Salebe

Zengin olsam fakire de veririm, derdi,

Kendine zengin olmak imiş asıl derdi!..

 

 

MALA KARŞI ÇOK HIRSLI BİR ADAM

 

 

Ensar’dan Salebe, mala ve mülke karşı aşırı derecede hırslıydı. Zengin olmak istiyordu. Müslümanların zayıf, fakir ve mahrumiyet içindeki hayatlarına bakıyor, zengin olmanın ve onlara yardımcı olmanın gerekliliğine inanıyordu. Ya da kendi nefsini zengin olmak için bu bahanelerle ikna ediyordu.

Nihayet bir gün Peygamberimizin huzuruna çıkarak şöyle dedi:

- Ya Rasulallah! Allah’a dua et de zengin olayım. Müslümanlara yardımcı olayım.

Peygamberimiz Salebe'nin bu isteğine şöyle cevap verdi:

- Şükrünü yapabildiğin az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır. Hem Allah ve Resulü sana yeterli değil mi de mal istiyorsun?

Salebe vazgeçmedi. Bu cevap üzerine bir iki gün düşündüyse de, tekrar Efendimizin huzuruna çıktı. Şöyle dedi:

- Ya Rasulallah! Dua et de zengin olayım.

Bu sefer biraz canı sıkılmış halde olan Peygamberimiz şöyle buyurdu:

- Ben senin için kafi bir örnek değil miyim? Allah’a yemin ederim ki isteseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak arkamdan akıp geleceklerdi, fakat ben kabul etmedim.

Rasulullah'ın bu açık ve ikaz edici sözlerine rağmen, Salebe ertesi gün tekrar gelerek şöyle dedi:

- Seni Hak Peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, eğer beni zengin ederse, fakir fukarayı koruyacak, her hak sahibine hakkını vereceğim.

Salebe'nin bu kadar ısrarına dayanamayan ya da bizlere örnek olmasını sağlayabilmek için, Peygamber Efendimiz ellerini kaldırarak:

- Rabbim Salebe’yi istediği mala kavuştur…

Diye dua etti.

Salebe bundan sonra koyun alarak otlatmaya başladı. Koyunları şaşılacak bir hızla çoğalıyordu. Onlarla meşgul olan Salebe, camiye ve cemaate ara sıra katılabiliyordu. Halbuki daha evvel bütün namazlarını cemaatle kılardı. Kendisine “cami kuşu” derlerdi.

Salebe’nin kısa zamanda bereketlenip çoğalan koyunları, Medine ve civarına sığmaz oldu. Çöllerde vahalara ve sulak yaylalara gitme gereği ile karşılaşan Salebe, artık öğle ve ikindi namazlarına da gelemiyor, sadece cumaları mescitte görülüyordu. Nihayet koyunları, ona Cuma namazlarını da unutturdu.

Bir gün Peygamberimiz:

-Salebe’yi göremiyorum, nerdedir bilen gören var mı?

Diye sordu. Sahabeler:

- Koyun aldı. Koyunları buralara sığmaz olduğundan şimdi çöllerde, sürüsünün ardında dolaşıyor.

Dediler.

Rasulullah Efendimiz:

- Yazık oldu Salebe’ye!..

Buyurdu.

Günler günleri takip etmiş, Salebe’yi mal hırsı,  gittikçe Peygamberimizden ve Müslümanlardan uzaklaştırmıştı.

 

ZEKAT ZAMANI GELİNCE

 

Salebe’nin zekat verme günü gelip çatmıştı. Ya da zekat ayetleri nazil olmuş onun zekat mükellefi olduğu ortaya çıkmıştı. Efendimizin zekat memurları vardı. Onların görevi Müslümanlardan zekat mallarını ve paralarını tahsil etmek ve getirip devlet kasası olan beytülmale teslim etmek idi.

Efendimiz, Salebe’ye de memurlar göndererek zekat mallarını tahsil etme görevi verdi.

Salebe yüzünü buruşturdu:

-Siz de nerden çıktınız, malıma ortak mısınız?

Dercesine bir tavır takınarak istemeye istemeye zekat mallarını kendisi ayırdı ve memurlara teslim etti. Ama hayvanların en zayıflarını, en çelimsizlerini ve en hastalıklılarını seçmişti. Getirip Efendimize, yani beytülmale teslim etmek istediler.

Efendimizin canı çok sıkıldı ve:

-Salebe mahvoldu!

Buyurdu.

Bu sırada Salebe yaptığı büyük hatayı anlamış, memurlar gider gitmez, bu sefer hayvanlarının en gürbüzlerini ve en besililerini seçerek önüne katıp bizzat kendisi Efendimize vermek üzere getirmişti.

Peygamberimiz Salebe’ye döndü ve şöyle buyurdu:

- Senin zekatını almayacağım. Allah beni bundan men etti. Haydi git!

Salebe üzgün olarak ve zekatını verememiş olarak geri döndü.

Salebe her yıl, zekat günü geldiğinde hesapladığı zekatlar için getirdiği mallar hep reddediliyordu. Efendimiz hayatta iken ondan asla zekat almadı.

Peygamberimiz vefat etmiş, Hazreti Ebu Bekir halife olmuştu. Salebe hemen hesapladığı zekat mallarından oluşturduğu hayvanları sürüp Medine’ye getirmiş ve Hazreti Ebu Bekir’e teslim etmek istemişti. Halife kendisine:

-Resulullah’ın senden almadığı zekatları ben de alamam! Bunları geri götür!

Buyurarak reddetti. Bir daha Hazreti Ebu Bekir döneminde beytülmale zekat veremedi.

Hazreti Ebu Bekir’in vefatı üzerine Hazreti Ömer halife olmuştu. Salebe hemen mallarının zekatını hesaplayıp oluşturduğu sürü ile kapıya dayandı. Şöyle diyordu:

-Ya Emir El Müminin! Mallarımın zekatını getirdim. Bunları benden kabul buyur!

Hazreti Ömer’in rengi attı:

-Sen Rasulullah’ın kabul etmediği, Rasulullah’ın halifesi Ebu Bekir’in de almadığı zekat mallarını ne cüretle benim almamı teklif edersin! Hemen bunları al götür, yoksa kılıcımla boynunu uçururum!

Diye kovdu.

Hazreti Osman’ın hilafet yıllarında Salebe öldü. Zekatını veremeden öldü. Yani zekat borçlusu olarak öldü.

Son nefesini verirken kulaklarında Peygamberimizin şu sözleri çınlıyordu:

- Ya Salebe! Şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü yerine getiremediğin çok maldan hayırlıdır.

Böylece mal hırsı Salebe’nin hayatını mahvetmiş oluyordu.

Salebe olayı, biz yaşayan Müslümanlar için bir ibrettir. İnsanların mala karşı aşırı hırslı ve istekli olmaları, onların hayatlarını ve yaratılış gayelerini hedefinden saptırır ve farz olan zekatı dahi eda etmelerine mani olur.

Diğer taraftan bu olay, Asrı Saadet’te ve ondan sonra gelen dört halifeler devrinde zekat ibadetinin nasıl uygulandığını bize göstermektedir.

Bu konuyu biraz izah etmekte fayda görmekteyim:

 

ASRI SAADETTE ZEKAT NASIL UYGULANIYORDU?

 

Hepimiz biliriz ki, İslam’ın 5 şartı vardır:

1-Kelimei Şehadet getirmek

2-Namaz kılmak

3-Oruç tutmak

4-Zekat vermek

5-Hacca gitmek

Konumuz zekat olduğuna göre, diğer şartları atlayıp, o konuda genel bilgiler vermek gerekirse:

Önce zekatın yılda bir kere verilmesi gereken mali bir ibadet olduğunu, mükellefinin de, belli bir miktardan fazla malı bulunan Müslüman kişiler olduğunu ifade edelim.

Zekatın mükellefi zengin Müslümanlardır dedik, peki bu mükellefiyet kime karşıdır?

Elbette sonunda herkes hesabını Cenabı Allah’a verecektir ama, zekat konusunda Müslümanlar kiminle muhatap olacaktır?

Bu konuda bir Ayeti Kerime’yi hatırlamak gerekir:

Tevbe Suresi:

103. “Onların mallarından zekat al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir.”

Bu Ayet’in muhatabı ilk bakışta Peygamber Efendimiz olduğu anlaşılır. Elbette Peygamber Efendimiz, hem Ümmet’in Peygamber’i, hem de İslam Devleti’nin Başkanı’dır. Bu Ayet de, İslam Devleti’nin Başkanı olarak Peygamberimize bir esası tebliğ etmektedir. Bu esas da İslam devletinde zekatın devlet başkanı tarafından toplanacağı esasıdır.

O halde, zekat mükellefiyetinin muhatabı, İslam Devleti’nin Başkanıdır.

İşte Peygamber Efendimiz de bu ayetin emirleri gereği, Müslümanlığı kabul etmiş ve mallarıyla zekat mükellefi olmuş kişilerden zekat toplamak üzere memurlar görevlendirmiştir.

Bu memurlar da, aldıkları “zekatın mükellefinden tahsil edilip devlet hazinesine getirilmesi” görevlerini yapmışlardır.

Görüldüğü gibi zekatı tahsil etme görevi, zekat memurlarına verilmiş bir görevdir. Efendimiz döneminde ve takip eden Raşit halifeler döneminde zekatın fertten ferde verildiği, devlete, yani beytülmale verilmediği konusunda hiçbir belge mevcut değildir. Beytülmale toplanan zekatlar gene devlet politikası ile Kuran’da belirlenen yerlere sarfedilmiştir. Zekatın ilgili yerlere sarf edilmesi ayrı bir olay olup, Devlet Başkanına ait bir görev ve yetkidir.

Zekat memurlarının ücreti de, devlet başkanınca, yine toplanan zekatlardan verilmiştir. Zaten zekatın verileceği 8 yer arasında zekat işinde çalışanların ücretleri de mevcuttur.

İşte zekatın verileceği 8 yer:

Tevbe Suresi:

60. “Zekatlar Allah'tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, zekat toplayan memurlara, gönülleri İslam'a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihada, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.”

Bu Ayeti Kerime’de zikredilen, zekatın 8 adet sarf yerini alt alta yazarsak:

1-Fakirler

2-Miskinler

3-Zekat memurları

4-Kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar

5-Köleler

6-Borçlular

7-Allah yolunda cihad

8-Yolcular

Olmak üzere sınırları çizilerek hükme bağlandığını görürüz.

O zaman, İslam devletinde zekatın işleyiş tarzı şöyle olmaktadır:

1-Müslümanlar fıkhi hükümlere göre mallarından zekatı ayıracaklar.

2-Devlet başkanı bu zekatları kontrol ve tahsil edip devlet hazinesine getirip teslim etmek üzere zekat memurları görevlendirecek.

3-Zekatlar hazineye getirilip teslim edilecek.

4-Devlet Başkanı, toplanan bu zekatlardan, zekat memurlarının ücreti dahil, diğer 7 yere hangi miktarlarda ve nasıl dağıtım yapılacağına karar verip dağıtımı gerçekleştirecek.

Görüldüğü gibi Peygamberimiz ve ondan sonra gelen büyük halifeler döneminde, zekatlar hep böyle tahsil edilip dağıtılmıştır. Kişilerin veya kabilelerin kendi zekatlarını, kendi isteklerine göre vermeleri veya dağıtmaları katiyen söz konusu değildir.

Bu usulü değiştirmek isteyen, yani zekatlarını İslam devletine değil de, kendi kendilerine dağıtmak isteyen bir takım kabilelere, Hazreti Ebu Bekir’in savaş açmış olduğu İslam Tarihi’nde kayıtlıdır .

Buradaki devlet terimi elbette İslam devletini ifade etmektedir.

Salebe olayı insanın mal hırsını gözler önüne serdiği gibi, zekatın nasıl verileceği konusunda da bize ışık tutmaktadır. Zekat İslam devletinin en önemli gelir kaynaklarından biridir. Fertler de zekatlarını kendi isteklerine göre değil, devletin kaide, kural ve emirlerine göre vereceklerdir.

Salebe bir sahabedir. Zekatın nasıl ve kime verilebileceğini çok iyi bilmektedir. Zekat malları kendinden alınmayıp reddedildiği zaman, onları götürüp başka yerlerde muhtaçlara dağıtması halinde bunun zekat borcunu ortadan kaldıramayacağını çok iyi biliyordu.

 

 

 

 

TOP