YÜZ YIL ÖNCEKİ  İTİRAFLAR

 
 
Sayın Cumhurbaşkanımızın son yıllarda bir dizi itirafta bulunduğunu herkes biliyor:
FETÖ bizi aldattı. Allah da, milletim de bizi affetsin.
Avrupa Birliği bizi kandırdı.
Barzani bizi aldattı.
Amerika bizi bir değil, iki değil, üç değil, defalarca aldattı.
Sadece bunlar değil elbette, bir dizi aldatıldık, kandırıldık, bize yalan söylendi, gibi cümleler sık sık kuruluyor.
Geçen hafta ise bizce en ilginç cümleyi kurdu.
Yargı konusunu konuşurken eynen şunu söyledi:
“BİZ BU KONUDA OYUNA GELDİK!”
Biz bu “oyuna geldik” cümlesini duyunca, birden aklımıza yüz yıl önce yapılmış bir itiraf geliverdi.
İttihatcıların lideri olan Enver Paşa, Mondros Ateşkesi sonrasında, 1 Kasım 1918 gecesi, yani tam yüz yıl önce, bir Alman denizaltısı ile ülkemizden kaçmaya hazırlanırken, yardımcılığını yapmakta olan Mersinli Cemal Paşa’ya şu itirafta bulunmuştu:
“Paşam, bütün icraatlarımın hesabını vermeye hazırım. Turan yapmak için yola çıkmıştık, ülkemizi viran ettik. Bizim en büyük günahımız, hatamız, Sultan Abdülhamid’i anlayamamamızdır. Yazık paşam, çok yazık! Biz SİYONİSTLERİN OYUNUNA GELDİK. İhanete uğradık!”
İlginç değil mi?
Yüz yıl ara ile yapılan itiraflar lafız itibariyşle hemen hemen aynı.
Tarihin tekerrürü dedikleri bu olsa gerek.
Oyuna gelmiş olmak itirafında bulunan bu ittihatcıları birzacık tanımaya ne dersiniz?
Bir dünya lideri olan Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı 31 Mart vakası da denilen düzmece bir ihtilalle devirip, 1909 yılında Osmanlı yönetimine el koymuşlardı.
İyi niyetli olduklarını söyleyebiliriz. Lakin genç ve hırslı idiler. Her şeyi çok iyi bildiklerini zannediyorlardı. Abdülhamid Han’ı iyi şeylerin önündeki engel olarak görüyorlardı. Enerjiktiler, hareketli idiler, hırslı idiler, atak idiler. Lakin devleti tanımıyorlardı. Diplomasiden bilgileri noksandı. Siyaseti bilmiyorlardı. Kültür altyapıları çok zayıftı.
İktidarı ele aldıklarında Osmanlı Devleti’nin o güne kadar kaybettiği toprakları geri almaktan başka, Orta Asya’ya kadar uzanacak bir Turan Devleti kurabileceklerini sanıyorlardı. Adımlarını buna göre atmaya başladılar.
1911 yılında Libya’yı İtalyanlara kaptırdılar.
1912 yılında Osmanlı Devleti aleyhine ittifak eden Balkan devletlerine engel olamadılar. Kısa süre içinde bütün Balkanlardaki vatan toprakları kaybedildi. Kaybedilen sadece toprak değil, ordumuzun tüm teçhizatları, silahları, cephaneleri, giyecek ve yiyecek stokları da vardı.
Ordumuzun kumandası neredeyse Alman subaylarının eline geçti.
İç politika, adalet ve diğer devlet kurumlarında ittihatcı olmayanlar yer alamadılar, mahkemeleri ve ceza infazlarını “kendilerine has yöntemler” ile icra ettiler. Devlet düzeni alt üst oldu.
Ordudaki hiyerarşik düzen karmakarışık hale getirildi. Paşalar yüzbaşıların önünde sadakat yemini etmek zorunda bırakıldılar.
1914 yılında Almanlarla ittifak yaptılar, Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşına soktular.
İrili ufaklı onlarca cephede İngilizlerle, Ruslarla, Fransızlarla, ve daha bir çok devletle savaşa tutuştuk. 
1918 yılında mağlup olarak Mondros ateşkesini imzalamak zorunda kaldık. 5 yıl içinde Osmanlı çok büyük kayıplara uğradı, devlet çöktü.
Bunun en büyük sebebi, İttihatcıların maceracı, atakları, gafillikleri ve cahillikleridir.
Yukarıdaki, “Siyonistlerin oyununa geldik” itirafı her şey kaybedildikten sonra yapılmış bir itiraftır.
Bu itiraflardan da anlaşılacağı gibi ittihatci liderler Osmanlı Devletini çöküşe sürüklemişler, yurt dışına kaçmışlardır.
Kısa süre sonra da her biri başka bir ülkede gerek suikaslerle, gerek çarpışmalarla hayatlarını da kaybetmişlerdir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Siyonistlerin ve Haçlı sömürgecilerinin oyunları bitmez.
Onlar her oyunu meşru ve mübah kabul ederler. Yaptıkları teklifleri inceden inceye süzgeçten geçirmeden, hemen kabul etmek gafletlerin en büyüğüdür. Sizi çok büyük zaferlerle, parlak gelecek vvadleri ile gafil avlayabilirler. Bir de ittihatcılar gibi ipin ucunu onlara vererek ve teslimiyet göstererek yola çıkmışsanız sizi çok kolayca harcayıp emellerine acımadan alet edebiliriler.
2.Abdülhamid Han gibi bir dünya liderine karşı nasıl içeriden birilerini oyunlarına alet edip, kocaman devletimizi çökertmişlerse, iyi bilinmeli ki, yüz yıl sonra gelen dünya lideri Prof. Dr.Necmettin Erbakan’a karşı da aynı metodları kullanmaktan çekinmemişlerdir.
Bu milletin Erbakan’ı doğru anlayıp, peşinden gitme ihtimali, sömürü çarklarını sona erdireceği endişesi ile, Siyonist ve Haçlıların uykularını kaçırmış, birilerini oyuna getirerek onu saf dışı edene kadar hilelerini sürdürmüşlerdir.
Haçlı ve Siyonistleri iyi tanımadan, onlara teslim ve alet olmak ise gafletlerin en büyüğü olduğu gibi, tuzaklarına düşmek de oyuna gelmelerin en fecisidir.
Erbakan Hocamız cismen saf dışı bırakılmış olabilir. Ama onun fikir ve idealleri bugün daha iyi anlaşılıyor olduğu gibi, bu idealleri gerçekleştirecek kadroların da aynı heyecanla yürümekte olduklarını herkes görüyor.
Bütün karalamalara, bütün iftiralara, bütün oluşturulan ters olgulara rağmen!
İstikbalin Milli Görüş’te olduğuna inanan ve o yolda çaba sarfeden kadrolardan bahsediyoruz.
 
 
OYUNA GELMEK
 
Neye yarar, oyuna gelip gelip gitmek,
Maharet, oyunda galip gelip gitmek!
 
Ekrem Şama 

 

TOP