BAZI BİLGİLER ÇANAKKALEDEN

BAZI BİLGİLER

Türk askerinin savaşta bile ne kadar insancıl hareket et-miş olduğunu gösteren önemli bir olay yaşandı:
Fransız Zırhlısı Bouvet, mermi sağanağı altında büyük bir patlama ile birkaç dakika içinde sulara gömüldü. Yaklaşık 700 kişilik mürettebatından çok az kişi kurtulabildi. Düşman kurtarma işi için büyük bir çaba gösterirken, Türkler de bütün istih-kamlardan ateşi kesip, kurtarmanın başarılabilmesine yardımcı oldular.

*  *  *

Bouvet’in batmaya başlamasıyla, istihkamlardan tekbir sesleri yükselmeye başlamıştı. Cide’li Mehmet Çavuş, isabet e-den bir şarapnel parçası ile ağır yaralanmıştı. Yarasından oluk gibi kan boşalıyordu. Tekbir seslerini duyduğu anda ne oldu-ğunu sordu. Arkadaşları bir düşman gemisinin batmakta oldu-ğunu söylediler.
-Arkadaşlar ne olur bana da gösterin, dedi.
İki kişi Mehmet Çavuş’u kaldırarak siperlerin üzerinden batmakta olan gemiyi göstermeye çalıştılar. Halbuki o, o anda ruhunu teslim etmiş, şehadet şerbetini içmişti.

*  *  *

O gün Rumeli Mecidiye Tabyası gerçekten büyük işler başarmıştı. Buna mukabil düşman gemilerinin ateşini de üzerine çekmiş bulunduğundan, çok büyük hasara da uğramıştı. Muha-rebenin en şiddetli anları dahil, motoru ile iki sahil arasında gi-dip gelmeye, büyük bir cesaretle devam etmekte olan Müstah-kem Mevki Komutanı Cevad Bey, bu tabyanın çok büyük isabetler aldığını görmüş, karşı kıyıdan motoruna binerek Rumeli tarafına geçmiş ve tabyanın halini yakından görmek istemişti. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşırken, yakındaki bir ağacın al-tına uzanmış olan bir er dikkatini çekmişti. Yanına gidip sordu:
-Neyin var evladım?
Er, bu sesi duyduğunda ayağa fırlayıp esas duruşa geçti. Cevad Bey erin gözlerini kaybetmiş olduğunu fark etti.
-Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?
-Üzülmeyin kumandanım, benim gözlerim göreceğini gördü!..
Er, biraz önce batan düşman gemisini kasdediyordu.
Bu cevap karşısında Cevad Bey gözyaşlarına hakim olamadı.

*  *  *

Yapılan tesbitlere göre o gün ordumuz toplam 114 şehit vermişti. Dokuzu ağır olmak üzere çok miktarda topumuz tahrip olmuş, istihkamlarımızın birçok bölümleri hasara uğramıştı.
Düşmanın ölü sayısı 1 273, yaralı sayısı ise 647 olarak açıklanmıştır. 3 zırhlı gemileri batmış, 3 zırhlı gemileri de ağır hasarlı olarak adalara sığınmak zorunda kalmıştı. Yine düşma-nın mayın tarayıcı gemilerinden 7 tanesi batırılmış, 7 destroyerleri de ağır hasar almıştı.

*  *  *

18 Mart günü düşmanın, çoğu uzun menzilli, geniş çaplı ve seri ateşli olmak üzere, gemilerine montajlı olarak 506 adet topu mevcuttu.
Ordumuzun ise, pek azı uzun menzilli ve geniş çaplı ol-mak üzere, tek tek ateş edebilen toplam 78 adet topumuzla sa-vunma yaptığı kayıtlıdır.

NUSRET GEMİMİZİ TANIYALIM

En büyük vefasızlığımızı, bize büyük bir zafer kazandırmış olan, Allah’ın yardımının tecelli ettiği, Nusret mayın gemi-mize karşı göstermişiz. Gelin, Nusret’in hikayesini beraberce okuyalım:
Nusret 1911 yılında sipariş üzerine imal edilmiş ve 1913 yılında mayın gemisi olarak hizmete sokulmuştur. 40 mayın kapasiteli olan Nusret, 40 x 7,5 x 3,4 metre boyutlarında, 365 ton tonajında ve 15 mil sürat yapabilen bir gemidir.
1915 yılında Çanakkale Boğazı’nın tahkimatında, mayın döşeme hizmetlerinde kullanılmış, özellikle 17-18 Mart 1915, (Bazı kayıtlara göre de 7 – 8 Mart) gecesi Karanlık Liman’a döktüğü mayınlarla, düşman donanmasına bir tuzak kurulmuş, Al-lah’ın yardımı ile zaferin kazanılmasına vesile olarak dünya sa-vaş tarihine geçmiştir.
İsmi Osmanlı harfleri ile; nun, sad, ra ve te harfleriyle, Nusrat şeklinde yazılmıştır. Arapça bir kelime olup yardım anla-mına gelmektedir. Osmanlı’nın her şeyine karşı savaş açıldığı yıllarda; 1937 yılında geminin ismi de türkçeleştirilmiş ve ‘Yardım’ olarak değiştirilmiş ise de, bunun yanlışlığı kısa sürede anlaşıl-mış ve 1939 yılında eski haline yani ‘Nusrat’a çevrilmiştir. Za-manla ifade kolaylığı olarak ‘Nusret’ şekline dönüştürülmüştür.
1955 yılına kadar hizmet yapan Nusret, o yıl hizmet dışına çıkarılmış ve 1962 yılında özel bir şirkete satılmıştı. 1983 yı-lında gemiyi satın alan başka bir firma, postaları ve omurgası hariç olmak üzere her şeyini değiştirerek, kuru yük gemisi ha-line dönüştürdü. İsmini de ‘Kaptan Nusret’ şeklinde değiştiren firma, Mersin-Magosa arasında yük taşımacılığına başladı.
Talihsiz Nusret, 1990 yılında Mersin açıklarında alabora olarak battı. 9 yıl deniz dibinde kaldıktan sonra, gönüllü bir ku-ruluş tarafından kurtarılarak, Mersin Limanı’nın bir köşesine çe-kildi. Bu kitabın yazıldığı tarihlerde çeşitli kesimlerden gelen istek  üzerine Tarsus Belediyesi, Nusret’i restore edip eski haline getirmek için karar almış, bu kararın uygulanması çalışmalarına başlamışlardır.
Elbette alkışlanacak bir karar… Ama ne kadar geç alınmış bir karar. 87 yıldır bu tarihi eserimizi, göz bebeğimiz gibi koru-yacağımıza, aklımıza bile getirmemişiz.
Şimdi buna vefasızlık denmez de ne denir?
Bereket ki; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1982 yılında, Nusret’in sacdan birebir bir kopyasını yaptırıp, Çimenlik kale-sinde müze olarak hizmete sunmuştur.
Gönül arzu eder ki, Nusret’imiz orijinal şekliyle  müzeye dönüştürülmüş olarak, zafer kazanmamıza sebep olan mekanlardan münasip bir yerde ve en önemlisi de kalbimizde dursun.
Başka bir milletin böyle bir kıymetli eseri olmuş olsa, herhalde ona bizim davrandığımız gibi davranmazdı.

TOP