Kabil

 

Şeytan dürttü, Kabil işledi o günahı,

İnsanoğlu ilk defa duydu o gün ahı…

 

 

 

HAZRETİ ADEM DÖNEMİNDEKİ DÜZEN

 

Cenabı Allah yeyüzünü insanların yaşayacağı şartları içerecek şekilde yarattı, dayadı döşedi. Sonra da ilk insan olan Hazreti Adem’i yarattı.

Yüce Allah Adem’i topraktan yaratmış ve ona ruhundan üfleyerek can vermiştir. Böylece insan fizik varlığı ile dünya hayatına, ruh yönüyle de mana alemine uyum sağlayabilecek bir güce sahip kılınmıştır. Zaten yeryüzünü insanın yaşayacağı şartlara göre önceden hazırlamıştı. İnsan kendisine verilen akıl, irade, hafıza, sabır, gazap gibi duygu ve yeteneklerle yüce Allah'ın özel önem verdiği bir varlık olmuştur.

Hazreti Adem ve sonra gelen peygamberlerin dönemleri ile ilgili tarihi ancak, Kuranı Kerim ve Efendimizin hadisi şeriflerinden öğreniyoruz. Diğer kutsal kitaplarda da bazı bilgiler var ama, bu kitapları insanoğlu kafasına göre tahrif edip, heva ve hevesine göre içine hükümler koyduğu bilindiğine göre, güveneceğimiz bir kaynak olarak bakamıyoruz.

Kuranı Kerim’de ilk insanın yaratılış sürecinin başlamasını okuyoruz:

"Bir zamanlar, Rabb’in meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti. Melekler: Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?.. Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyoruz, dediler. Allah da onlara: Şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi." (Bakara Suresi Ayet:30)

Hazreti Adem’in, arkasından da Hazreti Havva’nın yaratılışları, Meleklere Cenabı Allah tarafından saygı secdesi yapmalarının emredilmesi, Şeytan’ın bu emre uymayıp lanete uğraması, sonra cennete girişleri, cennette olan olaylar… Bunlar Kuranı Kerim’de anlatılmaktadır. Bu kitabın konusu bu olmadığından okuyucunun merakına havale ederek, biz Hazreti Adem ve Havva’nın yeryüzüne gönderilmeleri, Hazreti Adem’in peygamberlikle görevlendirilmesi, Şeytan’ın da batılı temsilen insanları Allah’ın yolundan çevirmek için uğraşmak üzere, Allah’tan izin almasından sonra yeryüzünde insan hayatının başlamasından itibaren olanlardan alıntı yapacağız. Hazreti Adem’in peygamberliğinden sonra Şeytan da göreve başlamıştır. Hak batıl mücadelesinde insanlık da imtihan olmaktadır. Hem de bu imtihan kıyamete kadar sürecektir. Peygamberler Hak yola davet edecekler, Şeytan ise, onları bu Hak yoldan saptırmaya çalışacaktır. Peygamberlerin gösterdiği Hak yolda gidenler sonunda mükafatını görecekler, Şeytan’ın saptırmasına kanarak, onun gösterdiği batıl yolda gidenler de cezaya çarptırılacaklardır. Şeytan insanları peygamberlerin gösterdiği Hak yoldan saptırabilmek için en çok üç tane yem kullanmıştır:

Servet,

Şehvet,

Şöhret…

Bu kitabın konusu bu üç yeme aldanıp Şeytan’ın yoluna sapanlardan uç örnek olacak kadar aşırıya gidenlerle, Şeytan ve kandırmalarına direnip bu üç yeme, hak ettiklerinden daha fazla değer vermeyip, Şeytan’ın tuzağına düşmeyenlerden insanlığa örnek olabilecek kişilerin hayatlarını özetlemek ve ibret alınmasını sağlamaktır.

 

HABİL VE KABİL OLAYI

 

İnsanlık tarihinde Şeytan’ın kandırarak yoldan çıkardığı ilk insan Kabil’dir. Şimdi Kabil’i ve yaptıklarını kısaca anlatalım:

Hazreti Adem’in getirdiği şeriat kaidelerine göre, insan neslinin türeyebilmesi için kardeşler arası evlilik meşru sayılmıştı. Hazreti Havva her doğumunda ikiz bebek doğurur, bu bebeklerin de biri kız biri de erkek olurdu. Kardeşler arası evlilik dediğimiz zaman da, bu ikizlerin birbirleri ile evlenmesi değil, bir batında doğan erkek evladın, diğer batında doğan kız evladı ile evlenmesi meşru sayılmıştı.

Hazreti Adem de evlatlarını bu usule göre evlendiriyordu. Düzen böyle devam ederken, Kabil bu kaideye başkaldırdı. Olay kısaca şöyle gelişti:

Hazreti Adem’in oğullarından Habil, diğer oğlu Kabil'in ikizi olan kız ile evlenmek istedi. Habil’in büyüğü olan Kabil daha güzel gördüğü ikizinin Habil ile evlenmesini istemedi. Çünkü bu güzel kız ile kendisi evlenmek istiyordu. Yani şehvet hissi onu adet, gelenek ve kuralları bozmaya zorladı. Hazreti Adem, Kabil'e ikizini Habil'e vermesini emrettiyse de, Kabil bu emre karşı geldi, ikiz kardeşini Habil’e vermedi. Hazreti Adem  bu duruma göre erkek evlatları olan Kabil ile Habil'in birer kurban takdim etmelerini emretti ve Hacc için Mekke'ye gitti.

Hazreti Adem Hacc’a giderken, Kabil ile Habil, kurbanlarını takdim ettiler. Habil, davar sahibi olduğu için semiz bir koyunu kurban etti. Kabil ise, sahip olduğu ekin mahsüllerinin kötüsünden bir demeti kurban olarak takdim etti. Gökten bir ateş inerek, Habil'in kurbanını yedi, Kabil’inkini yerinde bıraktı. Kabil buna öfkelenip, Habil'e:

-İkiz bacımla evlenemeyesin diye seni öldüreceğim.

Dedi. Habil de:

-Hazreti Allah ancak kendinden korkanların takdimini kabul eder.

Dedi.

Bu olaydan bir zaman sonra bir gece Habil, davar otlatmak için çıktığı çölden gelmedi, gecikti. Hazreti Adem, kardeşine bakması için Kabil'i gönderdi. Kabil gidip Habil'i gördü. Ona:

-Senin kurbanın kabul edilir, benimki kabul edilmez öyle mi?

Diye sorunca, Habil;

-Hazreti Allah, ancak sakınanların takdimini kabul eder.

Diye cevap verdi. Habil’in sahip olduğu servetlerden getirdiği takdiminin kabul, kendisininkinin de red edilmiş olduğunu düşünen, kardeşinin malının da kendisinin olmasını arzu eden Kabil, bu cevaba öfkelenir:

-Seni öldüreceğim!..

Der. Kabil'in öldürmekle tehdit ettiği Habil der ki:

-Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben, Alemlerin Rabb’ı olan Allah’tan korkarım.

Böyle demesi, Habil'in güzel huylu olduğuna ve Allah’tan  korktuğuna işaret eder. Kardeşinin yaptığı kötülüğe misliyle karşılık vermekten uzak durmuştur. Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği bir sahih hadise göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“İki Müslüman, kılıçlarıyla birlikte birbirlerinin karşısına öldürmek için çıkarlarsa, ölen de öldüren de ateştedir.”

Buradaki olay Kabil’in öldürmek için çıkması durumunda, Habil’in öldürme niyetiyle onun karşısına çıkmayacağını ifade etmesi şeklindedir.

Kabil yanındaki bir kaya ile ona vurdu ve öldürdü. Başka bir rivayette, uyumakta olan Habil'in kafasına bir kaya parçası fırlatarak başını ezdi. Bir başka rivayette ise boğazını şiddetlice sıkarak boğduğu ifade edilir. Canavar gibi dişleri ile parçalayıp öldürdüğünü de söyleyenler vardır.

Habil’in cesedi orta yerde beklemektedir. Bu cesedi ne yapacağını bilemeyen Kabil’in içinde bir pişmanlık da başlamıştır. Şeytan’ın kandırmasıyla işlediği cinayetin çirkinliğini işte şu yerde kanlar içinde yatan kardeşinin cesedine bakıp anlamaya başlamıştı. Başlamıştır ama, iş işten geçmiştir, alınan can artık geri gelmeyecektir. O sırada bir karga görmüştür. Karga yerleri eşmektedir. Kabil bundan ders alır ve Habil’in cesedini toprağa gömmesi gerektiğini anlar. Kendi kendine pişmanlık ifadelerini mırıldanarak cesedi toprağa gömer. Ama bu pişmanlık bir tevbe pişmanlığı değil, içine düştüğü çaresizlikten ve işlediği cinayete geçerli bir sebep bulamamasındandır.

Bu, insan oğlunun işlediği ilk cinayetdir. Şeytan’ın Kabil’i şehvet ve mal tuzağına düşürdüğü açıktır. Dünya için ahiretini mahvettiği de bir gerçektir.

Bu cinayeti Cenabı Allah örnek göstererek, haksız yere insan canına kıymanın vebalini ifade etmiş ve İsrailoğullarına kitaplarında katillerin cezası ile ilgili hüküm verdiğini Kuranı Kerim’de açıklamıştır.

 

İLGİLİ AYETLER

 

Hazreti Adem’in iki oğlu arasında geçen bu öldürme olayını Kuranı Kerim’den okuyalım. Maide Suresi:

Ayet 27 - Onlara Adem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyla oku. Hani, her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): Seni öldüreceğim demişti. Diğeri ise şöyle demişti: Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder.

Ayet 28 – Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben Alemlerin Rabb'ı olan Allah'tan korkarım.

Ayet 29 - Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.

Ayet 30 - Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

Ayet 31 - Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben, dedi ve pişman olanlardan oldu.

Ayet 32 - Bunun içindir ki, İsrailoğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.

 

ALINACAK DERSLER

 

Kabil’in bu cinayeti insanoğlunun ilk cinayetidir. Sebep olarak şehevi hislerinin arzu ettiği bir güzellik, bununla beraber mal edinme ve mülkiyet hırsıdır. Daha doğrusu şeytanın, onu bu güzelliği ve malı gösterip kandırmasıdır. Şeytanın kandırması ile dünyalık hislerinin etkisinde kalıp bu cinayeti işlemesi Kabil’i kitabımızın konusu yapmıştır.

Yukarıda da yazdığımız gibi bu dünyevi hevesler cinayet sebebi olarak ileri sürülecek bahanelerden değildir. Bunu o da, iş işten geçtikten sonra anlamış, yaptığı bu işten kendi kendine utanmıştır. Kabil’in tevbe ettiğine dair bir kayıt da yoktur.

İnsanlığın en başında, insan gibi ve Allah’a kul olmak amacıyla yaşayan bir insan tipi ile, mal sevgisini, heva ve heveslerinin tatminini her gayenin önüne koyan bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Böylece onlardan sonra gelecek olan insanların da bir kısmının Habil, bir kısmının da Kabil yaratılışlı olacağı yine insanoğluna gösterilmiş oluyordu.

Yine bir ilk olmak üzere, insanoğlu kendi cinsinden birisini öldürerek cinayet işlemiş oluyordu. Elbette işlenen ilk cinayetin sebebinin ise mal ve şehvet hisleri olması ayrı bir anlam taşıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

TOP