BEN ÇANAKKALE ŞEHİDİ YUSUF!

Ben Yusuf!
1312 doğumlu İbrahim Oğlu Yusuf, Samsunluyum!
19.Tümen, 57.Alay, 2.Tabur, 3.Bölük’te asker iken Çanakkale savaşlarında şehid oldum!
O günleri iyi hatırlıyorum! Hala heyecanını duyarım.
Geleli 10 gün oldu. Gece gündüz talim yapıyoruz. Burası Çanakkale’de bir köy. Bigalı diyorlar. Gelibolu’dan 5 saat yürütüldük geldik. Garip anama bir mektup bile yazamadım. Bahar çiçekleri yeni açıyor ama, hava hala soğuk.
O geceyi unutmak ne mümkün. Top sesleri ile ayağa fırladık. Ege Denizi tarafından geliyor sesler. Müthiş top sesleri. Bölük kumandanımızın sesi çınladı:
-Herkes savaşa hazır olsun. Silahlarınızı teçhizatlarınızı, çantalarınızı yanınızdan ayırmayın. Su bulanlar abdest alsın, bulamayanlar teyemmüm etsin! Biraz sonra şafak sökecek. Sabah namazlarınızı kılın. Şehitliğe hazır olun. Geri dönmek nasip mi bilinmez. Arkadaşlarınızla helalleşin!
Heyecanla bekleşiyorduk. Bildiğim ayetleri sureleri okuyordum. Güneş doğana kadar bekledik. Tümen kumandanımız Mustafa Kemal Bey’den emir gelmiş, yürüyüşe geçiyoruz. Bizi tepelere doğru yürütüyorlar. Karşıdaki tepeye Kocaçimentepe diyorlar. Yaklaştıkça top sesleri artıyor. Uzaklara düşen gülleler fark ediliyor. Kuytu yerlerden yürüyoruz. Duyduğuma göre 57 Alayın hepsi yollara düşmüş.
Saat sabahın 10 unu geçiyor. İşte tepeye yaklaştık. Savaş dedikleri bu olmalı. Top sesleri, makineli tüfek tarrakaları, bağırışlar, ıslıklar, ağlama sesleri kurşun vızıltıları… O ana kadar şaşkındım. Ne yapacağımızı bilemiyordum. Ama artık gerçek bir savaştaydık, ne köy, ne ana, ne baba, ne de başka bir şey aklıma geliyordu. Bu sesler beni alıp bir savaşçı yapmıştı. Siper kazmaya başladık. Bölüğümüzde bir hafızımız vardı. Yanık sesiyle Kuran okumaya başladı. Buralara Kanlısırt diyorlar. Aşağılardan insan bağırışları duyuyoruz. Allah Allah sesleri, tekbirler, Kuran sesleri duyuyoruz. Bunlar 27 Alayın askerleri imiş. Sabahtan beri direniyorlarmış. Düşman çok kalabalık ve ateş desteği müthişmiş. Denizden de gemi bombardımanları ile destekleniyorlarmış. Çok şehit ve yaralı olduğu anlaşılıyor.
Bölük Kumandanının gür sesi yankılandı:
-Askerler, şimdi Tümen kumandanından emir aldım. Şu aşağımızdaki tepeyi düşman ele geçirmiş. Hemen o tepeyi geri almamız gerekiyor. Evlatlarım işte gün bu gündür, Allah’ın bize verdiği nimetlerin şükrünü eda edeceğimiz gün bugündür. Hücuma geçiyoruz, şehitlerin üstüne basıp geçeceksiniz, yaralılara aldırış etmeyeceksiniz, tek bir hedefimiz var, tepeyi düşmandan temizlemek…
Tekbir getirin, selavat getirin, Allah’ı zikredin! Ölürsek şehidiz, kalırsak da gazi! Herkes süngüsünü taksın! Yürüyün evlatlarım! Allah rızası için ileri atılın! Hücuuummm!
Gözlerim artık düşmandan başka bir şey görmüyordu. Allah Allah diyerek ileri atıldık. Önce uzaktan tüfek atışı, sonra sel gibi yukardan aşağıya aktık. Şehit olan arkadaşlarımızın cesetlerine basıp ilerledik. Bizi görünce önce karşı koydularsa da, yıldırım gibi atılmamız karşısında kaçmaya başladılar. Çok sayıda düşmanı hakladık, siperleri ele geçirdik. Artık tepe bizimdi, ilk görevimizi başarmıştık. Savaş devam ediyordu, yağmur gibi mermi yağıyordu. Etrafımıza düşen gülleler dev çukurlar açıyordu. Bir çok arkadaşımız parçalanıyor, şehadet şerbetini içiyordu.

Ben Yusuf!
İbrahim Oğlu Yusuf!
Artık tek düşüncem vardı, saldırmak, öldürmek, kovalamak, zafer kazanmak, Allah’ın rızasını kazanmak!
Ele geçirdiğimiz tepeyi savunmaya çalışıyoruz, ama dayanmak zor. Daha çok düşman geliyor, daha çok öldürüyoruz, arkası kesilmiyor, geliyorlar da geliyorlar.
Çok sayıda şehidimiz ve yaralımız var. Ama onlarla hiç ilgilenemiyoruz.
Aşağılardan 27 Alayın askerlerinin bulunduğu yerlerden de canhıraş çığlıklar geliyor. Bir askerin bağırması hala kulaklarımdadır!
-Kumandanım! Etrafımız sarıldı 3 kişi kaldık, yardım edin! Takviye gönderin! Daha kalabalık geliyorlar! Yardım edin! Destek olun!
Biraz sonra sesleri kesildi. Şehit oldular sanırım. Bize de her taraftan saldırıyorlar, Allah’ım yardım et! Yardım et! Yardım et!..
 Tam 4 saat bu tepeyi savunduk. Ama çok zayiat var. Artık düşman hücumlarına dayanamaz olduk. Ne yapacağız? Geri mi döneceğiz? Ama bize bu yakışmaz. Bu tepe bize emanet. Teslim edemeyiz!
Derken bir ses yankılandı siperlerimizde…
-Askerler! Askerler! Beni dinleyin!
Bu ses onun sesiydi. Evet o Tümen kumandanımız Mustafa Kemal Bey’in sesi. Hem ateş ediyor, hem onun sesini dinliyorduk:
-Askerler! Şimdi düşmana hep beraber hücum edeceğiz! Ben size  hücumu değil şehitliği emrediyorum! Gün bu gündür! Hep beraber şehitliğe koşacağız! Bizler canımızı verirken kazanacağımız zaman içinde, arkadan yeni askerler yetişecek! Biz şehit olacağız ama, onlar vatanımızı kurtaracaklar. Haydi aslanlarım, şehitlik bizi bekliyor! Hücumm!
Bu emir, bu ses! Dağlar yankı veriyordu! İlahi sesler duymaya başladım! Haydi Yusuf! Hayata sarılmayı bırak, şehitlik seni bekliyor! Allah’ın rızası seni bekliyor! Bak kumandanın emir verdi! Daha ne duruyorsun, koş şehitliğe, koş gerçek kurtuluşa!

Ben Yusuf!..
İbrahim Oğlu Yusuf!
Bu ses cünbüşü içinde kanat taktım! Havalandım! Tüfeğim ölüm kusan bir mitralyöze dönüştü. Ucundaki süngü değil, Hazreti Ali’nin kılıcı Zülfikar’dı. Tırnaklarım kartal pençesi oldu, siperden fırladım ileri atıldım! Allah Allah! Diyordum. La ilahe İllallah, Muhammed ür Resulüllah! Allah’ım sana geliyorum, Allah’ım benden razı ol!
Önüme geleni mitralyözle biçiyordum, yanıbaşımdaki düşman sürülerini Zülfikar’la doğruyordum. O anda dişlerim aslan dişleri, pençelerim kartal pençeleri oldu! Hiç birini sağ komayacağım bu kafirlerin!
Sağıma soluma baktım, bütün arkadaşlar şahlanmışlardı. Siperden fırlayanlar kanatlanıyor göğe doğru uçuyorlardı. Hep beraber uçuyorduk. Kaçan düşman askerlerini artık takip etmiyorduk. Havalanmıştık.

Ben Yusuf!..
İbrahim Oğlu Şehid Yusuf!
Burası cennet! Şehitlerin mükafatı!
Sağa bakınca bizim bölük, sola bakınca, diğer bölükler, diğer arakadaşlar! 57. Alayın hepsi burada Elhamdülillah!
Allah’ım, biz ölmedik ki! Senin de değin gibi biz diriyiz. Ama geride kalanlar bizi anlayamazlar.
Allah’ım şehit olduğumuz yerleri görmek istiyoruz. Bizim ruhumuzu o topraklardan ayırma. Yine oraların manevi bekçisi olalım!

Ben Yusuf!..
İbrahim Oğlu Şehid Yusuf!
İşte şehid olduğumuz yerdeyiz. Etraf mahşer gibi kalabalık. Binlerce onbinlerce ziyaretçi… Bize dua edenler var. Kuran okuyanlar var. Ağlayanlar, rahmet okuyanlar… Ne yalan söyliyeyim, yabancı turist gibi güle oynaya saygısızca dolaşanlar da var…
Şurada bir gurup insan toplanmış. Orta yerde bir kişi konuşuyor. Kulak veriyorum, şöyle anlatıyor:
“Kumandanları 57 Alay’a şöyle emir verdi:
-Askerler! Şimdi düşmana hep beraber hücum edeceğiz! Ben size  hücumu değil şehitliği emrediyorum! Gün bu gündür! Hep beraber şehitliğe koşacağız! Bizler canımızı verirken kazanacağımız zaman içinde, arkadan yeni askerler yetişecek! Biz şehit olacağız ama, onlar vatanımızı kurtaracaklar. Haydi aslanlarım, şehitlik bizi bekliyor! Hücumm!
O günleri şöyle anlatıyor o kumandan Mustafa Kemal:
- Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani şehitlik muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında şehid olanı görüyor, üç dakikaya kadar kendisi de şehid olacak, biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kuranı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelimei Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Şehid oluyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur…
Muhterem ziyaretçiler, bu kahramanların hepsi vatanımızı ve mukaddesatımızı kurtarmak için şehid oldular. 57.Alay’dan sağ kalan yoktur!
Hemen aşağılarındaki 27 Alay da onlar kadar kahramandı. Onlardan da çok az kişi sağ kaldı.
Muhterem ziyaretçiler, Şu ayaklarınızın bastığı yerler bile şehit doludur. Boş topraklarda değiliz, lütfen ona göre hareket edelim.
Bunların mezarları yok. Akif’in şiirini hatırlayın:

Ey şehid oğlu şehid! İsteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber!”

Ben Yusuf!
İbrahim Oğlu Şehid Yusuf!..
Bu gün çok dua aldım.
Ya Rabbi!
Bana bu mertebeyi nasip ettiğin için sana şükürler olsun.

Ekrem Şama
08.11.2012

TOP