklemek şartıyla, bütün bu yanlışlara rağmen, bunlarla ittifak kuramazdı. Kurmadı. 
Saadet kurduğu ittifakta kendi amblemi ile, kendi adayı ile, herhangi bir baraj olmaksızın seçimlere katılıyor ve Allah’ın izni ile en iyi neticeyi alacak.
Elbette ittifak şartlarında uzlaşma neticesi alınan prensipler çerçevesinde yürünüyor.
Ah, anlayamadık, Erbakan sağ olsaydı bu vatanı kurtaracak yegane adam o idi. Sağ olsaydı oyumu ona verirdim, diye pişmanlık duyan bir gurup var.
Korkarız bu vahşi propagandanın etkisinde kalarak Saadet Partisi’ne oy vermekten imtina edenler de benzer pişmanlıkları duyacaklar. Ama pişmanlıklar hiçbir zaman çözüm olmaz, olmuyor.
Yurdumuzda huzurlu bir seçim atmosferinin gerçekleşmesi, ve kucaklaşmanın sağlanması için bunların vahşi ve haksız saldırılarını durdurmalarını temenni ediyoruz. Devam ederlerse bile, ki öyle anlaşılıyor, her iki dünyada da erinde gecinde adaletin tecelli edeceğine inancımız tamdır.
 
 
VAHŞİ SALDIRILAR
 
Saldırıları, haksız ve vahşice,
Ayaklar farkında değil, baş kaymış.
Yarın acı gerçekleri görünce;
Anlarlar ki, işin rengi başkaymış!
 
Ekrem Şama

 

TOP