ŞİİR EDİRNE

Koşup atıldın dedem Murad Han’ın koluna,
Atlama taşı oldun, Avrupa’nın yoluna.
Doksan sene suladın, sen Çınar’ın kökünü,
Asırlarca çekmiştin, Milletimin yükünü.
İki Murad’ı iki Mehmed’i sen besledin,
Yıldırımın atını, zafer için süsledin.

Sana mühürler vurdu, her paşa, her padişah,
Padişahlara, seni gösterdi Rasulullah.
Niğbolu, Sırpsındığı, İki Kosova, Varna…
Zaferler şan kattı hep Edirne’nin şanına.
Nice onulmaz hasta, sende buldu şifayı,
İlim öğrenilirdi, bütün yılın her ayı.
‘Şahi’nin gümbürtüsü, dağıttı kara sisi,
Fatih’in dehasıyla, geldi çağın müjdesi.
İstanbul’a gönderdin, müjdeli askerleri,
Kapanan karanlık çağ, gelemez artık geri.
Peygamber buyurdu da, Selim Han etti ferman,
Selimiye’de coştu, ihtiyar Mimar Sinan.
Şimdi semaya bakar, Dünyanın Şaheseri,
Böylesini görmedi, insanlığın gözleri.
Birbirinden güçlü kırk yiğit, kırk adet pınar,
Çıkar, demir pençeli şampiyon pehlivanlar.
Sel olmuş, gözyaşları gibi çağlamış Tunca,
Ağlamış, kardeş Tuna prangaya vurulunca.
Bir şanlı direnişe şahit olmuştu Arda,
Mazlumun ahı durur hala, zalim Bulgar’da.
Acaba, ‘tecavüze ben de şahidim’ der mi?
Mabedin kubbesine saplanmış olan mermi.
Edirnemiz aşıksız, var olabilir mi hiç?
Nice aşk hikayesi, duymuş olmalı Meriç.
Sakın mahzun olma, ey Edirne! Serhat Şehir!
Milletim sana ait öykülerle beslenir…

(İstanbul:09.06.2005)

TOP