OYUN OYUNCAK DEĞİL

 
 
Belli zamanlarda oy kullanırız. Oy demek rey demektir. Yani ülkemizi kimin yöneteceğine, yönetirken hangi kaide ve kurallara göre yöneteceğine dair görüşümüzü belli kurallara göre sandığa yansıtır açıklamış oluruz. Bu bize tanınmış bir hak ve görevdir. En büyük emanetlerden birisidir.
Nisa Suresi 58. Ayet’in meali:
“Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder…”
Ayeti Kerime’de emredilmiştir ki, emanetleri ehline verin.
Oymumuza talip olanlar da genel hatları ile iki kısma ayrılır.
Allah’ın emrine ve rızasına uygun hareket etmek için oy isteyenler.
Allah rızasından başka, makam, mevki, menfaat, para, şöhret, mal, elde etmek veya yandaş rızası için oy isteyenler.
Hatırlarsınız Merhum Erbakan Hocamızın meşhur sözünü:
“Biz bunları bize oy versinler diye yapmıyoruz, Allah rızası için yapıyoruz, Allah rızası!”
Maalesef Hocamız yaşadığı müddetçe oy sahiplerinin ekseriyeti bunu anlayamadıkları için oy vermekten imtina etmişlerdi. Bugün bu yanılgıları için dizlerini dövmeleri bundandır. 
Oy verecek olan bizler de bu ayırımı çok iyi tetkik etmeliyiz. Oy isteyen şahıs veya partilerin geçmişlerini araştırmamız, kim Allah rızasına, kim yandaş rızasına talip öğrenmemiz gerekir. Biz oy vermekle vekalet vermiş olacağız. İlgili parti veya şahıslar bizden aldıkları vekaletle bir dönem ülkeyi yönetecekler. Allah rızasına uygun hareket edip icraat yaparlarsa bunlar sevaba dönüşür ve oy verenlerin hanesine de yazılır. Allah rızası dışında makam, mevki veya menfaat doğrultusunda yönetirlerse, bunlardan da bazı küçük veya büyük kötülükler doğarsa, önce o yöneticilerin hanesine yazılır. Ama oy verenlerin vekaleti ile haraket ederek o kötülükleri işledikleri için aynen oy verenlerin hanesine de yazılır.
Nisa Suresi 85.Ayeti Kerimesi mealen şöyledir:
“Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.”
Efendimizin buyruğunu hatırlayalım:
 “İyi işe delalet edene, hayatında ve öldükten sonra da o işi yapanlar kadar sevap yazılır. Kötü işe delalet edene de, bu iş terk edilinceye kadar, bunun günahı yazılır.”
Birçokları (maalesef bunların içinde bazı ünvanı hoca olanlar da vardır) “oy vemek ayrı, bu oyu alanın kötü iş yapmasının vebali ayrı. Biz oy vererek mesuliyetten kurtuluruz. Seçilenlerin yapmış oldukları kötü idareden kendiler sorumludur.” şeklinde konuşup, yazıp çizmektedirler.
Bunlar görmezler mi ki, ülkemizi bir Hıristiyan birliği olan Avrupa birliğine sokmak için ahlaksızlık ve rezaletlerin önündeki setleri kaldıranlar onları oyu ile bu işi yapmaktadırlar. Bunlar görmezler mi ki, İslam dünyasını işgal eden, Müslümanları katledip tecavüz eden zalimlere her türlü desteği verip koalisyonlarına ortak olanlar, onların oylarına dayanarak bunları yapmaktadırlar. Bu ve bunun gibi ülkemiz, İslam dünyası ve milletimiz için bir nevi yıkım sayılacak bu icraatlardan dolayı oy verenler de bunu yapanlar kadar sorumludur. Yukarıya aldığımız ve daha başka Ayeti Kerime ve Hadisi Şerifler bunu açıkça ifaede etmektedir. Birzcık düşünürsek bunların hikmetlerini daha iyi anlarız.
Oy vermek onay vermektir.
Yapılan bütün iyi ve kötü icraatlar işte bu onay ile yapılmaktadır. Burada bir itiraz gelebilir:
“Efendim biz oy verirken tatlı söze, güler yüze ve yalana aldandık oyumuzu verdik. Yapılanları üzüntü ile izliyoruz. Bundan ileri elimizden bir şey gelmez. Bundan dolayı da bizi sorumlu tutmak Allah’ın adaletine uygun olur mu?”
Ne kadar yanlış bir düşünce. Evet yanılarak oy verilmiş olabilir. Ama unutmayalım, Hz. Ömer’in meşhur olayını:
Hz. Ömer’in bazı icraatlarını yanlış sanan bir sahabi “seni kılıçlarımızla doğrulturuz” tehdidinde bulunması üzerine doğrusunu öğrenince “şimdi sana itaat ederiz” demesi büyük bir örnektir. Günümüzde bunu demek için kılıç veya silah çekmek gerekmiyor. Alınan oylara rağmen seçilenlerin yanlışlıklarını gördüğünde mezuata uygun olmak kaydıyla,“sosyal medya” var. “gösteri yürüyüşü” ya da protesto hakları var. Sivil toplum kuruluşları vasıtası ile görüşleri ilan edip, yanlışları düzelttirme imkanları var. Bütün bu imkanlara rağmen seçilmişlerin yapmış oldukları büyük yanlışlar, karşısında sus pus olup oturmuşsak elbette o veballere aynen katılmış oluruz.
Bir de oy hak ve görevimizi mutlaka yerine getirmemiz gerekir. Bundan kaçınamayız.
Dünyamızda Hak-Batıl mücadelesi bir çok ülkede silahla, savaşla yapılmaktadır. Bizim ülkemizde ise sandıklar, seçimler ve oyla yapılmaktadır. 
İşte bu Hak-Batıl mücadelesinde Müslümanların yapması gerekenleri Erbakan Hocamız güzel bir benzetme ile veciz bir şekilde anlatmıştı:
“Farz et ki sen Hz. Peygamber'in (sas) Bedir Savaşı'nı yaptığı gün, o civarda develerini güden bir çobansın. Efendimiz  (A.S) ile Ebu Cehil taraftarları Bedir Kuyuları yakınında savaşa tutuşmak üzereler...
Eğer sen, ‘Şöyle bir yüksek tepeye çıkayım da yaşanan savaşı seyredeyim’ dersen kâfirler zümresinden olursun.
Eğer, kılını kıpırdatmaz da ‘Yarabbi, bunlardan kim haklı ise ona yardım et’ diye dua edersen, yine kâfirlerden olursun. Çünkü sen bu dünyaya hangisi haklı, hangisi haksız bilmek için gönderilmişsin. Bu ayırımı, haklı-haksız, Hak-Batıl ayırımını yapamayan mümin olamaz.
Eğer sen yerinde oturup, ‘Yarabbi, peygamberin Hz. Muhammed'e (A.S)’a yardım et, onu muzaffer kıl’ diye dua edersen günahkâr bir fâsık olursun. Çünkü o an dua etme anı değil, eyleme geçme anıdır.
Eğer hakiki bir mümin isen yapacağın şudur: Olaydan haberdar olur olmaz, yerinden öyle bir fırlayışla fırlayacaksın ki, savaş alanına kadar birkaç kez yüzüstü yere kapaklanacaksın. Eline ne geçerse, ne bulursan onunla saldıracaksın!..”
Elbette ülkemizde bu gün bir savaş yok. Ama bu örneği seçim ve oy kullanmaya uyarlarsak, oyumuzu mutlaka kullanmamız, ama doğrudan, Hak’tan yana kullanmamız gerektiğini en iyi bir şekilde anlarız.…
 
 
OYUN İLE OYNAMAK
 
Biriyle oyun oynamak için,
Kurallarını bilmeniz yeter;
Değil ki, oy’un oynamak için,
Ey kardeş vebali var, çok beter!
 
Ekrem Şama

 

TOP