ANADOLU KİRLENİYOR

 

ANADOLU KİRLENİYOR   

Torunlarımıza hangi mirası bırakacağız?
Bırakmamız gereken, yaşanabilir bir Türkiye, temiz bir çevre…
Acaba bırakabilecek miyiz?
Yaşanabilir bir Türkiye; toplumumuza baktığımızda, eğitimimizin durumuna baktığımızda, ekonomik gidişata baktığımızda, bunun gittikçe daha zor hale getirildiğini görüyoruz. Ama ben bu yazımda çevre konusunu ele almak istiyorum.
Yaz mevsiminin başladığı şu günlerde büyük şehirlerde oturanlar köyünü kentini görmek veya orada kalmış küçük bir tarlası veya bahçesiyle birazcık ilgilenmek üzere memleketlerine gitmeye başladılar. Yıllar önce bıraktıkları gibi, yemyeşil bir çevre, pırıl pırıl akan dereler, püfür püfür esen aroma kokulu yeller hayal ederek gidiyorlar. Ama maalesef, çevre katliamının sonuçları ile hüsrana uğruyorlar.

Anadolu’daki belediyeler!..
İmkanları kıt, gelirleri kifayetsiz, yapmaları gereken temel altyapı hizmetlerinin maliyetleriyse çok yüksek.
Örneğin temiz içme suyu temin etmeleri gerek. Ama maliyetleri çok yüksek. Atık sularını arıtarak boşaltmaları gerek. Ama bu kaynaklarla imkansız. O zaman işin kolayına gitmek durumunda kalıyorlar. Kanalizasyonlarını hemen kasabanın kenarından veya içinden geçen dereye vermek. İşte yapılan bu. Atıksu ile kirlenen dere, hem çevre kirliliğine sebep oluyor, hem de bu dereden artık içme suyu elde edilmesi imkansız hale geliyor. Atıksu fazlalaştıkça hem dere kirleniyor, hem de esen rüzgara kesif bir koku karışarak köy yaşamını çekilmez hale getiriyor. Köyüne dönen ve eskisi gibi pırıl pırıl bir çevre bulacağını zannedenler de bunun için hayal kırıklığına uğruyorlar.
Birkaç gün önce tam bunları düşünürken ajanslara bir haber düştü. Sayın Hidayet Atasoy, İller Bankası Genel Müdürü feryat ediyor:
“Belediyeler israf batağına saplandılar. Verdiğimiz yaklaşık 5,5 milyar dolarlık desteğin büyük bir bölümünü kaldırım yapmak, yapılan kaldırımları söküp defalarca kısa sürede yeniden yapmak gibi fuzuli ve gösteriş yatırımlarına harcayarak israf etiler. Halbuki Anadolu’daki belediyeler içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri gibi temel hizmetlerini dahi yapamayacak durumda kaynak kıtlığı çekmektedirler.”
Büyük kentlerde sökülüp değiştirilen her bir kaldırım, yandaş müteahhitlere kaynak aktarmak, ya da yaklaşan seçimlerde halkın gözünü boyamak ve oylarını almak için lüzumsuz olarak yapılan her bir yatırım, Anadolu’da bir şirin derenin kirlenmesi, bir yeşilliğin kurutulması veya bir yeşil köyün yaşanılırlığını kaybetmesi anlamına gelmektedir.
AKP den ayrılıp Türkiye Partisi’ni kuran Sayın Abdüllatif Şener’in de geçen gün gazetelere söylediği sözler bunu teyit ediyor. Ayrıldığı partinin büyük belediyelerde nasıl yolsuzluklara göz yumduğunu ve israflarını saymaktadır. Hem de rakamlarını ortaya koyarak. Gerçi kendisi de işbaşındayken bu vurgunlar sürüp gidiyordu, o zaman ses çıkarmıyordu, ama konumuz bu değil.
Gördük ki, halkın gözünü boyayarak oy almak ve yeniden belediyeleri kazanmak mümkünmüş. Ama olan Türkiye’ye oluyor, Türkiye’nin kaynaklarının israf edilmesi ve bundan  dolayı da, lüzumlu yatırımların yapılamayışı, sebebiyle katledilen çevreye oluyor. Olanlar Anadolu’ya oluyor.
Size sesleniyorum sayın yetkililer! Anadolu hızla yaşanılır olmaktan çıkarılıyor, kirletiliyor, kıraçlaştırılıyor. Bu gidişle torunlarımıza yaşanabilir bir Türkiye ile temiz bir çevre bırakmamız imkansız gibi gözüküyor.
Ve ey halkım, gözlerini boyamakta olduklarını, kaynakların israf edilmekte olduğunu, çevrenin hızla elden gittiğini en yetkili ağızlar itiraf diyor.Sen hala fark edemiyecek misin?

GÜMÜŞ DERE BULANIK

(Nazire)
Dağ başını bırakın, ovayı duman almış,
Gümüş dere bulanmış, ormanlar da azalmış,
Kaç yıldır bekliyoruz, güneş henüz doğmadı,
Ülkenin kaynakları bir kaç kişiye kalmış.

Sert adımlarla inler her yer,
Hortumcularmış geçen meğer...

Göklerde kara bulut, kirlenmiş yeşil deniz,
Ormanlar yağmalanmış, kalmamış yeşilden iz,
Yollar da dimdik yokuş, yürü yürü bitmiyor,
Sırtlarda fukaralık, iki kattır belimiz...

Sert adımlarla inler her yer,
Medyatörlermiş geçen meğer...

Karanlıklarımızı ışıklar boğacaktı,
Güneşin üzerine güneşler doğacaktı.
Kaç defa kurtarıldık, ama yine yoksuluz.
Hani ocağımıza servetler yağacaktı?

Sert adımlarla inler her,
Ninnicilermiş gelen meğer...

www.ekremsama.com

TOP