BİR F-35 UÇTU

 
 
Dünyanın en modern savaş uçağı sayılan ve kuyruğunda bayrağımızı taşıyan bir F-35 gösteri uçuşu yaptı.
Bu çok güzel bir gösteri idi. 
Herkes gibi biz de iftihar ettik. Bu modern ve maharetli uçak bizim uçağımız diye. 
Ama hemen aklımıza bir sürü “keşke” ile başlayan cümle geliverdi. İsterseniz birkaç tanesini paylaşalım:
Keşke, 15 yıl önce imzaladığımız sözleşmeler aynen uygulansa idi ve biz bu uçakların çok önemli aksamlarını Türkiye’de üretseydik.
Keşke , 15 yıl önce imzaladığımız şartlara uyulsa idi ve bu uçakların bize teslimatı 2016’dan itibaren yapılsa idi.
Keşke, sipariş ettiğimiz 116+18 adet uçaktan şu ana kadar en az 15 tanesini teslim almış olsa idik. Keşke önceden belirlenen şartlar dahilinde uçaklarımızın teslim tarihleri belirlenip kısa zaman içinde yapılsa. Teslim tarihlerinde hala netlik yok. Şu anda bir tane bile teslim edilmemiş. Bizden 10 yıl sonra 50 adet sipariş vermiş olan İsrail, uçakların yüzde 10’unu teslim almış ve bunları Suriye’ye karşı kullanmaya başlamış bile.
Keşke, bu uçakların temel yazılım kodları İsrail’e verilmemiş olsaydı. Sözleşmelerde yazıldığı gibi ortak üreteceğimiz bu uçakların temel yazılım kodları bize verilmiş olsaydı. Temel yazılım kodları bizde olmadığı için Amerika’nın ve İsrail’in istemediği silah ve mühimmat bu uçaklara monte edilemez. Onların istemediği güzergahlarda uçamaz, istemedikleri hedeflere ateş edemez. Hava kuvvetlerimizin bu uçaklarla yapacağı her harekatı ve tatbikatı Amerika ve İsrail adım adım izleyebilecektir. O zaman bu uçakları bu kadar paralar vererek satın almamızın bir anlamı olur mu? Biz bu uçakları istediğimiz şekilde kullanamayacaksak neden alıyoruz? Başka bir cümle daha kurarsak, bu uçaklar o haliyle alınırsa içimize sokulan bir casus makinesi sayılmaz mı? Keşke bu sorunlar halledilse idi.
Keşke bu yazılımların verilmemesinin büyük sakıncaları olduğu konusunda, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın açıkladığı endişeler dikkate alınmış olsaydı.
Keşke, bu uçakların parça değişimi, modernizasyonu ve bakımı sözleşmelerde olduğu gibi İtalya ve Türkiye’de yapılsa idi. Keşke, İsrail bu ayrıcalığı bize ve sözleşmelerimize rağmen elde etmeseydi.
Keşke, İsrail F-35’lerin gövde revizyonu ve onarımı ile motor bakımının da İsrail’de yapılması için, Amerika ve Lockheed Martin şirketinden bir “ayrıcalık” olarak kopardığı tavizi bize rağmen alamasa ve sözleşmeler gereği biz alsa idik.
Keşke en başta peşinat olarak vermeyi kabul ettiğimiz milyarlarca doları kendi savaş uçağımızın imali yolunda kullanabilseydik. Keşke Amerika’nın taahhütlerine aldanıp, kendi projelerimizi askıya alırcasına yavaşlatmasaydık.
Keşke kendi uçak projemizin finansmanını kapı kapı dolaşarak karşılamaya çalışmak yerine, kendi kaynaklarımızı harekete geçirerek kendimiz karşılayabilsek, namerde muhtaç olmasaydık.
Keşke, 15 yılda ödediğimiz yaklaşık 750 milyar lira faizin cüzi bir kısmını kendi uçak projemize harcasak da, şimdi el uçağı ile seçim uçuşları yaptırmak zorunda kalmasaydık.
Keşke, 15 yılda yanlış tercihlerle hafriyata ve asfalta gömdüğümüz yüzlerce milyar liranın cüzi bir kısmını kendi donatım projelerimize tahsis edebilseydik.
Keşke, 15 yılda dış borcumuzu yaklaşık dört katına çıkaran dövizlerin tamamını, çelik ve beton yapılara harcayacağımıza, cüzi bir miktarını kendi uçağımızı uçurmak için harcasaydık da, dosta güven düşmana kaygı verecek bir duruma gelebilseydik.
Keşke, Savunma Sanayi Destekleme Fonunda biriken yüklü miktardaki paraların büyük bir kısmını borç ve faiz ödemelerinde kullanmak yerine, Erbakan Hocamızın hatırası olan ASELSAN ya da HAVELSAN gibi gözbebeği kuruluşlarımızı daha çok geliştirseydik, kendi elektronik ve mekanik silah ve teçhizatlarımızı bugünkünden çok daha ileri seviyede üretebilseydik.
Keşke, binlerce lüks makam aracı ve benzeri alımlara harcadığımız milyarlardan birazcık tasarruf edip, kendi füze sistemlerimizi, motorlarımızı, tanklarımızı, helikopterlerimizi,arabalarımızı, namerde muhtaç omayacak seviyede üretebilseydik.
Keşke, Amerika ve Avrupa’ya silah almak için ödediğimiz fakat silahları alamadığımız gibi, haydut metodlarla üzerine yatılan milyarlarca dolar paramızı ordumuzun donatımı için geliştireceğimiz sistemlere harcasaydık da, şimdi seçim öncesi bunlarla gösteri yapıp, hak ederek oy isteyebilseydik. 
Keşke, çok ucuza imal edilebilecekken, dost kazığı türünden fahiş fiyatlarla almak zorunda kaldığımız silah, teçhizat ve yedek parçaları, biraz fedakarlık yaparak biz üretseydik, onlarca yılımızı heba edip, üstelik bunları üretecek fabrikaları da yıkmasaydık.
Keşke, Amerika ve Almanya’ya karşı gerek Dışişleri Bakanımızın, gerek Cumhurbaşkanımızın parasını verip te alamadığımız silah ve tçhizatlar için kullandıkları “Vermezlerse vermesinler, kötü komşu komşuyu mal sahibi eder misali, bu olay bizim aynı işi görecek silahları Türkiye’de üretmemizi sağlayacak” türünden cümleleri en başından kullanabilseydiler ve üretebilseydik.
Keşke, şu batılılıar, attıkları imzaları ve verdikleri sözleri yemeseler. Keşke bunların bu dönekliklerinin tarihi özelliklerinden olduğunu baştan beri bilmiş olsalardı.
Bir F-35 uçtu. Kuyruğunda bayrağımız vardı. Elbette seçim için uçuruldu. Olsun buna da razıyız. Ama keşkeler sevincimizi kursağımıza gömüyor. 
Keşke, o keşkeler olmasaydı.
 
TEZEKKÜR 
 
Batı kafası aldatmayı sever,
Daim aklınla yap bu tezekkürü!
Zamanında düşünmemişsen eğer,
Acımaz, hep yaptırır tezek kürü!
 
Ekrem Şama
TOP