İSTANBUL SURLARI

Zaman su gibi akıp yiyorken asırları,
Kim bilir neler gördü, şu İstanbul Surları?

“İstanbul fethedilir; mutlaka fethedilir;
O beldeyi fetheden emir, ne güzel emir,

O fethin askerleri de güzel askerdir.”
Bu muştuları veren, sevgili Peygamber’dir.

Ayasofya hayrandı o muştuyu yazana,
Ayasofya hasretti, minareye ezana.

Madem ki yüce Resul, işaret buyurmuştu,
Emirlerin hülyası olmuştu hep bu muştu.

Toplandılar binlerce kutlu çağın yıldızı,
Bu surların önüne geldiler dizi dizi.

Yıkık burçlar şahittir, kaç yiğit burda kaldı;
Doksanlı yaşlarda bir Koçyiğit burda kaldı.

Tevhidin gecikmesi giderdi ki zoruna;
Ayasofya dargındı İstanbul’un suruna,

Göğsünden ulu çınar fışkırdığı zamanda,
İstanbul sevdaları yaşıyordu Osman da.

Bu surlar görünürdü, Bursa’daki Orhan’a,
Kosova’da can veren Hüdavendigar Han’a

Peygamber muştusunu resmetti hep nakkaşlar,
Yıldırım kaç kez çarptı, dillendirsin şu taşlar,

Çelebi Mehmet köprü oldu kutlu askere,
Murad-ı Sani gelip kuşattı, hem kaç kere.

Bir çocuk ki derdi hiç olmadı çelik çomak,
Hedefleri büyüktü; çağ kapamak çağ açmak.

Mürşitlerin elinde yoğruldu deha beyin,
Bu surlarda kaç taş var, sayardı geceleyin.

Maddeyi mana ile beraberce resmetti,
Kuşanmıştı tedbiri, tekniği, feraseti.

Tahta oturduğunda, emir verdi askere,
Yürüyün çıkıyoruz bir mübarek sefere!

Dev gibi namluları çeken binlerce manda,
Ordular buluşmuştu, emredilen zamanda.

Denizde orman gibi duran direk ve yelken,
Boğazı bekliyordu, kutlu zaman gelirken.

Toplar verdikçe selam, taşlar gelirdi vecde,
Bu surlar bazen rüku ederdi bazen secde.

Her tepede bir mehter, kösler davullar kat kat,
Sesler orduya kamçı, düşmana ise tokat.

Surlar diz çöktürüldü, top top olan demirle,
Dağlar gemi taşıdı, verilen sert emirle.

O gün öyle muhteşem ve mübarek bir gündü,
Şükretti Ayasofya, kıbleye doğru döndü.

Fatih’le rahatladı, Yahudi, Rum, Ermeni;
Ey insan, senden bekler bir tek dua vermeni!

Taşlarında yazılı, kara ve ak sırları,
Artık kara görmesin, şu İstanbul Surları

Ekrem Şama

TOP