ERTUĞRUL GAZİ VE RÜYALARI

 ONU TANIYALIM

Bugünkü Doğu Anadolu Bölgemizde, Van Gölü’nün kuzeybatı taraflarında bulunan yeşil bir kasaba; Ahlat…
30’lu yaşlarının içinde bulunan bir bahadır yiğit, Ertuğrul. Babası Süleyman Şah, (Gündüz Alp ismiyle ananlar da vardır) Kayı Aşireti’nin çekip çeviren, yöneten komuta eden “Bey”idir.
Anadolu’yu baştan başa yakıp yıkmış bulunan vahşi haçlılar yenice kovulmuşlar, yıktıkları, yağmaladıkları hanelerden hala ah ü figanlar yükselmekte, yaktıkları yurtlardan hala dumanlar çıkmaktadır.
Ahlat ve civarı artık Kayı Aşireti’nin sürülerine dar gelmekte, daha geniş yerlere gidilmesi gerekmektedir. Hem doğuda bir Moğol belasının haberleri gelmeye başlamıştır. Bu kural tanımaz vahşilerin Ahlat’a gelip her şeyi berbat etme ihtimalleri de mevcuttur. Hakk’ın Rızası için cihad maksadıyla Orta Asya’dan Horasan ve İran yoluyla Anadolu kapısına kadar gelmiş olan ve Sultan Alparslan ile Malazgirt’te Bizanslıları perişan ederek, Anadolu’ya geçen Türkler arasında bulunan ve Ahlat’a yerleşmiş olan Kayı Aşireti, Müslüman olmayan Moğolların gelip yurtlarını talan etmesinden de çok çekinmektedirler.
Süleyman Şah yeni yurt arayışına girmiştir. Güneye ve kuzeye hem keşif, hem de Sultan Alaaddin Keykubat’ın ordusunda cihad görevini yerine getirmek için seyahatlere gitmektedir.
Miladi 1231 yılıdır. Süleyman Şah Suriye’de atıyla bir ırmağı geçerken boğularak vefat etmiştir. Suriye’de Caber denilen yere defnedilmiştir.
Bugün Caber halen “Türk Mezarı” olarak anılmakta, Suriye Devleti’nin sınırları içinde bulunmasına rağmen, sembolik olarak Türkiye Cumnuriyeti toprağı sayılmakta, Türk askerlerince ihtiram nöbeti tutulan sınır dışında bir mekan konumunu muhafaza etmektedir.
Süleyman Şah’ın vefatı üzerine Miladi 1231 yılında, 40 yaşında bulunan Ertuğrul, aşiretine “Bey” olacak, yurt arayışına babasının bıraktığı yerden devam edecektir.
Köklü bir İslam terbiyesi ile yetişmiş bulunan Ertuğrul Bey, Kayı aşiretini alıp Erzurum’a doğru yola çıkacaktır. Yolda bir muharebeye rastlamışlardır. Selçuklu askerleri ile Bizans kuvvetleri vuruşmaktadır. Müslümanlar mağlup olmanın eşiğindedirler.
Kayı Aşireti’nin askerleri çok azdır ama, cihad konusunda pişmiş, yetişmiş insanlardır. Ertuğrul Bey ve Kayı’nın bahadırları toplanarak, Hıristiyan ordusuna hücum etmişler, onların mağlup ve perişan olmasını sağlamışlardır.
Bu olay Selçuklu Sultanı’nı çok etkilemiş, kendilerine yurt olarak önce Ankara yakınlarında bir yer göstermiş, çıkılan gazalarda yararlılıklarını görünce de, Eskişehir yakınlarındaki kışlık Söğüt, yazlık da Domaniç olmak üzere Osmanlı Devleti’nin kuruluş mekanları olacak yerleri Kayı Aşireti’ne tahsis etmiştir. 
Kayı Aşireti Söğüt ve Domaniç’e yerleşmişti. Ertuğrul Bey de Selçuklu Devleti’nin bir uç beyi olarak gazalara katılır, çok büyük yararlılıklar gösterirdi.
Yapılan mücadeleler ekseriya Bizans’ın yarı bağımsız vilayetleri olan “Tekfurluk”larla olurdu. Tekfurlar (valiler) kaleler içinde otururlardı. Selçuklu uç beyleri ise, dağlarda ovalarda kışlayıp yazlarlardı. Kendilerini kılıçlarıyla korurlardı. Tekfurlarla aralarında sık sık problemler çıkar, küçük çaplı savaşlar olurdu.
Böyle küçük çaplı savaşlarla kısa süre içinde Karacahisar Bizans’tan alınarak Kayı’nın yurtlarına katıldı.
Ertuğrul Bey’in beyliği 50 yıl sürmüştür. Bu süre Kanuni Sultan Süleyman’ın 46 yıl süren saltanatından 4 yıl daha uzundur ve rekor Ertuğrul Bey’dedir.

BEY’LİĞİN İKİ SAFHASI

Ertuğrul Bey’in 1231 yılından 1281 yılına kadar olan Beylik dönemini iki bölümde incelemek doğru olur.
İlk dönem, gördüğü rüyalardan önceki dönemdir.
Bu dönemde Selçuklu Devleti’nin bir uç beyi olarak görev yapmıştır. Bu dönemdeki Ertuğrul Bey’i ve mücadelelerini incelediğimizde şu tespitlere ulaşabiliriz:
Kayı Aşireti’ne verilmiş bulunan yurtları, Bizans Tekfurluklarına karşı korumak. Kayı Aşireti’ni muhtemel başka tecavüzlere karşı koruyabilmek. Kayı’nın malının mülkünün her türlü saldırılara karşı emniyetini sağlamak.
Kayı aşireti mensuplarını ilmi, dini ve kültürel olarak yetiştirmek, göçebelikten yerleşik düzene geçmek için gerekli altyapı çalışmalarını yapmak.
Selçuklu Sultanı’nın verdiği görevleri bir uç beyi olarak yerine getirmek. Böylece kendilerine verilmiş bulunan yurtları ileride ihtiyaç oldukça genişletebilme imkanlarına kavuşmak.
İkinci dönem ise, meşhur rüyalar ile başlayan dönemdir.
Bu dönemi, gördüğü rüyalarının icap ettirdiği çalışmaları yerine getirme gayreti ile geçen dönem olarak vasıflandırabiliriz.
O zaman önce bu rüyaları anlatmakta fayda vardır.
 
ERTUĞRUL BEY’İN RÜYALARI

Ertuğrul Bey, Kayı Aşireti’nin Beyi’dir. Gerek aşiret içinde gerekse civarda bulunan ilim, fikir ve tasavvuf adamlarını sık sık ziyaret eder, sohbetlerinde bulunur, feyzlerinden istifade ederdi. Hem kendisi bunları yapar, hem de halkının böyle yapmasını isterdi.
Anadolu’nun hemen her merkezinde bulunan ve Horasan Erenleri de denilen bu ışık insanlar irşat çalışmalarını yapıyorlardı. Haçlıların ve Moğolların yapmış oldukları katliamlar sonucunda Anadolu’da yetişen ve dışarıdan göç yoluyla gelen insanlar bu ışıkların etkisiyle aydınlanıyor, İslam’ın ne olduğunu, tasavvufun, tarikatın ne olduğunu, cihadın, gazanın ne demek olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini, İlayı Kelimetullah’ın ne anlama geldiğini, nasıl olması gerektiğini, dini emir ve yasakların nasıl uygulanacağını öğreniyor ve kültürleri buna göre şekilleniyordu. Bu ışık insanları sayarsak en başta Mevlana Celaleddini Rumi, Hacı Bektaşı Veli, Tapduk Emre, Yunus Emre, Şeyh Edebali, Dursun Fakıh ve benzerlerinin isimleri gelmektedir.

İlk Rüyası:

Ertuğrul Bey her zaman olduğu gibi yine bir ilim adamını ziyarete gitmiştir. Akşamdan geç vakte kadar Kuran ve ahkamı üzerine sohbet yapılmış, ayetlerin hayatımızdaki yeri ve Kuran’a gösterilmesi gereken saygı hakkında görüşler dile getirilmiştir. Kuran ahkamının tutulması, hükmünün yeryüzüne yayılması ve Allah yolunda cihad edilmesi konularında ilerleyen saatlere kadar sohbet edilmiştir.
Sıra yatmaya geldiğinde Ertuğrul Bey’e mütevazi bir oda gösterilmiştir. Tam yatağa yatıp istirahat edeceği zaman duvarda asılı olan Allah’ın Kitabı Kuran dikkatini çekmiştir. Alıp biraz okumuş, sonra tekrar yerine yerleştirmiştir.
Ama akşamki sohbetin etkisinde kaldığından ve Kuran’a saygı gösterilmesi gerektiği aklına yer ettiğinden dolayı, bir türlü ayaklarını uzatıp yatamamaktadır. Aynı odadayken yatmak bu yüce kitaba saygısızlık olacaktır. Bütün gece yatamaz ve uyuyamaz. Ancak sabaha karşı kendinden geçmiş ve uyuyakalmıştır. Bu kısacık uykusunda bir rüya görmüştür. Rüyasında ona şöyle bir ses işittirilir:
“Madem ki sen Kelamı Kadim’e bu kadar tazim ettin; evlad ü ayalin neslen ba’de neslin şan ve şerefe nail olup, beyn en nas hürmete mahzar olacaklardır.”
Yani; “Madem ki sen Yüce Kitab’a bu kadar hürmette bulundun, evlat ve ailen, nesilden nesile, insanlar arasında izzet ve şerefe nail olacak, hürmet göreceklerdir…”

İkinci rüyası:

Ertuğrul Bey sonraki gecelerin birinde yine bir rüya görmüştür:
Rüyasında evinin ocağından bir su kaynamaktadır. Kaynağı bol ve temiz olan bu su, kaynadıkça çoğalır ve büyük bir deniz olur. Daha sonra da yeryüzünü kaplar. Bu rüyayı gördüğünde Konya’da bulunmaktadır. Selçuklu Sultanı kendisini yeni bir gaza talimatı vermek için çağırmıştır. 
Konya’da tanıdığı ve hürmet ettiği bir şeyh vardır. Sultan Alaaddin’in maiyetinde bulunan bu ilim adamının ismi de Abdülaziz Efendi’dir. Ona gider, rüyayı anlatıp tabir etmesini rica eder.
Abdülaziz Efendi bir müddet tefekküre dalar ve şöyle söyler:
“Senden meydana gelecek bir sülale, yeryüzünün tamamına yahut büyük bir kısmına hükmedeceklerdir.”
Bu rüyadan birkaç gün sonra oğlu Osman’ın doğumu kendisine müjdelenmiştir.

 ERTUĞRUL GAZİ DEĞİŞİYOR

Gördüğü bu rüyalardan çok etkilenen Ertuğrul Gazi’nin, Beyliği’nin ikinci dönemi böylece başlamıştır. Artık attığı her adımı hesaplı atmaya gayret edecek, kendinden türeyecek ve cihana hakim olacak bir sülalenin gelişinde, hazır bulmasını istediği ortamı ve şartları oluşturmaya çalışacaktır.
Attığı adımlarda Kayı’nın günlük menfaat ve ihtiyaçlarını değil, kurulacak bir devletin şekillenmesini hazırlayacak şartları oluşturma amacını güdecektir.
Aşireti içinde çok değerli ileri gelenler bulunuyordu. Bunlardan bazıları şunlardır:
Hasan Alp,
Uygut Alp,
Akça Koca,
Konur Alp,
Turgut Alp,
Saltık Alp,
Abdurrahman Gazi,
Akbaş Mahmut,
Samsa Çavuş,
Kara Mürsel,
Kara Oğlan,
Kara Tekin
Bu değerli insanlarla daima istişare eder, onları hep yakınlarında bulundururdu.
Üç oğlu vardı:
Gündüz Bey,
Sarı Yatı ve
En küçükleri Osman Bey. 
Ertuğrul Bey evlatlarının ilim tahsil etmeleri ve öğreneceklerini uygulamaları için çaba sarf etmeye başlar. Kendisi hastalandığı zamanlarda ve yaşlılığında ekseriya oğlu Osman’ı  yerine gazalara ve seferlere göndererek tecrübe kazanmasını sağlıyordu. Gerektiğinde Selçuklu Sultanı’ndan sefer emri aldıkça Konya’ya onu da gönderiyordu.
Osman Konya’da da çok seviliyor, kendisine “Osmancık” lakabı takılıyordu. Az askerle, büyük cesareti sayesinde kalabalık düşmanları kolaylıkla dağıtıyordu. 
Osman’ın cömertliği, adaleti, üstün ahlaki meziyetleri, askeri kabiliyetleri, ilme ve alime önem vermesi, büyüklerin hatırını hoş tutması gibi hasletleri kısa zamanda her yerde konuşulur olmuştu.
Beyliğinin bir de ışığı vardır:
Şeyh Edebali.
Ertuğrul Bey, Edebali’yi çok sevmekte, attığı her adımı ona danışmakta, onun gösterdiği istikamete gitmektedir. Bir öğrenci, bir mürit ve ilme susamış bir Müslüman evladı olarak, Şeyh Edebali’nin dizinin dibine çöker, ilmi, irfanı, cihadı, zikri, ibadeti hep ondan öğrenmek için zaman ayırırdı.

OĞLU OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ

1281 yılının içindeyiz. Ertuğrul Gazi son nefesini vermektedir. Oğlu Osman’a diyecekleri vardır. Bu onun son sözleridir. Dikkatle okunduğu zaman bu vasiyet sadece Osman Gazi’ye değil, soyundan gelecek tüm sultanlara ve padişahlara edilmiş bir vasiyet gibidir. Hatta bu vasiyet, günümüzdeki devlet başkanlarına ve yetkili yerlerde görev yapan devlet adamlarına edilmiş bir vasiyet olarak da sayılabilir.
Vasiyet şudur:

“Bak oğul!
Geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez.
Osman!
Geçmişini bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini bil ki, nereye gideceğini bilesin.
Oğul!
Beni kır, Şeyh Edebali’yi kırma. O bizim boyumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz.
Bana karşı gel, ona gelme! Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim, ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz, baksa da görmez olur.
Oğulcağızım, bu sözlerim Edebali için değil, senceğiz içindir.
Bu dediklerimi vasiyetim say!
Oğul!
Durmaya ve dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre ise çok az!..
Ey oğul!
Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizalar (farzlar)  din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamberi Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de, şer'i şerifin dışına çıkmazdı.
Zulümden, bidatten sakın. Zulme ve bidate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar.
Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir, böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. Beytülmali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!..
Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın.
Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.
Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..
Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar.
Askeri erkanı iyi koru!.. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..
Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca İnayeti Celilei Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Dini Muhammedi'yi ve ashabını, başta sana tabi olanları koru.
Allah'ın hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile, zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüsde Allah'ın yardımına güven.
Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan.”

Bu vasiyeti yapan, Osmanlı Devleti’nin kurucusunun babasıdır ve oğluna yapmaktadır. Vasiyete bakarsak tüm Osmanlı dönemini, hatta günümüz devlet adamlarını irşad edici ve yol gösterici mahiyette olduğunu görürüz. Hemen hemen tüm Osmanlı sultanlarının bu vasiyete uymaya gayret ettiklerini anlıyoruz. Bu vasiyetteki hükümlerin aksine davranıldığı zamanlarda ise, devletin çok büyük zararlara uğradığını, yıkıma gittiğini de herkes bilir.

VEFATI

Ertuğrul Bey, Kayı Aşireti’nin yurt tutması, ilmin, kültürün aşiret fertleri içinde yaygınlaşması, İlayı Kelimetullah uğrunda cihad ve nihayet soyundan geleceği kendisine rüyasında müjdelenen Kuran’a hürmetkar ve onun hükümlerini yeryüzüne taşıyacak olan evlatlarına, müsait zemin hazırlamak için çok çalıştı. 50 yıllık beyliği dolu dolu geçti.
Yoruldu, yaşlandı ama Edebali ve diğer ilim adamlarının gösterdiği yoldan şaşmadı. Onların da işaret ettiği hedeflerin hayata geçmesi için azimle her türlü gayreti gösterdi.
Miladi 1281 yılında ise, yukarıdaki vasiyetleri oğlu Osman’a, dolaylı olarak da soyundan gelmesi beklenen beylere yaptıktan sonra ve torunu Orhan Gazi’nin doğduğunu haber aldıktan sonra vefat etti.
Cenazesi Söğüt kasabasında toprağa verildi.
Kendisinden 6 asır sonra gelip Osmanlı tahtına oturan torunu 2.Abdülhamid Han, saltanattayken Osmanlı soyuna büyük önem verdi. Devletin kurucularının ve ona ilk harcı koyanların türbelerini yaptırdı, tarihlerini aydınlattırdı. Kendinden sonra anılmaları için zemin hazırladı. Ertuğrul Bey için de Söğüt’te güzel bir türbe yaptırdı. Ayrıca Ertuğrul Bey’in babası Süleyman Şah’ın da Suriye’de bulunan mezarının üzerine bir türbe yaptırdı.
Ertuğrul Bey Kayı Aşiretinin Karakeçili sülalesindendi. Soyundan gelen beyler de tabii olarak bu sülalenin devamıdır.
2.Abdülhamid Han Karakeçili sülalesine büyük önem verdi. Kendi özel muhafızlığını yapan askeri birliği Karakeçili sülalesinden gelen fertlerden oluşturmaya özen göstermiştir. Çünkü bu sülaleden gelen fertlerin asla kendisine ve Osmanlı’ya ihanet etmeyeceğini düşünüyordu.

RÜYANIN GERÇEKLEŞMESİ

Ertuğrul Bey’in gördüğü rüya tamamiyle gerçek olmuştur.
Osman Gazi ile onun devam eden soyundan gelen beyler, sultanlar ve padişahlar,  6 yüzyıldan fazla şan ve şerefe nail olmuşlardır. Nesilden nesile izzet, ikram ve saygı görmüşlerdir.
Ataları Ertuğrul Bey nasıl Kuran’a saygı göstermiş ise, kendileri de her nesilde Kuran hükmünün yeryüzüne yayılması ve uzak diyarlara götürülmesi konusunda ellerinden gelen gayreti sarf etmişlerdir. 
Osmanlı sülalesi içinde, padişah olanlar arasında, cesaret sahipleri, çekingenler, akıllılar, akıl zafiyeti olanlar, komutan vasıfları ön plana çıkanlar, ilim adamı vasfı ağır basanlar, hem ilimde hem de askerlikte üstün vasıfta olanlar, becerikliler, beceriksizler; velhasıl her vasıfta ve karakterde insanlar gelmişlerdir. Şurası kesindir ki, ataları Ertuğrul Gazi’nin Kuran’a saygısı sonrası, kendisine malum olan Kuran’ın hükümlerinin yeryüzüne yayılması ve ona saygılı olunması gayesinden ayrılan tek bir padişah gelmemiştir.
Çok enteresandır:
Ertuğrul Gazi’nin sülalesinden kendisi hariç 36 tane bey ve padişah gelmiştir. Sonuncuları da 1918 yılında, yani Osmanlı’nın son yıllarında tahta çıkmış olan Sultan Vahidettin Han’dır. Onun bir sözünü nakledelim:
“Bizim hanedanımızdan her türlüsü gelmiştir. Sarhoşu gelmiştir, zalimi gelmiştir, delisi gelmiştir, aptalı gelmiştir; fakat dinsizi gelmemiştir. İçimizde dine karşı en gevşeği olduğu zannedilen Sultan Abdülaziz Han bile, son nefesinde Kuran’a sarılarak öyle ruhunu teslim etmiştir. Şehit edildiği anda kanına bulanmış olan Mushafı Şerif’i halen Yıldız Kütüphanesi’ndedir.”
İşte bu sözler Ertuğrul Bey’in gördüğü rüyanın sadık bir rüya olduğunu bizlere ispat eden en önemli delildir.
Ertuğrul Bey’in vefatı üzerine toplanan aşiret mensupları, küçük oğlu Osman’ın Bey olmasını istediler. Ertuğrul Bey’in kardeşi Dündar Bey buna muhalefet etti. Bu muhalefetini bir müddet devam ettirdikten sonra, çoğunluğun onu istediğini ve başarılarını görünce, Osman Bey’in beyliğine razı olmak zorunda kaldı. 
Selçuklu Sultanı ise, zaten tanıdığı ve şöhretini bildiği Osman Bey’i, Kayı Aşireti’nin Bey’i ve Selçuklu’nun Uçbey’i olarak kabul etti.
 

 

TOP