DOLDURULUP BOŞALTILAN HAPİSHANELER

 
Gündem o kadar dolu ki, çok önemli konulara bile sıra gelmiyor. 
Hergün bir öncekinden daha ağır olaylar, mahpus ve hapishane olayları hakkındaki görüşlerimizi yazma imkanı bulamadık.
Okulların açıldığı bu günlerde yazdığımız bu yazımızda bir kaç cümle de olsa konuya dokunmaya karar verdik.
Akparti iktidarı 14 yıl önce devraldığında hapishanelerdeki insan sayısı 60-70 bin kişi idi. Bugün 200 bini çok aşmış olduğundan, hapishanelere sığamaz olduğundan ve 15 Temmuz darbe girişimi dolayısıyla tutuklanan veya hüküm giyenler için içeride koyacak yer kalmadığından, bir af ile içerdekilerin ekserisi salınıverdi. 
Efendim af değildi de, şartlı tahliyeydi de, şartsız salıverme idi de...
Netice itibarıyla hapishaneleri boşaltmak amaçlı olduğundan isminin ve mahiyetinin çok da önemi yok. 
İçeriden çıkarılan bu insanlara bir imkan verilmiş olduğundan ve kendini düzeltmek isteyenlere bir fırsat verilmiş olması penceresinden baktığımızda, buna karşı olmak değil, iyi oldu yaklaşımında bulunmak durumundayız. 
Gelin bir kaç cümle ile mahpuslar konusuna değinelim.
14 yılda ne oldu da hapishaneler tıklım tıklım doldu? Çözümü nedir?
İlk önce hapse düşenlerin yaşlarına baktığımızda, kahir ekseriyeti 14 yılda ilk, orta, lise veya yüksek okulda eğitim almış bir kuşak olduğunu görüyoruz. Bu da bize eğitimin, eğitim kurumlarının, müfredatının, eğiticilerin islah edilmesi gerekliliğini gösteriyor. Nasıl islah edilir, denilirse, bu konu ile ilgili çok büyük ve derin çalışmalar yapmış, raporlar yayınlamış, ilgili yerlere tekliflerde bulunmuş bir derneğe kulak vermek zorunluluğunu ortaya çıkmaktadır. Bu dernek ise Şuurlu Öğretmenler Derneği’dir. Kısaca ÖĞDER! 
Bu derneğin çalışmaları ele alınıp, incelenip, varsa noksanları tamamlandığında, eğitim ve öğretimde çok büyük bir düzelme olacağına inanıyoruz.
İkincisi bu iktidar tutturdu, illa Avrupa Birliğine gireceğiz, diye!
Avrupalı yetkililer ise bizi yaşayış olarak, ahlak olarak kendilerine benzetebilmek için ev ödevleri kabilinden ve toplum olarak şaftımızı kaydıracak değişiklikler istediler. İstedikleri değişiklikler yapıldı ama, dediğimiz gibi şaftımızın kayması neticesini doğurdu. Bu değişiklikler bizim ahlak, gelenek ve göreneklerimize göre taşların bağlanıp köpeklerin ortalık yere salınması gibi neticeler doğurdu. Mesela uyuşturucu bağımlılığı, fuhuş, adam öldürme, zina veya benzeri fiilleri doğuracak olan suç işleme serbestisi getirdi. Hatta bunu açıktan da ifade etmişti bir milletvekili. “Günah işleme özgürlüğü” gibi çarpık bir tabir ile...
Bunun çözümünün ise Avrupa sevdasından vazgeçilmesi, bize uygun bir Anayasanın yapılması, kanunların da önce ahlak ve maneviyat esasına göre tamir ve ikmal edilmesi olduğu açıktır.
Üçüncüsü ise daha vahim:
Anadolu’daki insanımızn ekmek kapıları olan üretim tesisleri büyük ölçüde tasfiye edildi. Halkımız İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Antalya gibi şehirlere doluştu. Burada aradığını bulamayan insanlar ise adeta suç işlemeye itilmiş oldu. 
Çözümü, Anadolu’nun yeniden kalkındırılması, insanlarımızın yerinde iaşe, ibate ve eğitim imkanlarının sağlayacak tesislerin  kurulması, mevcutların geliştirilmesi.
Dördüncüsü ülkemizdeki asayişin 14 sene öncesine göre kat kat bozulmuş olması. Çöüzümü de elbette asayişin sağlanmasıdır. Bunun da geçerli yolu, terör ve teröristi destekleyen unsurların bölgemizden çıkarılmasıdır. Neyi ve kimleri kasdettiğimiz çok açıktır.
Beşincisi işsizliğin artması, gelir bölüşümündeki adaletsizliğin hat safhaya çıkmasıdır. Bunun da çözümü faizli düzenden vazgeçilmesi, borçla kalkınma çabasından geri dönülüp, kendi imkanlarımızın devreye sokulması, vahşi kapitalizmin uygulanmasından vazgeçilmesidir.
Başka şeyler de söylenebilir ama, bir yazıya sığdırmak mümkün değildir.
Bahsi geçen ve hapishanelerin dolmasını sağlayan aksaklıklar giderilemezse, pek yakında tekrar dolacağını, yeni aflar çıkarılması veya yeni hapishaneler yapılması zarureti ortaya çıkacaktır. Bu durum ise meseleyi asla çözemeyecektir. 
Geri doğru baktığımızda neden hapishanelerdeki insan sayısının 5-6 kat artmış olduğu anlaşılacaktır.
Meselenin asıl çözümünün ise “Önce ahlak ve maneviyat” düsturu ile 47 yıldır çırpınan Milli Görüş’ün ve Milkoların gösterdiği istikamette olduğunu kabul edip, o çözümlerde yattığını bilmemiz lazımdır.
Bu vesile ile yeni ders yılının, öğretmenler, öğrenciler, veliler, aileler ve milletimiz için hayırlı olmasını temenni ederiz.
 
OKUL VE ÖĞRETMEN
 
“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
Cahillere göre üstündür o kullar...
Bundan öğretmenlerin eli öpülür,
Bunun için yapılır bütün okullar...
 
Ekrem Şama
TOP