Sokollu Mehmed Paşa

Büyük sultanın tercihi de büyük olur,

Tercih hakkı yoksa, tarihe bu yük olur!

 

 

 

O BİR DEVŞİRME İDİ

 

Miladi 1505 yılında, Bosna Hersek’in Sokoloviç köyünde doğdu. Bundan dolayı Sokollu lakabı takılmıştır. İlk adı Bayo Sokoloviç'di. Bu nedenle Balkan halkları arasında Mehmed Paşa, Sokoloviç olarak anılır. Vaftiz edilirken Bayo adı takılmıştı. Babasının adı Dimitriye idi. 1519 yılında devşirme sistemi ile çocuk yaşta Edirne Sarayı’na getirilmiş, Mehmed adı verilerek Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirilmiştir. Ardından İstanbul'a gönderilmiş, Topkapı Sarayı'nın Enderun denilen bir nevi eğitim kurumu olan bölümünde çeşitli görevlerde bulunmuştu. 1541'de Kapıcıbaşılığa yükseldi.1546'da Barbaros Hayreddin Paşa’nın vefatıyla saray hizmetlerinde başarılı olanların dış göreve atanmaları yolundaki gelenek uyarınca, Gelibolu Sancakbeyi olarak, Kaptanı Derya görevine atandı. Görevde iken Trablusgarp Seferi'ne katıldı, İstanbul Tersanesini genişletti ve yeniledi. 1549'da vezirliğe yükselerek Rumeli Beylerbeyliği’ne atandı.

1551 yılında Erdel seferine kumandan olarak görevlendirildi. Bu sefer, Avusturya ile 1547'de imzalanan barış antlaşmasının bozulması üzerine çıkmıştı. 80 bin kişilik orduyla Erdel'e giren Sokollu Mehmet Paşa önemli kaleleri aldı, ama Timeşvar önünde başarısızlığa uğradı, geri çekildi. Timeşvar 1552'de, Macaristan serdarlığına getirilmiş olan Kara Ahmet Paşa ile fethedilebildi.

 

ÖNEMLİ GÖREVLERİN ADAMI OLDU

 

Kanuni Sultan Süleyman Han 1553'te Sokollu Mehmed Paşa'yı Rumeli askerlerinin başında Anadolu'ya gönderdi. Sokullu Mehmed Paşa, İran harplerinin tekrar başlaması ihtimali üzerine, 1553 kışını Tokat’ta geçirme emrini aldı. Bu emir üzerine, kendisine bağlı Rumeli Beylerbeyliği birlikleriyle Tokat’a gitti. Sokullu, Tokat’ta 1553-1554 kışını da geçirdi ve 5 Haziran 1554’te Erzurum istikametinde İran Seferine giden orduya katıldı. Sokullu Mehmed Paşa, bu sefer esnasında sol kanatta Nahçivan taarruzunda ve Gürcistan harekatında vazife alarak üstün başarılar gösterdi. Sokullu, bu savaşlarda gözü pekliği, cesareti ve askerlerini iyi sevk ve idare edebilmesinden dolayı, padişahın takdirini kazandı. Sultan Süleyman Han, sefer dönüşü Amasya’da Sokullu’yu üçüncü vezir tayin ederek, kubbealtı vezirleri arasına aldı.

Sefer dönüşünde Sokollu, Semiz Ali Paşa'nın sadrazamlığa yükselmesiyle ikinci vezir oldu.

1561'de üçüncü vezir iken Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu ve Sultan 2.Selim'in kızı Esmehan Sultan ile evlendi. 1565'te sadrazamlığa getirildi. Yaşı hayli ilerlemiş olan Kanuni çok güvendiği Sokollu Mehmed Paşa’ya geniş yetkiler verdi.

 

 

KANUNİ’NİN CEPHEDE VEFATI

 

Osmanlı Devleti’nin güçlenip büyümesi ve herşeyden de önce İslamiyet’in yücelmesi için, hiç durmadan mücadele etmiş olan Kanuni Sultan Süleyman Han, batıya yeni bir sefer için emir verdi. Kendisi de yaşlı ve hasta olduğu halde, bu sefere katıldı. Ordu 1 Mayıs 1566’da, tarihe Zigetvar Seferi olarak geçecek olan harekat için, İstanbul’dan yola çıktı. 5 Ağustosta Zigetvar Kalesi muhasara edildi. Sokullu Mehmed Paşa, yapılan muharebelerde büyük çabalar sarfetti. Sultan Süleyman Han, mutlaka bu kalenin alınmasını istiyordu. 7 Eylül günü Sultan Süleyman Han, Hakk’ın rahmetine kavuştu. Bir gün sonra da Zigetvar Kalesi fethedildi. Sokollu, büyük bir tedbir olmak üzere Padişah’ın vefatını gizli tutmaya karar verdi. Olayı çok yakın birkaç kişi biliyordu. Sultan’ın vefatını gizleyerek, Şehzade Selim, Kütahya’dan gelinceye kadar ordunun nizam ve intizamının bozulmasına ve herhangi bir karışıklık çıkmasına meydan vermedi. Olanlar özetle şöyledir:

Şehzade Selim’e özel bir haberci gönderildi ve Hünkar’ın vefatı bildirildi. Kendisinin İstanbul’a gelerek tahta oturması ve beklemeksizin cepheye gelmesinin önemi bildirildi. Şehzade, haberi alır almaz derhal İstanbul’a gelmiş ve burada bulunan hükümet erkanı ve ulemanın biatiyle saltanatı ilan olunmuştu. 3 günlük istirahatten sonra Sadrazam Sokullu Paşa’nın ve hükümetin öngördüğü şekilde derhal Belgrad’a gelmişti. Belgard’da durmayıp ordunun bulunduğu mevkiye ilerlemek istemiş ise de, Sadrazam’ın önerisi üzerine geriye dönmüştü.

Ordu ise Belgrad’a gelmek üzere yola çıkarılmıştı. Yola çıkmadan önce asker arasında padişahın öldüğü söylentileri yayılmış fakat resmen ilan edilmediğinden dolayı asker hiçbir tepki vermemişti. Kanuni’nin tabutu gömüldüğü yerden gizlice çıkarılarak saltanat arabasına konmuş, Sokollu Mehmed Paşa’nın emriyle bütün vezirlere, kumandanlara ve çavuşlara padişah hayatta imiş gibi alkış tutturulmuş ve nevbet çaldırılmaya başlanmıştı.  Askeri aldatmak için padişahın arabasına, tıpkı kendisine benzeyen bir adam oturtulmuş ve bu adam Sultan Süleyman rolü oynamıştı.

Ordu Belgrad’a yaklaşıldığı sırada ise Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, cenaze arabasını ordudan ayırmış ve 300 muhafızla hafızlar tayin ederek Kuran okumalarını emretmişti. Böylece padişahın öldüğü artık asker tarafından da anlaşılmış ve bu durum orduyu bir anda alt üst etmişti. İntizamın bozulması sebebiyle başta Sadrazam olmak üzere, diğer vezirler durumu ifşa ettiklerine pişman olmuşlar, ordunun yola devamına imkan kalmadığı için Sokullu Mehmet Paşa askere:

“Kardaşlar, yoldaşlar! Niçin yürümezsiniz? Yürüyelim. Bunca yıllık İslam padişahıdır; Kuranı Azim ile tazim eyleyelim. Bu denli cihadlar edip Engürus vilayetini Darı İslam eyledi ve cümlemizi nimet ü ihsanıyla besledi. Karşılığı bu mudur ki mübarek cesedini başımızda götürmeyelim? İşte oğlu Sultan Selim Han padişahımız, Belgrad’da sizi beklemektedir!”

Şeklinde nasihat etti cülus bahşişi ve tahsisat zammı vaat etti. İkna olan ordu, geceleyin ilerlemeye başladı.

Kanuni Sultan Süleyman’ın tabutunun geçici olarak defnedildiği ve iç organlarının gömüldüğü yere daha sonradan bir türbe yapılmıştı. Macarların "Turbek" dedikleri bu yer sonraları bakımsız kalmış 17’inci yüzyılda ise Katolik papazları tarafından kiliseye çevrilmişti.

1994 yılında Kanuni Sultan Süleyman Han’ın doğumunun 500’üncü yılı münasebetiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin girişimleri ve maddi desteğiyle burada Macar-Türk dostluk parkı inşa edilmiş ve türbe onarılarak ziyarete açılmıştır.

 

2.SELİM HAN SOKOLLU’YU DEĞİŞTİRMEDİ

 

Sultan 2.Selim Han, damadı olan Sokollu’nun sadaret makamında kalmasını istedi. Değiştirmedi.

2. Selim Han yaklaşık 8 yıl tahtta kalmıştı. Bu sürenin tamamı Sokollu Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı ile geçmiştir. Enteresan olan husus şudur ki, damat Sokollu Mehmet Paşa, kayınpeder 2.Selim Han’dan daha yaşlı ve devlet tecrübesi olan bir şahsiyetti. Bu bakımdan damadın gölgesinde kalan bir hünkar görüntüsü ister istemez ortaya çıkıyordu. Ancak olaylar daha yakın plandan izlenirse, Hünkar’ın da zaman zaman inisiyatif kullanarak sadrazamın görüşünün aksine icraatlar yapmış olduğu görülür. Bu dönemde 1568’de Sokollu’nun da aktif olarak rol alması ile Avusturya ile 8 yıl süren bir barış antlaşması imzalandı. Böylece batı sınırlarında barış ilan edildiğinden, Osmanlı bu tarihten itibaren başka problemler ile uğraşma fırsatı buldu. Artık doğuda ve denizlerde meydana gelen problemler ele alınabilir ve çözüm üretilebilirdi.

Sokollu Mehmed Paşa sadrazam olarak Portekiz'in Hint Okyanusu'ndaki artan etkinliğine karşı Kızıldeniz, Umman Denizi ve Basra Körfezi'ndeki Osmanlı gemilerinin sayılarını attırmak ve başlarına da dirayetli denizciler getirmek için çalışma başlattı. Halifei Müslimin 2.Selim Han’ın buyruğu gereği Hindistan ve Endonezya’dan gelen yardım isteklerini karşılamaya gayret etti. Sokollu ayrıca Tunus'u Osmanlı himayesi altına sokarak, Kuzey Afrika'yı da denetlemek gerekçesi ile karşı çıkmasına rağmen, Piyale Paşa ve Lala Mustafa Paşa gibi namlı kumandanların padişahı ikna etmeleri ile Kıbrıs’ın fethi için harekete geçti.  1570-1571 yılları Kıbrıs’ın fethi ile uğraşıldı. Sokollu Venediklilere karşı böyle bir savaşın Avrupa'yı kendilerine karşı birleştireceği görüşünü ileri sürmüştü, ama onun dediği değil padişahın dediği oldu. Lala Mustafa Paşa, Padişah’ın fermanı ile 1570 de Kıbrıs'a çıktı. O yıl fetih gerçekleşmedi ama ertesi yıl Kıbrıs artık Akdeniz’de bir çıbanbaşı olmaktan kurtarılmıştı. Donanmaya ise Piyale Paşa kumanda ediyordu.

Haçlı donanması misilleme amacıyla İnebahtı’da Osmanlı donanmasına saldırdı ve tahrip etti. Uğranılan bu ağır yenilgi karşısında Osmanlılara gelen bir Venedik elçisi, bu zaferlerinin tadını çıkarmak için sadrazam Sokollu’ya iğneli sözler sarfedince ondan şu cevabı aldı:

-Biz sizden Kıbrıs'ı alarak kolunuzu kestik, siz ise donanmamızı yakmakla yalnızca sakalımızı kestiniz; unutmayın ki, kesilen kol bir daha yerine gelmez, ama sakal eskisinden de gür çıkar.

Diyerek hak ettiği cevabı verdi. Gerçekten de Sokollu'nun dediği oldu. O yıl Osmanlı donanması daha modern ve güçlü olarak yeniden inşa edildi. Bu işe Kapdanı Derya bile şaşmıştı. Bir yılda donanmayı yeniden inşa etme emri alınca tereddüt geçirdi. Nasıl olur, bir yılda bu donanma inşa edilirdi? Hadi diyelim ki gemileri inşa ettik. Bunun yelkenleri, halatları, demirleri nasıl olacak, diye tereddüdünü ifade etti. Sokollu, Kapdanı Derya Uluç Ali Paşa’ya meşhur ve tarihe geçen o sözünü söyledi:

-Paşa, paşa! Sen bu Devleti Aliyye’yi henüz tanımamışsın! Bu devlet o devlettir ki; bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabilir. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al.

Gerçekten de o yıl, donanma bütün haşmetiyle yeniden inşa edilmiş ve Venedikliler barış istemek zorunda kalmışlardır.

 

ENDONEZYA SEFERLERİ

 

Osmanlı Devleti, Asya’daki Müslüman devletlerle sıkı münasebetler kurdu. Endonezya, Sumatra adasındaki Açe hükümdarı Sultan Alaeddin, Portekiz tehdidi altında bulunuyordu. Kısa bir süre önce, Ümit Burnu’nu dolaşmayı keşfeden Portekizliler, Kızıldeniz, Hint Okyanusu kenarları ve uzak doğudaki Müslüman ülkelerden yeni sömürge bölgeleri elde edebilmek için tecavüz ve talanlara başlamışlardı. Açe Sultanlığı bu sebeple Halifei Müslimin olan Kanuni Sultan Süleyman Han’dan Portekizlilere karşı yardım istemiş, fakat Zigetvar Seferi sebebiyle yardım gönderilememişti. 2.Selim Han, Açe elçilerini kabul ederek dinledi. Sultan’ın mektubu okundu ve mukabil ferman yazıldı.

Açe Sultanı’nın mektubu:

“Yardım etmezseniz mahvoluruz ve hacıların yolu da Portekizliler tarafından kesildiği için, Müslümanlar büyük zarar görür. Lütfen kale dövecek toplar gönderin. Açe sizin köylerinizden biri, ben de hizmetkarlarınızdan biriyim. Biz Lütfi Bey ve arkadaşlarından çok memnun kaldık. Onları lütfen tekrar bu tarafa gönderin. Bağışladığınız toplar ve topçular geldiler. Onların gözümüzde ayrıcalıklı ve yüksek bir yeri var. Eğitilmiş birkaç at, hisar ve kale yapacak ustalar yanında bize yeniden kadırga yapacak bilgili kişiler gönderin...”

Padişah 2.Selim Han, bu mektubun cevabı olarak şu fermanı yazdırdı:

“Açe Sultanı Alaattin Şah'a bildiririm ki; veziriniz Hüseyin vasıtasıyla göndermiş olduğunuz mektubunuz sultanların sığınağı olan yüce makamımıza ulaşmıştır. Mektubunuzda gece gündüz o taraflardaki küffara karşı savaştığınızı, düşmanlara karşı yalnız kaldığınızı ve her taraftan saldırıya uğradığınızı belirterek savaşmak için malzeme ve tecrübeli asker istemektesiniz. O bölgede yirmi dört bin ada olup kafirlerin bu adaları ele geçirdiklerini, buralarda yaşayan Müslüman halkın ve sultanlarının senin ülkene sığındıklarını ve bu adaların dördünden Mekke'ye hac ve ticaret için hareket eden gemileri küffarın yağmaladıklarını, ülkeniz yakınlarında bulunan Seylan ve Kalküta hakimlerinin de daima sizinle savaşmakta olduklarını, daha önce gönderilen elçimiz Lütfi'ye, yüce makamımıza bağlılık yemini ettiğinizi, Osmanlı donanması gelecek olursa Allah'ın yardımıyla düşmanların hezimete uğratılarak adaların tekrar ele geçirileceğini belirtmişsiniz. Ayrıca çeşitli top ve gemi talebinde bulanarak, Açe elçisinin at, silah ve bakır aldıktan sonra ülkesine dönüşünde zorluk çıkarılmaması için Mısır ve Yemen Beylerbeyleri ile, Cidde ve Aden Beylerine emir verilmesini reca ederek, kale inşası ve kadırga yapımı için mimar istemişsiniz. Mektubunuz makamımıza arz edildiğinde bizim gibi yüce bir padişahın şanına yakışan hareket sizin isteklerinizi kabul etmektir. Ayrıca Müslümanları ve İslam kanunlarını korumak en önemli görevlerimizdendir. Bundan dolayı Süveyş İskelesi'nden on beş kadırga, iki savaş gemisi ile İstanbul'dan Top Dökücübaşı ile yedi Topçu'nun yanı sıra, yeterli sayıda Mısır askeri görevlendirilerek kaleler için yeteri kadar top, tüfek vesair savaş araç gereci verilmesi emredilmiş ve bu askerlerin başına İskenderiye eski Kaptanı Kurdoğlu Hızır komutan tayin edilmiştir. Komutan ulaştığında gerek ele geçirilmesi gereken kaleler, gerekse haklarından gelinmesi gereken inançsızlara karşı gayret göstererek, hem kendisi hem de diğer askerler size asla muhalefet etmesinler. Komutana sizin uygun gördüğünüz şekilde hareket etmesi emredilmiştir. Muhalefet eden asker olursa adı geçen komutan vasıtasıyla haklarından gelebilirsiniz. Gönderilen askerlerin bir yıllık ücretleri de ödenmiştir. Sizin yapmanız gereken ise şudur:

Siz de dinimiz ve devletimizi ilgilendiren konularda elinizden geleni yapıp kafirlerin kalelerini ele geçirmek ve Müslümanlar üzerindeki baskılarını kaldırmak için çabalayarak, Allah'ın yardımıyla o bölgeyi kafirlerin kötülüklerinden kurtarmalısınız. Böylelikle o bölge Müslümanları bizim hükümranlık dönemimizde rahat ve huzur içinde yaşasınlar. İnşallah beklenildiği gibi kaleler ele geçirilip ülkeniz kurtarıldığında, gönderilen topçuların dönmelerine izin veriniz. Diğer hususları ise memurumuz Mustafa Çavuş ile bildiriniz. Oradaki Osmanlı askerleri hakkında ise daha sonra vereceğim emir doğrultusunda hareket edersiniz. Sizin mektubunuz ulaştığı sıralarda rahmetli babamız Sultan Süleyman, Zigetvar Seferi için gitmişti. Allah'ın yardımıyla o kaleyi ve daha pek çok yeri ele geçirdikten sonra vefat edince, Osmanlı tahtına ben geçtim. Benim de niyetim kafirlere karşı savaşmaya devam etmektir. Zira ülkeniz taraflarındaki inançsızların durumları mektubunuzda açıkladığınız gibiymiş. Her durumda kardeşliğin ve yardımseverliğin gerekleri yerine getirilecektir. İnşallah o tarafları ele geçiren din düşmanlarının kötülüklerini ortadan kaldırmak için askerimiz her zaman gönderilecektir. Bölge hakkında devamlı ayrıntılı bilgiler göndereceğiniz umulmaktadır. Gelen elçiniz de elçilik görevini hakkıyla yerine getirip, iznimizi alarak geriye gönderilmiştir."

Onlara yapılacak yardımın organizesi için Sokollu’ya emir verdi. Sokullu da Padişah’ın isteği doğrultusunda Açe Sultanı’na istediği yardımı gönderdi.

Daha sonra Osmanlı donanması Tunus'u İspanyollardan aldı.

 

3.MURAD HAN DÖNEMİ VE SUİKAST

 

Sokollu 1574'te vefat eden 2.Selim Han’ın yerine geçen 3.Murad Han döneminde de sadrazamlığını sürdürdü. Lakin 3. Murad Han tahta oturduğunda diğer vezirleri ile şeyhülislam, Padişah’a şu tavsiyede bulundular:

-Veziriazamınıza inanmayınız! Size arz eylediği işler hakkında doğru söylemez. Halkın işlerine bizzat siz mukayyet olunuz. Bu gibi işleri başvezirinize bırakmamanız münasiptir.

Diğer yandan Sokollu’nun rakipleri çoğalmıştı. Yıpranmıştı. Aktivitesi yoktu. Padişah’ın da gözünden düşmüştü. Sokollu yine de bazı siyasal başarılara imza attı. Fas'ı Portekiz akınlarından kurtardı, Avusturya'nın saray içine dönük oyunlarını etkisiz hale getirdi. Fakat baskılar artık iyice artmıştı. 1579 yılında ise 3.Murad Han’ın eşi Safiye Sultan tarafından tutulduğu iddia edilen ve derviş kılığına girmiş bir yeniçeri tarafından divan çıkışında 11 Ekim 1579’da kalbinden hançerlenerek öldürüldü. Paşa'yı öldüren şahıs ise hemen oracıkta askerler tarafından parçalanırken, başta padişah olmak üzere bütün devlet ileri gelenlerinin etrafında tedbirler alındı. Sokollu ise yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve kısa sürede hayatını kaybetti. Daha sonra Eyüpsultan mezarlığına defnedildi.

 

NASIL BİRİYDİ?

Sokullu Mehmed Paşa 14 yıl süren sadrazamlığı boyunca usta bir siyasetçi olarak öne çıkmış, birçok askeri ve siyasal başarının elde edilmesinde birinci derecede rol almıştır. Elbette bu uzun sürede rakipleri de boş durmamışlar, onu gözden düşürmeye gayret etmişlerdir. Yanlışları da doğruları da vardır, her insan gibi. Ama 60 yıllık devlet hizmeti sırasında da hiçbir görevinden alınmamış, daima bir üst göreve atanmış olması da onun başarılı biri olduğunun bir göstergesi olabilir.

Geniş vakıflar ve hayır tesisleri kurdu. Sokullu, İstanbul Azapkapısı Camii ile Kadırga’da kendi ismiyle anılan cami, medrese ve hayrat tesislerini yaptırmıştır. Lüleburgaz’da cami ve medrese; Edirne’nin Çavuşbey Mahallesinde dükkanlar, odalar ve çifte hamam; Erdel Beçkerek’te cami, han, çeşme, darülkurra ve köprü; Vişegrad’da Mimar Sinan’a yaptırdığı nadide bir köprü; Vişegrad-Saraybosna arasına büyük bir kervansaray yaptırdı. Bunlardan başka, ülkenin birçok yerinde cami, han, hamam, imaret gibi hayır müesseseleri yaptırıp, bu tesislere de çeşitli vakıflar kurmuştur. Sokullu ailesinden önemli devlet adamları yetişmiştir.

Onun zamanında, bilhassa 2.Selim Han döneminde Osmanlı’nın haşmetine yakışır projeler vardı. Hayata geçirilemeyen bu projeler şunlardı:

Don-Volga nehirleri arasına açılacak bir kanalla, Karadeniz, Hazar Denizi’ne bağlanacaktır.

Osmanlı Devleti bu proje sayesinde, İran ile Rusya’yı birbirinden ayırmak istiyordu. Ayrıca Ortaasya ile denizden ilişki sağlanacak, böylece Safeviler, iki güç arasında bırakılacaktı. Herhangi bir sefer anında Hazar Denizi’ne kadar gemilerle gidilebilecekti. 1568 yılında Defterdar Kasım Bey, Kefe Sancakbeyi tayin edilerek, kanal projesi için gerekli incelemeleri yapmakla vazifelendirildi. İncelemelerden sonra, 1569 Ağustos’unda Don ve Volga Nehirleri arasındaki en dar bölgeden kanal açılmaya başlanıldı. Ancak, Kırım Hanı Devlet Giray’ın gereken ilgiyi göstermemesi ve ağır kış şartları sebebiyle kanal projesi gerçekleşemedi ve bir daha da teşebbüs edilmedi. Derler ki:

Sultan 2.Selim Han Don-Volga projesinin beceriksiz devlet adamları elinde sonuçsuz kalması üzerine çok üzülmüş, Sokollu Mehmed Paşa’ya şöyle çıkışmıştır:

-Yapılan bütün masraflar ve uğranılan zararlar hesap edilip senden tazmin olunmalıdır!..

İzmit Körfezi-Sapanca Gölü-Sakarya Nehri’nin bir kanalla birleştirilerek Karadeniz’e ulaşılması, böylece İstanbul Boğazı’na alternatif bir su geçidi inşası için de projeler hazırlandı, paralar ayrıldı, hazırlıklar yapıldı. Ama o proje hayata geçirilemedi. Sakarya Nehri, Sapanca Gölü ve Marmara Denizinin kanal açılarak Karadeniz ile birleştirilmesi ve böylece Karadeniz – Marmara deniz yolunun açılması projesi, Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında ele alınmıştı. 2.Selim Han zamanında bu projeyle ilgili olarak Mimar Sinan görevlendirilmiş ve Sapanca Gölü- İzmit Körfezi arasında bazı çalışmalar da yapılmıştı. Devletin başka gaileleleri sebebiyle gerekli ilgi gösterilememiş, ertelenmiştir. Kanal projesi 1591′de tekrar ele alınmış fakat yeniden belirsiz bir tarihe ertelenmiştir.

Üçüncüsü de Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayacak bir kanal inşasıyla, dünya su yolları kontrol altına alınacaktı.

Portekizlilerin 1498′de Ümit Burnu’nu dolaşarak önce Kızıldeniz’e sonra da Hindistan’a ulaşmaları neticesinde, İslam ülkeleri tehlikeye girdi. Portekizliler ve arkasından diğer Haçlılar yeni sömürge bölgeleri için doğuya doğru seferler yapmaya başladılar. Ayrıca Hindistan’dan Ortadoğu’ya baharat yolu ile yapılmakta olan ticaret akışı da yön değiştirerek batılıların eline geçmeye başlamıştı. Dünya deniz ticaretinin belkemiğini meydana getiren Akdeniz, ikinci dereceye düştü ve okyanus ticaret yolu önem kazandı. Bu durumdan hem Osmanlı hem de Akdeniz çevresindeki diğer ülkeler zarar görmeye başladı. Durumu düzeltmek için Akdeniz’i Kızıldeniz’e ve oradan da Hint Okyanusu’na bağlamak, böylece hem İslam ülkelerine daha kolay destek vermek, hem de ticaret yolunu kısaltarak Akdeniz’i yine ön plana çıkarmak için bir kanal açma fikri ve projesi geliştirildi.

Kanal açılması işiyle ilgili gerekli inceleme ve araştırmaları yapması için Mısır Beylerbeyi’ne ferman yazıldı. Ama devletin başka önemli işleri çıkmış olduğundan dolayı,  Süveyş Kanalı’nın açılması projesi geri kaldı ve bir daha da ele alınamadı. Bu kanal Abdülaziz Han devrinde Fransızların girişimi ile inşa edilip 1869 yılında hizmete girmiş olacaktır.

Bir türlü başarılamayan bu kanal açma teşebbüslerinin başlangıç şerefi Sokullu’ya; başarısızlıklar da devrin hükümdarlarına isnat edilmişse bile, bu doğruyu yansıtmaz. Kanal projeleri hakkında Katip Çelebi fikrini şöyle açıklıyor:

“Kıssadan hisse budur ki, küçük adamlarla büyük işe başlamak doğru değildir. Her işin uygun başı gerek. Başlatılan böyle büyük işlere bir padişah varup zamanıyla başında olsa, ancak üstesinden gelir ve bu soy işler himmet sahibi padişah işidir. Vezirlerin ve sadrazamların işi değildir.”

Tarihçilerin ekserisi Sokollu Mehmet Paşa’yı büyük bir devlet adamı olarak takdirle anarlarken, Ali gibi, Peçevi İbrahim Efendi gibi onu şahsen tanıyan bazı tarihçiler de, onu birçok yönüyle tenkit etmişlerdir. Elbette bu kadar uzun yıllar boyu görev yapmış olmanın bir sonucu olarak lehte de aleyhte de görüş bildirenlerin olması normal karşılanmalıdır. Sokollu’nun akraba ve soyunu kayırdığı, onları çeşitli görevlere getirerek haksızlıklar yaptığı yazılıdır. Sonradan Sokollu ailesinden iki kişi daha veziri azam olmuş, ayrıca beş tane de vezir çıkmıştır. Ayrıca on kişi de beylerbeyilik makamına getirilmiştir. Bu rütbelerin aşağısında da çok kişinin makam veya mansıp sahibi olduğundan bahsedilir.

Sokollu Mehmed Paşa, padişahların sefere çıkmasını münasip görmemiştir. Kendisi de sefere çıkmakta istekli olmadığı gibi diğer vezirlerin de sefere çıkmasını istememektedir. Yani o, Osmanlı Devleti’nin duraklama devrini hazırlayan, statükoyu muhafaza babında eldekilerle yetinilmesi gerektiği kanaatıyla icraatlar yapan bir devlet adamıdır.

Modern görüşe göre, Osmanlı Devleti’nin yükselme devri onun suikast sonucu öldürülmesi ile sona ermiş sayılmaktadır. Sokollu’nun medhedilmesinde o kadar ileriye gidilmiştir ki, devrindeki bütün başarılar sadrazam olarak ona mal edilmiş, bütün başarısızlıklar da başta padişahlar olmak üzere diğer devlet adamlarının üzerine yıkılmıştır. Halbuki Sokollu'nun iktidar yıllarındaki başarıların çoğunu, padişahlar, bilhassa 2.Selim Han sadrazama rağmen, onun aleyhteki tutumuna rağmen başarılmıştır. Mesela yukarıda zikrettik, Kıbrıs’ın fethi onun aleyhteki görüşlerine rağmen, 2.Selim Han’ın isabetli tutumu, Şeyhülislam Ebussuut Efendi’nin fetvası ve diğer paşaların teşviki ile başarılmıştır. İnebahtı bozgununun birinci derecede sorumlusu, donanmaya ne pahasına olursa olsun taarruz etmeleri için ferman gönderen Sokollu'dur. Kaptanı Derya harp meclisinde, taarruza geçmezse sadrazamın başını kestireceğini açıkça söylemiştir. Paşa, Astırhan’ın fethi ve Don-Volga kanalı gibi devletin geleceğiyle ilgili son derece önemli projelerin hayata geçirilmesini, vasıfsız ve kabiliyetsiz devlet adamlarına havale etmiştir. Onun muhaliflerinin görüşlerine göre, Sokollu iddia edilegeldiği gibi büyük bir diplomat ve deha sahibi bir devlet adamı değildir. Sokollu, Kanuni devrinde yetişmiş vezirler arasında, ancak orta çapta bir devlet adamı ve kumandan olarak kabul edilebilir. Zeki olduğu kadar kurnaz, haris ve icabında zalim olmuştur. Yeniçeri Ocağı'na dayanarak birtakım devlet adamlarıyla beraber muhaliflerine rağmen 14 yıl, 3 ay, 15 gün gibi uzun bir müddet iktidarda kalmıştır. Esasen mesele çıkarmaktan hoşlanmayan hareketli bir kişiliği de olmayan 2.Selim Han, daha tahta oturduğu günlerde yeniçeri patırtısıyla gözü korkutulduğu için, Sokollu'yu azletmeyi düşünmemiştir. Halefi olan oğlu 3.Murad Han, genç ve nispeten enerjik olduğu için bunu düşünmüş, fakat Sokollu taraftarlarının kudretinden ürkmüştür. Hatta daha ileriye giden bazı tarihçiler, Sokollu Mehmed Paşa’ya suikast yaptırıp ölmesine sebep olanın bizzat padişah olduğunu iddia etmişlerdir.

Sokollu Mehmed Paşa, sadrazamlığı döneminde büyük bir servet edinmişti. Bazı batılı tarihçiler bu servetin rüşvetten elde edildiğini iddia etmişseler de, bu konuda bir delil yoktur. Yıllık geliri bugünkü değerlerle ifade edilmek istenirse yüzmilyonlarca dolar teleffuz edilmesi gerekir. Sokollu gibi bir devletlinin devrinde yaşayan birçok tarihçiye göre, şüphesiz bu sadrazam öldürüldüğünde yapılan tespitlerle bıraktığı servet, bugünkü değerlere çevrildiğinde onlarca milyar dolarla ifade edilebilecektir.

15 yıla yakın sadrazamlık koltuğunu muhafaza etmiş, hareketi değil, hep statükoyu temsil etmiş, üç padişah döneminde makam sahibi olmuş bir kişiliktir. Ailesinden ve yakınlarından birçok kişiyi istediği mevkiye getirmiş, birçok eseri imparatorluğun her tarafına serpiştirmiş, dudak uçuklatan servetlerin sahibi olmuş anlı şanlı bir Sokollu Mehmed Paşa, bir meczubun hançer darbesiyle dünyasını değiştirip gitmiştir. Makamı mevkii, serveti ve ailesi onu bu sondan muhafaza etmeye yetmemiştir. Amel defterinde kalan ise malı mülkü ya da çevresi değil, yapmış olduğu mücahedeler ve bırakmış olduğu faydalı eserler olmuştur.

TOP