ERBAKAN VE 1 MART

 

 
Bu yazımızı 1 Mart’ta kaleme aldık.
Yakın tarihimizde çok çok önemli iki tane 1 Mart olayı var. İkisi de Rahmetli Erbakan Hocamız ile ilgili.
Bir tanesi, 1 Mart 2011 tarihinde Erbakan Hocamızın toprağa verilmesi.
İkincisi ise, 1 Mart 2003 tarihinde ABD!nin isteği ile hazırlanmış bir tezkerenin, TBMM’nde gerekli çoğunluk sağlanamadığı için reddedilmiş olması.
Bu tezkere, Irak’ı işgal edecek olan ABD’nin  askeri birlik ve silahlarının bizim İskenderun ve Mersin limanlarımızdan tutun da, Irak sınırına kadar olan bölgede konuşlandırılmasına ve geçiş yapabilmesine imkan sağlıyordu. Ayrıca askeri birliklerimizin Irak’a gönderilmesine imkan sağlıyordu. Bunların yanında ABD işgali için bir çok destek de söz konusu idi.
Şimdi 15 yıl geriye baktığımızda, bu tezkere ile Türkiye’nin aleyhine bir çok tavizin ve ordumuz açısından da bir çok tehlikenin meydana gelebileceğini çok daha net olarak görebiliyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçenlerde itiraf ettiği; “Amerika bir değil, iki değil, üç değil, bizi hep aldattı” cümlesi ile olayları anlamaya başladığını görmekteyiz. Halbuki bu tezkereyi TBMM’ne getirdiği yıllar, bırakın aldatılma ihtimalini, adeta tamamen teslim olunmuş gibi ABD’nin dediklerini yapmaya çalıştığı yıllardı. “Bu tezkere bizim vizyonumuzdur” diyecek kadar teslim olmuşlardı. Şimdi baktığımızda ABD’nin bu tezkere ile çok büyük bir aldatma kasdının bulunduğunu görmekteyiz. Görmekteyiz derken elbette, tehlikeleri o gün fark eden Erbakan Hocamızı ve Milliş Görüşü kasdetmiyoruz. Başta iktidar olmak üzere diğer siyasi partileri kasdediyoruz.
Şayet bu tezkere kabul edilseydi, Akdeniz, ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin büyük bir kısmı ABD’nin askeri kontrolüne girecekti. ABD ise girdiği hiçbir yerden çıkmadı. Çıkmadığı gibi girdiği yerlerde büyük skandallara imza attı, atmaya da devam ediyor. 
2014 tezkeresi ile yurdumuzun bir çok bölgesine soktukları ABD’nin ve DEAŞ ile mücadele koalisyonu kuvvetlerinin ne melanetler yaptğını görmüyor muyuz? Bizim bu topraklarımızı ve üslerimizi kullanarak, PKK’ya ve güney sınırlarımız boyunca, gerek PKK yanlısı, gerek diğer terör örgütlerine nasıl silah dahil büyük destekler verdiklerini aşikar olarak görmüyor muyuz? Yine aynı üslerden darbeler planlayıp, destekler verdiklerini bilmiyor muyuz? Casuslarının bu üslerden dağıtılıp toplandığını bilmeyen var mı?
Şayet yukarıda zikrettiğimiz bölgelerimizin ABD asker ve silahları ile doldurulması anlamına gelen bu tezkere kabul edilseydi, ne büyük kandırmacalarla, neler yaparlardı, tahmin etmek zor değil.
Bu tezkere kabul edilseydi, biz de işgal koalisyonunun bir üyesi olarak Irak’a asker gönderecektik. Daha sonra başına çuval geçirilerek ve işkence edilmeye kalkışılarak tutuklanan askerlerimizin başına gelenlerden hareketle, acaba oraya giden askerlerimize ne büyük tuzaklar kuracaklardı? Ayrıca siyasilerimizin vebali yetmiyormuş gibi, ordumuz da Irak’taki vahşetlere ortak olarak tarihe geçecekti. Bu ise çok büyük ve silinmez bir leke olacaktı.
Yani ABD’nin en büyük ve en tehlikeli kandırmacası bu tezkerenin reddiyle önlenmiş oldu.
Peki nasıl önlendi?
En başta, haksız olarak siyasi yasaklı olmasına rağmen, Rahmetli Erbakan Hocamızın çabaları ile elbette.
Tezkere oylamasından önce Hocamız ABD’nin bu tezkere ile elde etmek istedikleri ve Türkiye’nin aleyhine olacak durumlarını feraseti ile görerek, o günkü bazı meya organlarını ve sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirmekle kalmamış, bir çok milletvekili ile, tek tek veya guruplar halinde ya da telefonlarla görüşmüş, her milletvekiline durumu izah eden mektuplar göndererek, onları sarsarak ikaz etmiştir. 
“Şayet bu tezkere geçer de, Irak’ta Müslüman kanı akıtılırsa, o kadar Müslümanın kanını bırakın, bir tek bebeğin kanının akıtılması karşısında bile, siz değil, yedi göbek sülaleniz başınızı secdeden kaldırmasa da bu vebalin altından kalkamazsınız!” cümlesi dalga dalga yurdun her tarafına yayılmıştı. Bu mektupların, Prof. Dr. Mustafa Kamalak Bey’in hukuk bürosundan yazılıp gönderildiğini, onun telefon ve haberleşme cihazlarının kullanıldığını, görüşmelerin büyük kısmının orada yapılmış olduğunu çok kişi bilmez. Yine bu mektupların kaleme alınmasında Temel Karamollaoğlu Başkanımızın büyük çabaları olduğunu da olayın şahitleri ifade ediyor. Bu mektupların yerine ulaştırılması, toplantıların organize edilmesi ve bağlantıların sağlanması konusunda, Saadet Partisi ve MİLKO’ların yönetici ve çalışanlarının günlerce seferber olduğunu biliyoruz.
İtiraz edebilirsiniz:
“Efendim o tezkere ile reddedilen tavizler, birkaç ay sonra bakanlar kurulu kararıyla zaten verildi. Tezkerenin reddinin bir ehemmiyeti kalmadı”
Evet, haklılık payı var. Gerçekten tezkerenin reddini takip eden Eylül ayında o günkü bakanlar kurulu işgalci ve zalim ABD’ye çok büyük tavizler verdi. Türkiye’nin büyük limanları, havaalanları, hava koridorları kontrolsüz bir şekilde ABD savaş malzemelerinin sevki ve ikmali için verildi. İşgalcilerin lojistik ihtiyaçları Türkiye tarafından sağlanmıştı. Ama iki önemli tehlike bu tavizlerin içinde yoktu. Birincisi ABD askeri personelinin topraklarımıza kabul edilmesi, ikincisi de bizim askerlerimizin Irak’a gönderilmesi.
Böylece çok büyük iki tehlike önlenmiş oldu.
İşte ABD’nin bu çok büyük ve tehlikeli kandırmacasını Erbakan Hocamız ve Milli Görüş önlemiştir.
Bu tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye için çok avantajlı olacağı, tezkerenin reddi ile büyük bir fırsatın kaçırılmış olduğu tezini uzun yıllar dillendiren Sayın Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanlar, yeni yeni “ABD bizi defalarca kandırdı” temasını işlemeye başladıklarına göre, 2003 yılındaki bu en büyük kandırmaca girişiminin farkına yeni vardılar, demektir.
Erbakan Hocamızı anma haftasında bunları yazdık ki, Saadet Partisi’ni bu güne kadar dinlemeyen bu çevreler, artık dinleyip söylediklerini yapmak zorundadırlar. Çünkü Saadet Partisi 2003’teki bu büyük tehlike gibi daha nice yanlışları ve kandırmacaları günü gününe tesbit edip sarsıcı uyarılarda bulundu ve bulunmaya devam ediyor.
Saadet Partisi bu doğru ve haklı uyarılarda bulunuyorum diye elbette iktidardan alkış veya destek bekliyor da değil. Ama hiç olmazsa aktrollerin tamamen iftiraya dayanan ve belden aşağı vuran karalamalarının, dürüst siyaset adına Akparti yetkililerinden durdurulmasını beklemek hakkıdır.
 İktidarın aktrollerinin bütün bu haksız ve ahlaksız karalamalarına rağmen, Saadet Partisi haklı uyarı ve yol gösterici rolüne devam edecektir.
Çünkü Merhum Erbakan Hocamızın deyişi ile, bu uyarıları “Bana oy versinler diye değil, Allah rızası için yapmaktadır, Allah rızası için!”
 
ERBAKAN’DAN ÖĞRENDİK
 
Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;
Biz dik durmayı Erbakan’dan öğrendik!
 
Ekrem Şama

 

TOP