ACİL OLARAK NE YAPILMALI?


 
Ülkemiz büyük bir badireyi, büyük bir fedakarlıkla ve mümkün olan en az zayiatla atlatmıştır.
Başta Milletimiz olmak üzere, Cumhurbaşkanımız, Milletine bağlı askeri yetkililermiz, Hükümetimiz, siyasi partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve görevlerini hakkıyla yapan güvenlik güçlerimiz, medya mensupları  ile diğer devlet görevlileri ellerinden geleni en cesur ve en fedakarane gayretleri yerine getirmişlerdir. Bu iftihar verici “ittifak” netice getirmiş ve şükürler olsun bela defedilmiştir.
Sayın Oğuzhan Asiltürk’ün dediği gibi, geçmiş geçmişte kalmıştır. Hatalar, yanlış uygulamalar, doğrular...
Bunları kapatalım ve yeni ve beyaz bir sayfa açalım.
Bu sayfamızda, bu kalkışmanın arkasında oldukları tescillenmiş bulunan , Amerika’ya,  Avrupa’ya, NATO’ya, kayıtsız şartsız teslimiyet bulunmasın. İlişkileri kesme anlamıda demiyoruz. Teslimiyet anlamında diyoruz. Bunlara artık güvenmek yerine kendimizi sağlama alacağımız ilişki biçimleri kurulsun.
Yönümüzü İslam dünyasına dönderelim. Kara günde, ak günde işimize yarayacak birliktelikler kuralım.
Bu dediklerimizi zamanı ve yeri geldikçe açarız. Lakin bunlardan da mühim bir konuya dikkat çekmek istiyoruz:
Askeriyemizi ele alalım. Bilhassa subay yetiştiren okullarımız ve eğitim kurumlarımız mutlaka en titiz ve ehil gözlerle, yeniden mercek altına alınıp dizayn edilmeli. Kendi halkını, kendi ana, baba, eş ve çocuklarını, kendi meclisini, kendi arkadaşlarını acımadan, gözünü kırpmadan ve sonunu hesaplamadan bombardıman eden, makinalı tüfeklerle tarayıp kıyıma uğratabilecek tiynette kişiler yetiştirilmesine meydan verilmemesi için bunu yapalım.
Askerin görevinin vatan savunması olduğunu unutmayacak, halkının ve kendisinin Müslüman olduğunun şuuruyla hareket edecek subaylar yetiştirmeliyiz. 
Denilecektir ki, ne yani subaylarımızın çoğu böyle değil mi?
Geçmişten ders almalıyız. Ülkemizin kendi kaynakları ile kalkınması, kendi sanayini kurması, denk bütçenin yapılması gibi ilkleri başarmış olan bir hükümet alaşağı edilmedi mi?
Sırf bu kötülük bile bu milletin tarihinde kara bir leke değil mi?
Üç gündür yaşadığımız olaylar bize ders vermiyor mu?
1916 yılında kazandığımız Kut Ül Amare zaferimizde esir ettiğimiz ve İstanbul Büyükada’da yıllarca yaşayıp hatıralarını yazmış bulunan İngiliz General Tavşend bu konuda şu tespitleri yapıyor:
“Türk askeri dini terbiye ve şehitlik bilinciyle eğitilip donatılırsa onunla kimse savaşıp yenemez. Balkan savaşlarında şaşkın ittihatcılar bunlara dini telkin ve eğitimi bırakınız, mevcut dini duygularını da alaya alıcı ve silici eğitim ve telkinler yapmış olduklarından dolayı büyük bozgunlar yaşadılar. Bence büyük Balkan bozgununun altında yatan gerçek budur. Bu hatalarının farkına varmış olmalılar ki, subaylarına ve askerlerine yetersiz de olsa dini eğitim vermeye başladılar. İşte Çanakkale’de ve bizim esir olmamızla sonuçlanan Kut Ül Amare savaşlarında Türk askerinin başarısının altında yatan gerçek budur.”
Ey yetkililer! İşte acil olarak yapmamız gereken bizce budur. 
“Her şeyi ben bilirim, benden başkası vatansever değildir. O halde ülkeyi ben yönetmeliyim. Ülke yönetimini ele geçirmem için anamı babamı öldürmek dahil her şeyi yapmam meşrudur!” anlayışı içinde –belki sayıca az da olsa- asker yetiştirilmesinin önüne mutlaka geçmeliyiz.
Bunun için başta ders müfredatları, ders verecek hocaların tespiti, eğitim araçlarının tespiti ve doğru tarihi bilgilerin verilmesi gibi konular acilen ele alınmalı ve gereği yapılmaldır.
Yoksa bir ara 10 yılda bir, daha sonra daha kısa veya daha uzun aralıkllarla yaşadığımız ve son olayların belki daha kanlısının, daha vahiminin yaşanmasının önüne geçemeyiz.
Haki elbise yeniden baştacı edilsin, gözbebeğimiz olsun!
Açacağımız beyaz sayfanın belki de en başlarına bunu yazmamız gerekecek!
 
 
HAKİ ELBİSE
 
Gerçek kişilikleri belli eden,
Hakikaten bir elbise.
Her zaman gözbebeğimiz olmalı
Haki keten bir elbise...
 
Ekrem Şama
TOP