RÜYA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

 
Rüya insanların uyku halinde gördüğü ve yaşadığı olaylara ve kalbine gelen ilhamlara adını veren bir tabirdir. Arapça rüyet, yani görmek kelimesinden türemiştir.
İnsanoğlunun tarihi kadar eski olan rüya onun, yaratılışından itibaren başlamıştır. Yani rüya görme olayı Hazreti Adem ile başlamıştır.
Rüya ve rüya ilmi hakkında bazı bilgileri burada özetlemek istiyorum. 
Rüya, Allah’ın kullarıyla irtibatını gösteren, varlığına ve yakınlığına, dünyasına ve dinine, ölüme-hayata ve hayattan sonraki her türlü aleme işaret eden en önemli ve kapsamlı delillerinden sayılmıştır. Hazreti Adem'le başlaması ve insanlığın aydınlatıcısı olan peygamberlerin halleri, rüyanın bizzat insanı ilgilendiren bir olgu olduğunun en önemli göstergesidir. Kuranı Kerim’in bize bildirdiği önceki insanların ve onlara gönderilen peygamberlerin hadiselerini şöyle bir hatırlarsak, insanlık tarihi hakkında diğer bilgilerimizi de göz önüne alırsak, Hazreti Adem’in tevbesinin kabul oluş müjdesi, Hazreti Havva ile buluşması, Hazreti Nuh’a gemiyi nasıl inşa edeceğinin öğretilmesi, Hazreti İbrahim’in oğulları olan Hazreti İshak ve Hazreti İsmail'in doğum müjdeleri, Hazreti İsmail ile Hazreti Hacer annemizin Mekke’ye yerleşmeleri, Kabe’nin yerinin kendilerine bildirilmesi, Hacerülesved’in bulunup getirilip yerine konulması, kurban olayı ve bu konudaki emirlerin tebliğ edilmesi gibi birçok olayın rüyanın önemine işaret ettiği bilinmektedir. Hazreti Yusuf’un rüya tabirleri başlı başına bir surenin konusudur. Rüya ilmine işaret eden ayetler ve hadisler, hatta müstakil olarak Yusuf  Suresi, insanlığın dikkatini bu ilmin önemine çekmekte ve bu konu hakkında tefekküre sevk etmektedir.
Rüya konusunda çeşitli hadisi şerifler vardır. Bunlardan bir iki tanesini burada zikredelim.
Resulullah Efendimiz:
“Nübüvvet gidicidir fakat mübeşşirat kalıcıdır.”
Buyurunca Sahabe-i Kiram:
“Mübeşşirat nedir ya Resulallah?”
Diye sordular.
Efendimiz cevaben:
“Salih rüyadır.”
Diyerek açıkladı.
Buradaki salih rüya tabirine dikkat çekmek isteriz. Bir başka hadisi şeriflerinde Fahrı Alem efendimiz buyurdular ki:
“Nübüvvet kırkaltı kısımdır, nübüvvetin kırkaltı bölümünden biri de salih rüyadır.”
Alimler bu hadisi şerifi izah ederken, Kuranı Kerim'in indirilişinin yirmi üç senede gerçekleşmesine ve bu zaman zarfında altı aylık bölümün de rüya ile tamamlanmasına işaret ederek, yirmi üç senenin kırk altıda birinin de altı ay oluşuna dikkat çekerek, tarifin tesadüfi olmadığını vurgulamışlardır. Hülasa Rüya, Cenabı Hakk'ın vahyine mazhar olan peygamberlerin de birçok güzelliğe ve bilgilere erdirilmesi, müminlerin birçok müşküllerinin halline ve müjdelere mazhar olmalarına kapı açmıştır. Bu açılan kapıdan, sayısı ancak Cenabı Hakk tarafından bilinmekte olan sayısız kişiler faydalanmışlar ve kıyamete kadar da faydalanacaklardır.
Kitabımıza konu aldığımız Osmanlı Padişahlarının bir çoğunun da, bu tür rüyalardan faydalandıkları, geleceğe ait bazı iyi ya da kötü olayları rüyaların tabiri ile tahmin ettiklerini görüyoruz. Elbette bunların tamamının Allah’ın irade ve işaretiyle olduğunu hiç unutmamak gerekir. Kainatta hiçbir zerre ve olay, Cenabı Hakk'ın iradesi, izni ve müsaadesi olmadan mevcut olamaz. Osmanlı Padişahlarından bir çoğunun tasavvuf  ile meşgul olduklarını tarihler yazıyor. Tasavvuf; saflaşma kelimesinden türetilmiş bir tabir olarak, gönül saflığını ve Allah’a yaklaşmayı ifade eder. Bu yönüyle de baktığımızda, Padişahların kendilerine rüya ile bir takım yollar çizdikleri sonucuna varıyoruz.
Rüya bizim idrak edebileceğimiz aleme gelmeden evvel hangi alemden zuhur etmişse, o kaynağa göre şekil alır. Başka bir deyişle, kaynağı itibarıyla rüya üç kısımdır:
Birincisi, Hakk Teala tarafından bizzat kuluna gösterilen rüyadır.
Bu tür rüyalar yoruma muhtaç olmaksızın olduğu gibi zuhur eder. Filanca yerde filanca kişiyi gördüm dersiniz, sonra o rüyanın aynen çıktığını görürsünüz. Bazen böylesi rüyaları unutur, zuhur ettikten sonra hatırlarız.
-Hayret, ben bunu daha evvel yaşamıştım!
Dediğimiz haller, hafıza kaymasından başka, Allah Teala tarafından gösterilen rüyaların unutulup, sonra yaşadığımız bir hatıraymış gibi hafızamızda yer etmesinden kaynaklanır. Bu çeşit rüyaları herkes görebilir. Bazen ikaz bazen de yakınlık işareti olarak kabul edilirler.
İkincisi Allah’ın, melekleri vasıtasıyla gösterdiği rüyalar.
Bu rüyaların farklı farklı yorumu, açıklaması ya da tevili olabilir. Ehil olan kişiler bu rüyaları gördüğünde veya dinlediğinde açıklayıp anlayabilir.
Üçüncüsü insanların nefislerinin, şuuraltlarının, bedeni rahatsızlıklarının, şeytani ya da nefsani vesvese ve vehimlerin yansımasıyla şekillenen ve rüya zannettikleri bir takım olgulardır.
Bu tür rüyaların ne tabiri ne de tefsiri olur. Ancak insanın düştüğü sıkıntıları ve hastalıkları ortaya koyması açısından belki hekimlerin ilmi sahasına giren olaylardandır. Bu şekilde görülen rüyalar belki bazı ruhi ve akli hastalıkların tedavisinde yol gösterici olabilir. Günümüzde de hastalıkların tedavisinde, hekimler hastalarının rüyalarını dinlerler. Fakat bu tür rüyalar dini açıdan bakıldığında manevi ve ruhi derecelere basamak teşkil etmez.
Kişilere rüyalar, uykuda iken, uyku ve uyanıklık arasında ya da uyanıkken gösterilebilir. Bazı kimselerin;
-Ben şöyle şöyle gördüm fakat rüya değildi, uyanıktım.
Diye söylemesi uyanıkken rüya gördüğüne delalet eder. Mesela Peygamberimizin sünnetlerinden biri olan istihare olayında uyumak şartı yoktur. Uyanıkken de istihare yapılacak hususta sonuca ait işaretler almak mümkündür. Yani istihare yapan kişi neticeyi mutlaka uykuda alacak diye bir kaide yoktur. Zira uykunun arif insanlar ve kalbi uyanık mü'minler için çok farklı bir vechesi vardır. İnanmış kalpler uyku haliyle kendi benliklerinden sıyrılıp ilahi hüviyete sahip olan benliklerini vahdet denizine daldırabilirler. Böylece nefsin kayıt ve meşguliyetlerinden bir müddet kurtulup tecelliyi herhangi bir karışıklık olmaksızın berrak bir şekilde seyretmek için uyku elbisesine bürünürler. Tasavvuf edebinde böyle uyuyanlara "mihman",  yani Cenabı Hakk'ın birlik alemine misafir olanlar denir. Yoksa uyanıkken de, vahdet halinden uzaklaşmayan ve anlayış bulanıklığına düşmeyenler için istihare ve benzeri durumların neticesi alınır. Buradan anlaşılıyor ki vahiy, ilham, feraset ve rüya aynı kökten kaynaklanır. Kulların derecelerine ve haline göre zuhur eder.
Aşağı yukarı hepsi de aynı anlama gelen güzel, sadık, salih ve sahih rüyaları görmek, tabii ki tamamıyla insanın elinde değildir. Fakat güzel işler yapan, ibadetle, taatle, salih amelle meşgul olan, cihad ehli olan, zikrullaha, tesbihata devam eden kulların rüyalarında da güzellik ve farklılık kendisini gösterir. Kaide değildir belki ama, hayırlı amellerle geçirilmiş bir günün akşamı da güzel olur, rüyası da. Sadık rüya tabirine dikkat çekilmesinin bir sebebi de şudur: Peygamber Efendimiz'in :
“Sadık kişilerin rüyaları da sadıktır.”
Mealindeki sözleri işaret etmektedir ki, salih ve doğru insanlar doğru haberlerle, faydalı ilimlerle Allah’ın hikmetiyle takviye edilebilirler. Elbette Osmanlı Padişahlarının, ta devletin kuruluşundan itibaren İlayı Kelimetullah ve Cihad ile kendilerini vazifeli sayarak o yönde ameller işlemeye gayret etmeleri, bizi Cenabı Allah tarafından bazı teyit ve takviyelere mazhar edilmiş olmalarının kabulüne sevketmektedir. Nitekim gerek Ertuğrul Gazi’nin, gerek Osman Gazi’nin bu türden rüyalar gördükleri ve adeta Kuran nizamının tüm yeryüzüne yayılması için görevler almış oldukları bu türden kabuller arasındadır.
Rüya tabiri ilmi aslında ilmi ledün, yani sırrı Allah katında mahfuz ilimlerden biridir. Nitekim Hazreti Yusuf’'un Cenabı Allah'a hamd ederken, bu ilmi kendisine bahşettiğini ifade etmesi, rüya ilminin bir ilmi ledün olduğuna işaret etmektedir. 
Resulullah Efendimiz'in, bilhassa sabah namazlarından sonra Ashabı Kiram’a:
“Suali olan var mı, rüya gören, rüyası olan var mı?”
Diye sordukları kitaplarda açıklanmıştır. Kendilerinin de bazen rüyalarını anlattıklarını, yine rivayetlerden bilmekteyiz. Günümüzde rüyaya itibar edilmemesi gerektiğini, bunun boş ve lüzumsuz olduğunu, kişiyi aldattığını, hatta dini hayatımızda çok da lazım olmadığını ileri sürenler mevcuttur. Peygamber Efendimiz'in hayatından ve gördüğü rüyalardan örnek verilip, bunun boş bir şey olmadığı ifade edildiğinde ise:
-Onlar peygamberdir, tabii ki gördükleri rüya çıkacak! Biz nasıl buna dayanarak kendi rüyalarımız hakkında aynı şeyleri bekleyebiliriz?
Gibi cevaplar vermektedirler.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki; bu sözleri sarf edenlerden bir kısmı Ümmeti Muhammed'i tembellikten sakındırmak ve salih amellere teşvik etmek ve dikkatlerini günlük hayatlarındaki hal ve harekata çekmek için yapmaktadırlar. Rüyaların peşine takılarak namazsız, abdestsiz, cihadsız ve gayretsiz yaşayan kimseleri gördükçe bu uyarıların çoğu zaman yerinde olduğunu düşünmemek elde değildir. İşin bu yönü ve bu maksatlarla yapılan uyarılar doğrudur. Gerçekten de bugün rüya kitaplarının en çok satan ve en çok okunan kitaplar olması, insanların bu konuda tefrite düştüklerini bize gösteriyor. Herkes kendi rüyalarından çok önemli sonuçlar çıkacağı zannıyla akşam sabah meşgul olmaktadır. Elbette bu düşünce yanlıştır.
Ancak rüyayı ve gösterdiği işaretleri toptan yok saymak,   günümüzde rüyanın ehemmiyetinin olmadığını iddia etmek cüretine kadar işi götürmek de, Kuran ve Sünnet’e dayanan rüya gerçeğini gözden kaçırmak anlamına gelmektedir. Bu iddiada olanlar:
-Sen peygamber misin ki, senin rüyan çıkacak?
Diyerek bu ilimden ve bu ilim hakkındaki ayet ve hadislerden ne kadar uzak düştüklerini göstermektedirler. Halbuki konu ile ilgili yüzlerce delil mevcuttur ki, rüya günümüzde de, kıyamete kadar da işin erbabı için yol gösterici ve işaret verici haller olarak zuhur ederler. Ama herkes için değil elbette. Cenabı Allah’a kullukta gayret eden ve ona gönül verenler içindir bu haller. Yani rüya, İlahi bir yol göstermedir. Cenabı Hakk'ın kulunu yönlendirmesidir.
Bir de şunu eklemek gerekir ki, illa da rüyanın görüldüğü şekilde gerçekleşmesi şartı yoktur. Burada dikkatimizi gördüğümüz rüya ile Cenabı Hakk'ın rızasına uygun yöne çevirerek, o yönde gayret sarf etmemiz gerektiği sonucunu çıkarmak doğru bir düşünce tarzı olacaktır.
En az rüya kadar rüyanın tabiri de önem arz eder. Hatta bazı tabirler, bu konuda ehil ağızların açıklamalarıyla vücut bularak kıymet kazanırlar.
Yusuf Suresi’nde işaret edilen hapishanedeki rüya tabiri, durumu apaçık ortaya koyar. Hatırlanacağı üzere hapishanedeki iki kişi Hazreti Yusuf’a rüyalarını anlattılar. Tefsirlerde, bu iki kişinin sadece Hazreti Yusuf'’un rüyaları nasıl tabir ettiğini merak ettiklerinden dolayı rüya uydurdukları rivayet edilmektedir. Hazreti Yusuf onların anlattığına göre tabir yapınca o iki kişi:
-Biz bunları anlattık ama rüya olduğundan emin değiliz.
Diyerek işi hafife almaya kalkıştılar.
Bunun üzerine Yusuf Peygamber:
-Belki öyle ama ben artık tabir eyledim. Allah Teala benim dediğim gibi çıkartacak.
Buyurdu ve öyle de oldu. Bu da gösteriyor ki rüya tabiri, en az rüya kadar ehemmiyetlidir. Boş, değersiz zannedilen birçok rüya, işin ilmini bilenler tarafından tabir edilince, tabir edenler vesilesiyle değerini bulur. Bazı anlamlı ve kıymetli rüya, ehil olmayanlar tarafından tabir edilince, ziyana uğrayıp boşa çıkabilir. Ya da yanlış tabir yüzünden farklı bir takım olaylar da meydana gelebilir.
Kitabımızın içindeki 2.Osman Han’ın gördüğü rüyanın, iki ayrı şahıs tarafından iki zıt manaya gelecek şekilde tabir edildiğini ve bunlardan Aziz Mahmud Hüdai’nin tabirinin doğru çıktığını okuyacaksınız. Fakat yanlış tabir edenler yüzünden, gerekli tedbirlerin alınamaması ile çok üzücü olayların meydana geldiğini de göreceğiz.
Rüya tabirinin bir standardı olmaz. Olamayışının bir sebebi de aynı rüya bile olsa, farklı kişilerde, farklı tabirlerinin olmasındandır. Düşünün ki, aynı rüyayı hanım görse farklı, erkek görse tamamıyla farklı tabiri olabilir. Ya da görülen zamana göre de farklı tabirleri olması doğaldır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, rüyanın kendisi de yorumu da Cenabı Hakk'ın katındaki ilmi ledünne ait konulardandır.
Yorumlarına göre rüyaları çeşitlendirmek de mümkündür. Mesela:
Korkulu rüyalar, yani kabus:
Bu şeytandandır. Böyle rüyaları insana şeytan gösterir. Bu tür rüyaları kimseye anlatmamak, böyle rüyaların şerrinden Allah'a sığınmak gerekir.
Gündüz vakti önem verdiğimiz bazı olayların rüyamıza girmesi:
Bu tip rüyalar, yorum yapmaya değmeyecek kadar karmaşık rüyalardır. Bir manası olsa da önemi yoktur. Yorumlamaya değmez.
Sadık ya da salih rüyalar:
Bunlara Rahmani rüya da denir. Bu çeşit rüya Allah'tandır. Sadık rüyalarda birçok müjdeler vardır. Bizi sevindirecek, içimizi serinletecek güzellikler bulunur. Geleceğe ait bazı ipuçları ifade eder. Aslında rüya deyince de bunu anlamak gerekir. Kitabımızın konusu olan Osmanlı Padişahlarının gördüğü ve gerçekleştiğini de belgeleriyle ortaya koyduğumuz rüyalar bu çeşittendir.
Efendimiz bu konuda şöyle buyurur:
 “Güzel rüya Allah'tandır. Kim güzel bir rüya görürse, onu başkasına müjdelesin. Fakat ancak sevdiği kimselere anlatsın…”
Bir başka seferde de:
“ Sizden biriniz sevdiği bir rüya görürse o Allah'tandır. Bunun için Allah'a hamd edip rüyasını söylesin. Hoşuna gitmediği bir rüya görürse o şeytandandır. Şerrinden Allah'a sığınsın ve onu kimseye de açmasın. Yoksa kendisine zarar verecektir.”
Buyurmuştur.
Yine rüya çeşitleri konusunda da:
“Rüya üçtür. Allah tarafından olup müjde veren salih rüya, üzüntü verip şeytandan gelen rüya ve insanın kendi kendine bir şeyler söyleyip tasavvur ettiğinden meydana gelen rüya.”
Buyurmuştur.
Son olarak da bir hadisi şerif şöyledir:
 “Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüş gibi olur. Çünkü şeytan rüyada benim kılığıma giremez…”
Rüya ve ilham ile amel etmek:
Rüyalar ve ilhamlar Rabbani ve Rahmani, Şeytani ve nefsani olabilirler. Bu sebeple aralarını iyi belirlemek gerekir. İslam uleması bu konularda şu şartların yerine getirilmesi durumunda amel edilebileceğini, ama hiç kimseyi zorlamanın doğru olmadığını belirtirler.
1. Görülen rüya veya ilham, dinimizin emirlerinden birini kaldırıcı veya yasaklarından birini de helal edici cinsten, yani dine aykırı ve kitaba sünnete zıt olmamalıdır.
2. Rüya ve ilhamla elde edilen bilgiler dinin bir emri gibi kabul edilmemeli, sadece tavsiye edilebilir bir husus olduğu bilinmelidir. Rüyalar ve ilhamlar birer ikazdır, irşattır. Bağlayıcı ve zorlayıcı olamaz. Bu rüya ve ilhama uyanlar diğer insanlarca ayıplanamayacağı gibi, uymayanlar da ayıplanamaz, uymaya zorlanamaz.
Günümüzde müspet ilim de rüya olayına izahlar getirmektedir. Ruh bilimi ve psikolojik açıdan yapılan ilmi tahlillerle rüyalar açıklanmaya çalışılmaktadır. Çeşitli ruhi hastalıkların tanımı ve tedavisinde bu tür çalışmalar çok faydalı sonuçlar vermektedir. Elbette müspet ilimler olayın Rahman ya da şeytan boyutuyla ilgilenmezler.
Elinizdeki bu kitap, Ertuğrul Gazi’den başlayarak Osmanlı Sultanlarından bazılarının gördüğü sadık (salih, Rahmani, sahih) rüyalar ve onların nasıl gerçekleştiği konusunda belki ilk olan bir çalışmadır. Kaynakçada verdiğimiz gibi, güvenilir kaynaklar taranarak derlenmiş bilgilerden ibarettir. Aslında konu ile ilgili o kadar çok metin var ki, bunların bir kısmı belki sonradan uydurulmuş olduğu kanaatine varılarak kitaba alınmamıştır. Kitaba aldığımız bilgilerin, kesin delilli, müstenidi olan bilgiler olmasına özen gösterdik.
Bir padişahın bir rüyasını ve nasıl gerçekleştiğini anlatırken de, o padişah ve devrinin olaylarını biraz geniş olarak ele aldık ki, rüyaları merak edenler, biraz da o devrin tarihini böylece dolaylı olarak okuyup öğrenmiş olsunlar. Bu da tarih sevgisi ve bilincinin oluşmasında belki bir nebze katkı sağlamamız neticesini doğuracaktır.
Bunun gibi iyi niyetlerimizin gerçekleşmesinde gayret bizlerden, yardım ise Allah’tandır.

 

TOP